|
12 Ocak 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa'nın gözü bugün İran'ın nükleer araştırmalarını yeniden başlatma kararını gelişmeleri görüşmek üzere bir araya gelecek Almanya, Fransa ve İngiltere bakanlarının toplantısında.
Times, bundan sonraki süreci anlatırken, bakanların muhtemelen Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nu iki hafta içinde toplantıya çağıracaklarını, burada da BM Güvenlik Konseyi'ne sevk kararı çıkacağını belirtiyor. "Güvenlik Konseyi ise muhtemelen herhangi bir adım atmadan önce Kurum'un başkanı Muhammed Baradey'den yeni bir rapor isteyecek. Rapor 30 gün içinde hazırlanacak. Bunun ardından da 15 üye İran'dan eylem talep ederek yaptırım ihtimalini değerlendirmeye başlayacak." Peki nedir tam olarak atılması gereken adım? Bu konuda görüşler çok çeşitli. Almanya'da Frankfurter Rundschau, "İngiltere bu konuda 'her seçenek için kapı açık' derken, sanki bir sürü etkili seçenek varmış gibi konuşuyor" diyor. "Oysa Batı oldukça çaresiz, sürecin tırmanması kaçınılmaz; hala belirsiz olan tek şey tırmanmanın ne hızda olacağı" Fransa'da Le Monde, İran'ın meseleyi dönüşü olmayan bir noktaya taşıdığı yorumunu yapıyor. "İran, Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin uyarılarına kulaklarını tıkayarak Amerikalı ve Avrupalıların çizdiği kırmızı çizgiyi geçti. Meydan okuma, İran'ın genel tavrı açısından mantıklı. İran, uluslararası toplum içindeki bölünmelerden faydalanarak zaman kazanmaya çalışıyor." Guardian'da yazan Timothy Garton-Ash, yaptırım gibi dış baskıların rejimi zayıflatmayıp güçlendireceğini vurguluyor. "Ne yaptırımlar, ne de askeri müdahale çözüm olabilir" diyerek; uluslararası toplumu İran halkını karşısına almaması konusunda uyarıyor. "Avrupalılar İran'ın nükleer silah edinmesi ihtimalini çok ciddiye almalı. Avrupa ve Amerika istihbarat servisleri eldeki tüm bilgilerini paylaşımalı. Bunun ardından nasıl bir diplomatik adım atabileceğimizi değerlendirmeliyiz. Ve bunu yaparken de İsrail hariç muhtemelen bölgedeki en batı yanlısı halk olan İran toplumunun başlıca müttefikimiz olduğunu unutmamalıyız." Independent yazarı Adrian Hamilton ise İran'ın uluslararası anlaşmalar uyarınca nükleer program geliştirme hakkı olduğunu vurgulayarak, "Gerçeği kabul edelim İran yanlış bir şey yapmıyor" diyor. "İranlılar çetin pazarlıktan keyif alır ve egemenlik hakları konusunda son derece milliyetçidir. Uluslararası toplum bile bile, bu noktaların her ikisini de zorladı." "Bu yüzleşmenin kontrolden çıkmasına gerek yok. İran uranyumunu zenginleştirecek, Burası kesin. Avrupalıların, gönülsüz bulduğu önerilerini de kabul etmeyecek." "Ama İran bir enerji kaynağı olarak tecrit edilemeyecek kadar önemli, itilip kakılamayacak kadar gururlu. Uluslararası toplumun elinde, nükleer programın barışçı amaçlarla yürütülmesini temin edecek katı denetimler yaptırmak için nüfuz var. Var gücüyle bu denetimi sağlamaya çalışmalı." "Rejimi beğenmeyebilirsiniz ama İran, Orta Doğu'da kilit oyunculardan birisi ve bizim de onlara buna uygun şekilde muamele etmemiz gerek." Kuş gribi Türkiye'ye yerleşir mi? İngiliz basını Türkiye'de 81 ilin üçte birinde görüldüğüne dikkat çektiği kuş gribiyle ilgili gelişmeleri izlemeyi sürdürüyor. Financial Times, Birleşmiş Milletler'in kuş gribinin Türkiye'de, 'yaygın ve bölgede olağan şekilde görülen bir hastalık' niteliği kazanmasından endişe ettiğine dikkat çekiyor. "Türkiye'deki Dünya Sağlık Örgütü ekibinin başkanı Guenael Rodier de Türkiye'de insanların hayvanlarıyla daha yakın temasta olduğuna dikkat çekerek, "Türkiye'de insan ve hayvan alemleri arasındaki cephe hattı başka ülkelerdekinden çok daha uzun" dedi." Guardian da Gıda ve Tarım Örgütü FAO yetkilisi Juan Lubroth'un sıkı önlemler sonucu virüs "bilinen ve henüz bilinmeyen her yerde" tecrit edilemezse daha pek çok hayvan ve insan vakasıyla karşılaşabileceği uyarısına yer veriyor. Times krizin yarattığı tehlikeyi bir karikatürle tasvir etmiş. Karikatürde 'mahşerin dört atlısı'nı görüyoruz, can almak için dört nala giden üç atlının yanındaki dördüncü binici ise, bir tavuk üzerinde yol alıyor... Times, risk danışma kuruluşu Maplecroft'a göre, insandan insana yayılan bir salgın tehdidi açısından, en büyük tehlike altındaki ülkeler şu ana dek virüsün insanlarda belirlendiği ve Türkiye'nin de aralarında olduğu ülkeler. Kuruluş, ekonomininin dışa açıklığı, kentsel nüfus yoğunluğu, turist ve göçmen trafiği gibi unsurların riski artırdığı yargısında bulunuyor. Bu ölçütlere göre, hastalığın yayılması riski açısından dünyada ilk sırada gelen ülke ise İngiltere. Salgından etkilenme oranına göre ise, İngiltere'nin yeri, yapılan hazırlıkların etkisiyle 25. sıraya iniyor. İklim için çözüm arayışı ABD ve Avustralya'nın öncülüğünde Sydney'de devam eden iklim değişikliği konferansı konusunda Independent eleştirel, 'sorun yadsınıyor' diyor. "Küresel ısınmaya dair kanıtlar katlanarak artıyor. Radikal eylem ihtiyacı ertelenemez. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre hükümetler enerji siyasetlerini böyle sürdürürse, 2030'da atmosfere bırakılan gazlar 2005'ten yüzde 50 fazla olacak. Bu sorun, çözümü piyasa koşullarına bırakılamayacak kadar ciddi." Küresel ısınma konusunda yeni bir bulgu ise hesapları karıştırmaya aday... Daily Telegraph ormanların metan ürettiğinin belirlendiğini aktarıyor. "İlk kez bitkilerin en tehlikeli sera gazlarından birisi olan metanı kaydadeğer miktarlarda ürettiği belirlendi. Yeni Zelanda'daki Ulusal Su ve Atmosfer Araştırmaları Enstitüsü, karbon dioksiti çekip nötralize ederek küresel ısınmayı azalttığını bildiğimiz ormanların, 'metan üreterek ısınmayı artırması ihtimalini belirledik' diyor." Ancak uzmanlar yine de metan üretiminin etkisinin karbon dioksitte sağlanan fayda karşısında ağırlık taşımayacağını savunuyor. Anayasa öldü mü? Avrupa Birliği'nin anayasası konusunda son günlerdeki temaslar konuyu yeniden gündeme taşıdı. Avusturya gazetesi Der Standard, 'Avusturya'nın anayasa planları püskürtüldü' manşetini kullanmış. "Dönem başkanı ve Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'in 'anayasa ölmedi' sözlerinden sadece iki gün sonra, Hollanda dışişleri bakanı anayasa taslağının "ölmüş" olduğunu ilan etti." "Ben Bot, Avusturya'nın bu konudaki tartışmaları yeniden açma önerisini de kesin bir dille reddetti. Hollandalıların yüzde 61 ile reddettiği anayasa ardından, Avrupa hala Hollanda siyasetindeki tabu konulardan birisi." İngitere'de Daily Telegraph Bot'un bu açıklama ile, Avrupalı liderlerin aylardır süren 'bu gerçeği ilk ilan eden kişi ben olmayayım' mücadelesine ve gerçeği yumuşatma çabaları dönemine nokta koyduğunu yazıyor. Almanya'dan Der Tagesspiegel ise Anayasanın ölmediğini savunmanın; "Yaşayan Ölülerin Gecesi" adlı filmi akla getirdiğinden söz ediyor alaycı bir dille: "Anlaşılan o ki zombiler Viyana'ya varmış. Başbakan Schüssel'in kendisine iddialı bir rol biçmek istemesi anlaşılabilir ama, kendisi yanlış filmde... Çünkü anayasa şu haliyle yeniden canlandırılamaz. " Gazete Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın anayasanın sadece bazı bölümlerini alıp kullanma önerisini daha akılcı buluyor. "Fransa Cumhurbaşkanı haklı, ölümden sonra yapılabilecek tek şey, cesedi organ naklinde kullanmak." Merkel-Bush buluşması Almanya Başbakanı Angela Merkel, bugün ilk Washington gezisi için yola çıkmaya hazırlanırkeni Financial Times'ta Quentin Peel, ilişkilerin, olası seyrini tartışmış. Peel, Merkel'in Almanya - ABD ilişkilerinin yakınlaşması hedefinin tarafların çıkarları ölçüsünde gerçekleşebileceğine dikkat çekiyor. "Görüşmenin zamanlamasını veya iki lider arasında yakalanacak kimyayı aşırı öne çıkarmak yanlış olur. Siyasetleri ve kişileri bir kenara bıraktığınızda; sonuçta şimdi Amerika ve Almanya soğuk savaş günlerine göre çok farklı ülkeler. Bayan Merkel'in dış politikanın özünü ne ölçüde değiştireceğini ya değiştirebileceğini abartmak hatalı sonuç verir." "Ancak Merkel dengeli hareket ediyor. Önce atmosferi ılımlılaştırıp sonra hamlesini yapıyor. 'Guantanamo gibi bir kurum olmamalı' sözlerini (Gerhard) Schröder söylese Beyaz Saray'da kıyamet kopardı. Merkel'in sözlerini sadece hafifçe kaşlarını kaldırarak dinlediler." "Amerika Bush'tan beri değil, soğuk savaştan beri daha tek taraflı hareket ediyor. Almanya da Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana ulusal çıkarları konusunda daha hassas. Bu açıdan Merkel de en az Schröder kadar iddialı olacaktır." "Öte yandan Merkel, Amerika'nın arzusunun aksine Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne üye olarak kabul etmeye istekli değil, Ukrayna'ya üyelik kapısını aralamaya da... Merkel pragmatik bir lider. Önce Alman, sonra Avrupalı, sonra Atlantik ilişkileri mensubu. Bush bunu anlayabilirse, iyi geçinecekler." Cumhuriyetçilere çağrı Amerika Birleşik Devletleri'nin gündemini en çok meşgul eden konulardan birisi Kongre üzerinde dolaşan yolsuzluk soruşturmaları ihtimali. Daily Telegraph, Demokratların Kongre'deki 40 yıllık hükmüne son vermiş olan eski Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich ile bir mülakat yapmış. Gingrich Cumhuriyetçi siyasetçilere uyarılarda bulunuyor. "İnsanlar bizi yolsuzluğa göz yuman kişiler olarak görürse başımız gerçekten dertte" diyen Gingrich, gündemdeki mali skandalların Cumhuriyetçileri yaklaşan Kongre ara seçimlerinde zorda bırakabileceğini kabul eden ilk düzey yetkili oldu." "Gingrich "Cumhuriyetçiler şimdi, yeniden bir reform partisi olduklarını kanıtlayarak lobicilik ve siyasette bağış parasının kullanımı konularında çok ciddi reformlar yapmalı. Bunun başka yolu yok." diyor. Ukrayna-Rusya ilişkileri Ukrayna'da Rusya ile yapılan doğal gaz anlaşmasına tepki olarak hükümetin düşürülmesi sonrası belirsizlik hakim. Financial Times, hükümetin düşürülmesi konusundaki hukuki tartışmalar sürerken, muhaliflerin Mart ayındaki genel seçime anlaşmanın yeniden müzakeresi vaadiyle gireceğini; Ukrayna'nın Rusya ile yaptığı anlaşmanın hükümlerinin şimdiden tehlikede göründüğünü savunuyor. "Ukrayna şimdi 95 dolara yükselen fiyattaki artışı karşılamak için başta Türkmenistan olmak üzere diğer Orta Asya ülkelerinin gazına ağırlık verecek ama Türkmenlerin de, şu anda 50 dolar olan fiyatlarını artırmak üzere harekete geçmesi bariz bir risk." Independent, gelişmelerin "Putin ve Yuşçenko'yu işbirliğine sevkettiğini belirterek "Putin devrimciler arasında yeni dostlar buldu" yorumunu yapıyor. Times başyazısında Cumhurbaşkanı Yuşçenko'nun siyasi düşmanlarını fırsatçılıkla suçladığını kaydediyor. "Bu açmaz Turuncu Devrim'in, bir önceki Moskova yanlısı hükümetin tipik özelliği olan fırsatçılık ve iç çekişmeler dönemini geride bırakacağı umutlarına son veriyor. Yuşçenko, yönetimindeki yolsuzluk suçlamaları dolayısıyla zaten zayıflamış durumda. Aksayan ekonomi ve anayasal açmaz, düşmanlarına seçim öncesi daha fazla sorun çıkarma fırsatı veriyor." "Rusya da Ukrayna da kavgalarının kendi kendilerine nasıl zarar verdiğini çabucak farketti. Yuşçenko dün Putin ile uzlaşma dilini konuşuyordu. İyi komşuluk ilişkileri her iki taraftaki milliyetçilerin de arzusu değil. Her iki liderin de şimdi onları başarısızlığa uğratması gerekiyor." İngiliz generalden ABD'ye eleştiri İngiliz ordusundan Tuğgeneral Nigel Aylwin Foster'ın Irak'taki Amerikan ordusuna eleştirileri, hemen tüm ingiliz gazeteelrinde yer bulmuş. Guardian Irak ordusunun eğitiminden sorumlu en üst düzey ikinci yetkili olan Aylwin Foster'ın hükümlerini şöyle sıralıyor: "Aylwin Foster, Irak'taki Amerikan ordusunu kültürel hassasiyetlere göre davranamamak, kurumsal ırkçılık, yersiz iyimserlik ve isyancılarla mücadeleye uygun eğitim almamış olmakla eleştiriyor. Güç kullanımına aşırı vurgu yapıldığını, herşeyin başarılabileceği anlayışının askerleri bir şeyler yanlış gittiğinde üstlerine bildirmemeye sevkettiğini söylüyor." "Şaşırtıcı olan Amerikan kara kuvvetlerinin dergisi Military Review'un bu sert yorumları yayımlama kararı alması." diyor Guardian. Ancak İngiliz Tuğgeneralin bazı Amerikalı generallerce ukala ve züppece davranmakla eleştirildiğini de ekliyor. Eğitim bakanına baskı İngiltere'de iç gündemde çocuklara yönelik tacizde bulunma sicili bulunan kişilerin okullarda çalışmak için onay aldığının belirlenmesi ile patlak veren tartışma da önemli yer tutuyor. Times bugün manşetine taşıdığı haberde, en az 10 taciz mahkumunun son üç yılda çocuklarla içiçe olacakları işlerde çalışmak için ilgili makamlardan olur aldığını duyuruyor. Daily Telegraph bu skandal ardından Eğitim Bakanı Ruth Kelly'nin geleceğinin belirsiz olduğu yorumunu yapıyor. | İlgili haberler | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||