|
16 Mart 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Guardian, hükümetin yeni eğitim reformunu Avam Kamarası'nda muhalefetin desteğiyle geçirebildiğini, partisinden 52 milletvekilinin tasarı aleyhine oy kullanmasıyla Başbakan Tony Blair'in ciddi bir darbe aldığını belirtiyor.
Gazetelerin birinci sayfasındaki diğer ortak konu ise bir ilaç denemesine katılan altı deneğin yoğun bakıma kaldırılması. Times'a göre, kronik enflamasyon, romatizmal hastalıklar ve lösemi için tedavi geliştirmek amacıyla üzerinde çalışılan ilacı alan altı denekten ikisinin durumu ağır. Hastalardan birinin kafasının üç misli büyüdüğü belirtiliyor. Gazete, bu olayın ilaç araştırmalarının geleceği açısından önemli sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. 'ABD, önleyici saldırı doktrininden vazgeçiyor' Financial Times, bugün yayımlanacak yeni ulusal güvenlik stratejisine dayanarak Amerikan dış politikasında önleyici saldırı doktrininden uzaklaşılacağını belirtiyor: "Şimdiki Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olduğu dönemde hazırlanan strateji belgesinde 2002 yılından beri ilk kez önemli değişiklikler göze çarpıyor. Terör tehdidine karşı önleyici saldırı doktrininden uzaklaşılırken, Rusya, Çin ve özellikle İran'a karşı söylemin sertleşmesi dikkat çekiyor. "Raporda, Tahran'ın nükleer faaliyetlerine gönderme yapılarak, 'İran'dan daha büyük tehdit yoktur. İran rejimi terörü destekliyor, İsrail'i tehdit ediyor, Orta Doğu barışını tehlikeye atıyor ve Irak'ta demokrasiye zarar veriyor' deniyor. "Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde demokratik dönüşüm projesine özel vurgu yapılırken, Atlas Okyanusu'nun iki yakasındaki ilişkilerin bozulmasına ve Birleşmiş Milletler'in bir kenara itilmesine neden olduğu söyleyen 'Gönüllüler Koalisyonu' ifadesi geçmiyor. Amerika'nın askeri gücüne de çok az atıf yapılıyor. Financial Times'a göre bunun yerine belgede şu ifade yer alıyor: "Gerekli olması durumunda tek başına hareket etmeye hazır olmalıyız ancak ittifaklara girmeden kalıcı sonuç alabileceğimiz fazla alan olmadığı gerçeğini de kabul etmeliyiz." 'İtalya'da şimdilik Prodi daha şanslı' Avrupa'da yayımlanan diğer gazetelerde ise Nisan ayında yapılacak İtalya seçimleri, Fransa'da süren öğrenci eylemleri ve eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloşeviç'in ölümü sonrasındaki tartışmalar öne çıkıyor. Almanya'da yayımlanan Berliner Zeitung, Silvio Berlusconi'nin önceki geceki televizyon tartışmasında rakibi Romano Prodi'nin gölgesinde kaldığını belirtiyor. "Tartışmanın sonunda Berlusconi, yapmak istediklerini anlatamamaktan yakındı. Prodi ise şaşırtıcı bir performans göstererek geçmişte Berlusconi'nin de kullandığı sloganlara başvurdu, ilerleme, gelecek, diyalog ve iç siyasetteki tansiyonun düşürülmesinden söz etti." Avusturya gazetesi Der Standart ise medya imparatoru Berlusconi'nin kendi evinde yenildiğine dikkat çekiyor: "Başbakan Berlusconi, İtalyan televizyonunun demokrasi gereği koyduğu sıkı tartışma kurallarıyla başa çıkamadı. Şimdiki duruma göre seçimlerin favorisi Prodi. Ama önümüzdeki 3,5 haftada çok şey değişebilir." İspanyol El Pais de, tartışma sonrasındaki anketlere dayanarak, halkın televizyon düellosunda Prodi'yi daha ikna edici bulduğunu aktarıyor: "Berlusconi, savunmada kaldı ve tutuk davrandı. Ancak Prodi'nin başarısı, Berlusconi'nin karşı saldırıya geçme yeteneği konusunda kimseyi şüpheye düşürmesin. Ayrıca gazeteleri ve üç televizyonu da tartışmadaki yenilgisini telafi etmek için Berlusconi'nin hizmetinde olacak." 'Fransa'da liderler halktan koptu' Fransa'da yayımlanan Le Figaro, hükümetin 26 yaşından küçüklerin işe alınmasını ve işten çıkarılmasını kolaylaştıran yasal düzenlemesine karşı çıkan üniversite öğrencilerinin eylemlerine ilişkin haberinde 46 üniversite rektörünün hükümeti öğrencilerle diyaloğa girmeye çağırdığını yazıyor. Liberation gazetesi ise hükümetle, ülke gerçekleri arasındaki uçurumun derinleştiği yorumunu yapıyor... 'Sırplar iç barışı kuramadı' Alman Die Tageszeitung'a göre eski Sırp lider Miloşeviç'in ölümü sonrasında yaşanan tartışmalar Sırpların iç barıştan hala uzak olduğuna işaret ediyor: "Sırpların büyük bir bölümü, ülkelerinin sadece askeri ve ekonomik değil ahlaki açıdan da çöküşüne neden olan liderleri Miloşeviç'e saygı duyuyorlar. Özellikle kırsal kesimde halk Miloşeviç'i bir birey olarak değil, kendilerinin bir parçası olarak görüyor." 'Savaş Suçları Mahkemesi kapatılsın' Rusya'da yayımlanan İzvestia gazetesi ise Miloşeviç'i dört yıl boyunca yargılayan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nin kapatılması gerektiğini savunuyor: "Egemen yöneticilere karşı yasal zorbalık konusunda Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nin üyeleri öyle başarılı oldular ki, bu kuruma saygı sıfıra düştü. Bu gereksiz kurum artık kapatılabilir. Zorbalık konusuna gelince, Amerika'nın Guantanamo üssü var." 'Mahkeme tek şansımız' Guardian gazetesi yazarı Timothy Garton Ash ise, mahkemenin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor: "Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi Miloşeviç'inkine benzer yöntemler izleyen liderlerle başedebileceğimiz en iyi kurum. Bu mahkemenin varlığı her despota kendi ülkesinin sınırları içinde bile olsa kimseye zulüm yapamayacağını hatırlatacak. Bence mahkemeyi bundan böyle sadece 'Lahey' diye anmalıyız. Banquo'nun hayaleti sürekli olarak Macbecht'in kulağına "Lahey'i hatırla" diye fısıldamalı... "Ancak mahkemenin ciddi sorunları var. Mahkeme, kuruluşunu düzenleyen anlaşmalar gereği sadece ilgili ülkelerin soruşturma ve yargılama yapmakta isteksiz ve gönülsüz davranması durumunda devreye girebiliyor. Bunun sonucu olarak da Sudan gibi gangster devletler, soruşturma yapmaya istekliymiş gibi davranıyor." Timothy Garton Ash, "Ama bundan daha da kötüsü var" diyor ve ekliyor: "Dünyanın en büyük ve en güçlü ülkeleri henüz bu mahkemeyle ilgili uluslararası sözleşmeyi onaylamadı. Mahkemeyi boykot eden ülkeler arasında Rusya, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri de var. ABD mahkemeye muhalefetinde daha da ileri giderek, bazı üye ülkeleri, Amerikaların bu mahkemede yargılanmasını önleyecek ikili anlaşmalar imzalamaya zorladı. "Bu 1945'ten sonra uluslararası hukukun temelini oluşturan düzenlemelere büyük katkıda bulunan Amerika için utanç verici bir durum. Amerika'yı kendi geleneklerine saygı duymaya zorlamalıyız. Kuşkusuz Bush yönetimi bunu yapmayacak. Clinton, sözleşmeyi başkanlığının noktalanmasına son birkaç saat kala imzalamıştı. Yerine gelecek başkan ve Kongre'nin bunu onaylamayacağını biliyordu. Belki gelecek başkan - Bayan Clinton olursa - bunu yapabilir. 'Şükrü Saraçoğlu Stadı da aday' Daily Telepraph İsrail'in Tel Aviv kentindeki Ulusal Stadyum'un, 2008 UEFA Kupası'nın finali için aday gösterildiğini duyuruyor. Ülke federasyonlarının final için UEFA başvuru süreleri bugün doluyor. UEFA Kupası finaline aday yerler arasında, İstanbul'daki Şükrü Saraçoğlu Stadı da var. Diğer adaylarsa; İngiltere'den City of Manchester ve Riverside stadyumlarıyla, Almanya'dan Hamburg AOL Arena ve İspanya'dan Murcia Nueva Condomina Stadı. | İlgili haberler 15 Mart 2006 Basın Özeti15 Mart, 2006 | Basın Özeti 14 Mart 2006 Basın Özeti14 Mart, 2006 | Basın Özeti 13 Mart 2006 Basın Özeti13 Mart, 2006 | Basın Özeti 12 Mart 2006 Basın Özeti12 Mart, 2006 | Basın Özeti 10 Mart 2006 Basın Özeti10 Mart, 2006 | Basın Özeti 9 Mart 2006 Basın Özeti09 Mart, 2006 | Basın Özeti 8 Mart 2006 Basın Özeti08 Mart, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||