|
9 Ocak 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bugünkü İngiliz gazetelerinin hepsinde Türkiye'deki kuş gribi vakalarıyla ilgili haberler geniş yer buluyor.
Guardian, "başkent Ankara'da üç kişide daha tespit edilmesyle, ölümcül kuş gribi virüsü, Avrupa'ya doğru önemli bir adım daha katetti" diye yazıyor. "Uzmanlar halka en kıymetli varlıkları olan hayvanlarını teslim etmemenin tehlikelerini anlatmakta güçlük çekiyor" diyor. Times da atılan adımlara rağmen rağmen, önlemlerin sık sık delindiğinden dem vuruyor. Daily Telegraph "Ölümcül virüs Avrupa'nın kapısında" derken şu noktaya dikkat çekiyor: "H5N1 virüsü herşeyden önemlisi çok kolay bulaşabilen bir tür değil. Dünya Sağlık Örgütü'nün üst düzey bulaşıcı hastalık uzmanlarından Klaus Stöhr, son vakaların dünya genelinde insanlar için tehlikenin arttığı anlamına gelmediğini söylüyor." Financial Times,"İran Türkiye'ye bir sınır kapısını kapattı, Rus sağlık görevlileri ise tatilcileri ülkeye gitmeme konusunda uyardı." diye yazmış. Gazete, milyonlarca hacı adayını ağırlayan Suudi Arabistan'ın da artan kaygılar dolayısıyla önlemlerini artırdığını vurguluyor. Avusturya anayasayı tartışmak istiyor Avusturya Avrupa Birliği'nde başkanlık dönemini bugün resmen başlatırken en önemli önceliği anayasa tartışmalarını canlandırmak olacak. Financial Times, Avusturya'nın anayasanın parçalarının onaylanarak hayata geçirilmesine yönelik stratejilere karşı olduğunu hatırlatırken Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'in anayasanın bütününü kurtarmak için altı aylık bir "güven artırma dönemi" ve "hava değişikliği" öngördüğünü yazıyor. Gazete, "ancak anayasa konusunda Avrupa genelindeki anlaşmazlıklar Başbakan Schüssel'in hükümeti içinde bile kendini gösteriyor" diyor: "Schüssel seçenekleri açık tutmayı savunurken koalisyon ortağı ve yardımcısı Hubert Gorbach, anayasanın bu haliyle ölmüş olduğu inancında... " Gazete başyazısında ise Schüssel'in planlarına pek katılmıyor: "Wolfgang Schüssel, Avrupa Anayasası konusunda geçen Haziran'da kararlaştırılan 'durup düşünme' süresinin artık dolduğuna inanıyor. Ama AB'nin şu anda kurumsal düzenlemeler konusunda bölünme yaratacak yeni bir tartışmaya ihtiyacı yok. Avrupa'nın vatandaşları, önceliğin istihdama ve ekonomik performansa verilmesini istediklerini açıkça gösterdi. Anayasa metninin bu anlamda en faydalı bölümlerini seçip almak muhtemelen en iyi çözüm olacaktır. Mesela Bakanlar Konseyi'nde daha fazla şeffaflık sağlamak iyi bir başlangıç olabilir." "Schüsssel'in daha da öncelik vermesi gereken konu ise daha rekabetçi bir ortam sağlamak için hayati önemdeki Hizmetler Tüzüğü üzerinde bir an evvel uzlaşma sağlamak." Gözler Olmert'te İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un bugün narkozdan çıkarılmasına hazırlanılırken, gözler yerini alması olası görülen Ehud Olmert üzerinde... Guardian, doktorları Şaron'un liderlik yapamayacak durumda olduğu hükmünü açılarsa kabinenin yeni bir başbakan seçmesi gerekecek diyor. "Ki bu da muhtemelen, dün deneyimli devlet adamı Şimon Peres'in desteğini arkasına alan Ehud Olmert olacak. " Financial Times, Olmert'in son günlerde çok başarılı bir imaj çizdiğini ve aklı başında bir devlet adamı görünümüyle İsrail'in liderliğine oynayabileceğini kanıtlamaya giriştiğini belirtiyor: "Olmert Şaron'un son beş yılda görevdeyken edindiği saygıdeğer devlet adamı niteliklerine sahip olmayabilir. Ama başbakan da şimdi onu övenlerin bir zamanlar kendisinden nefret ettiği bir ortamdan sıyrılmıştı..." Independent ise şöyle tanımlıyor Olmert'i: "Futbola, dış seyahatlere, ve havana purolarına düşkün, kurumsal hukuk uzmanı avukat Ehud Olmert, tam başbakan olmak için siyasete girecek insan tipi. 60'ına geldiğinde artık bu şansı kaçırmış gibi görünüyordu ki Ariel Şaron'un ikinci beyin kanaması ona hayatının fırsatını sundu. Dostlarına göre bunu kaçırmayacak." "Sağ görüşlü bir siyonist aileden gelen Olmert, 'Prens' denen babaları ardından meclise giren ikinci nesil siyasetçilerden. Eşi ve dört çocuğunun ise sol eğilimde olduğu biliniyor. Şimdi onlara istedikleri iki devletli çözümü sağlayabileceğini göstermesi gerekiyor." Şiddet üniversitelerde Daily Telegraph, Irak'ta öğrenciler arasında aşırı eğilimlerin şiddetlendiğine dikkat çekiyor. "Bir zamanlar laik ve batılı nitelikleri ile gurur duyan Irak üniversitelerinde şimdi köktenciliğin ve siyasi mücadelenin etkisi giderek güçleniyor. Ülke genelinde farklı etnik ve dini gruplar birbirlerinden ayrı alanlara çekilirken, bir arada bulunmaya devam ettikleri üniversitelerde şiddet olayları hızla artıyor." "Öğrenciler siyasi örgütlerin üniversitelerdeki toplantıları engellediklerini, kavgalar çıktığını, derslerde siyasetçiler lehinde tezahüratlar yapıldığını hatta olaylara müdahale eden ılımlı öğretim üyelerinin suikasta kurban gittiğini anlatıyor. Irak genelinde öldürülen akademisyenlerin sayısı kesin olarak bilinmiyor. Ama Bağdat Gençlik Örgütü yetkilileri bu sayının yüzlerle ifade edildiğini söylüyor." Washington'da rüşvet bulutları ABD'nde Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi'ndeki grup lideri Tom DeLay'in yolsuzluk suçlamaları nedeniyle dört ay önce 'geçici' olarak ayrıldığı görevini şimdi tamamen bırakması, dikkatle izlenen bir gelişme. Independent, bu hafta yeni lider arayışının hemen başlayacağını belirtirken şöyle aktarıyor gelişmeleri: "DeLay'in durumu eyaleti Teksas'taki bağış usülsüzlükleri dolayısıyla hakkında yapılan iki suç duyurusu ardından zaten baltalanmıştı. Gözden düşen süper lobici, Jack Abramoff'un savcılara karıştığı yolsuzluk skandalında bilgi vermeyi kabul etmesi ardından ise, Delay'in durumu taşınamaz bir hale geldi." Gazete, rüşvet ve yolsuzluk skandalına adı karışanlar sadece Cumhuriyetçiler olmasa da, bu yılki Kongre ara seçimlerinde bu durumdan en zararlı çıkanın onlar olabileceğine işaret ediyor. Guardian yaşananları "sistemde bir kriz" olarak ifade ediyor. Gazetenin yazarlarından Gary Young'a göre bunun nedeni, "lobicilerin Washington'u zehirlemiş olması". "CNN ve USA Today'in yaptığı bir kamuoyu yoklamasına göre Amerikalıların yüzde 49'u milletvekillerinin yolsuzluğa bulaştığına inanıyor. Genel inanç bunun kurumsal değil, kişisel bir sorun olduğu şeklindeydi. Amerikalılar buna hala inanıyorsa, o zaman Jack Abramoff'u tanımıyorlar demektir." Young lobicilerin etkisini şu şekilde anlatıyor: "Halkın üçte ikisi ulusal bir sağlık sistemi isterken altı Amerikalıdan birisinin sağlık sigortası olmamasının nedeni, kurumsal lobi sorumluları. Halkın yüzde 86'sı yüklü bir artışı savunurken son 9 yılda asgari ücretin artmamasının nedeni de onlar. Bu insanlar kâr adına demokrasi ilkesini beş paralık ediyor, zaten sağlıklı olmayan siyaseti kanser gibi sarıyorlar." Kennedy'ye varis arayışı İngiltere'de ise parlamentodaki üçüncü parti olan Liberal Demokratların lideri Charles Kennedy'nin alkol sorunları olduğunu itirafı ardından kendi milletvekilllerinin baskısıyla gelen istifası, iç siyasetin başlıca konusu olmayı sürdüryor. Independent'tan Steve Richards'a göre :"Krallarını katletmek partinin yaşayacağı sorunların sadece başlangıcı... " Times, manşetini ayırdığı haberde, partinin lider seçiminde bir iç savaşa doğru gittiği uyarısında bulunuyor. Partinin liderliği için şimdi iki güçlü aday var. "Kennedy'yi destekleyen parti tabanı ise açık bir isyana gitme tehdidinde bulunurken, liderlik mücadelesi de şimdiden saldırı ve intikam girişimleri ile doldu. Times ayrıca, geçen yıl 2 milyon 400 bin sterlin ile partinin en büyük mali katkıcısının da Kennedy'ye yönelik tavra tepki olarak bugün partiden desteğini çektiğini açıklayacağını öğrendi." İspanya'da darbe tartışmaları Times, İspanya kara kuvvetleri komutanının, "ülkenin bütünlüğü" konusundaki uyarıları ardından Cumartesi günü ev hapsine alındığını hatırlatıyor. "Korgeneral Jose Mena Aguado, Madrid yönetimi kuzeydoğudaki Katalonya bölgesine daha fazla özerklik verirse, bunun ciddi sonuçları olacağını; hükümetin yetkileri açısından 'anayasal sınırları aşması halinde' askeri müdahale olabileceğini söylemişti." "Hükümet bu açıklamaya Korgeneral'i ev hapsine alarak karşılık verdi. Aguado'nun muhtemelen ordudan atılması da istenecek. Bu ülkede 1978'te demokrasiye dönüşten bu yana görevdeki bir askere verilen en sert ceza. "Ülkede ordunun rolü, 1936 - 1939 arasındaki iç savaşa yol açan General Franco'nun darbesinden bu yana çok hassas bir konu. Anayasaya göre ordunun tarafsız olması gerek. Ama ülkenin bütünlüğünü korumak için müdahale hakkı da var." Genelde temkinli bir komutan olarak tanımladığı Aguado'nun bu gibi konularda konuşmadığını belirten Times, bir diğer emekli generalin: "İspanya'nın bölünmesiyle sonuçlanabilecek tehlikeli bir ortamdayız, ama siyasetçiler bunun kabul etmek istemiyor" sözlerini aktarıyor. Tartışmanın odağında ülkenin en geniş özerkliğe sahip bölgelerinden Katalonya'nın vergilendirme üzerinde daha fazla denetim sahibi olma, bütçeye katkısını azaltma ve ulus olaerak anılma talepleri var. 'Yönetimde kadın görmek istiyoruz' Guardian Norveç hükümetinin şirketlere cinsiyet eşitliği konusunda rest çektiğini haber veriyor. "Norveç eğer iki yıl içinde yönetim kurulu üyelerinin yüzde 40'ı kadın olmazsa büyük şirketlerin kapatılabileceği tehdidinde bulundu. Kabinesinin yüzde 50'si kadınlardan oluşan hükümet, Oslo borsasında işlem gören 500 büyük şirketin yönetim kurullarında da kadınları görmek istiyor. "Kamuya açık şirketlerin yarısının yönetim kurullarında hiç kadın üye yok. Devlete ait şirketlerde bu oran yüzde 45." "Eşitlikten sorumlu olan kadın bakan Karita Bekkemellem, 'erkeklerin kadınları ataması için 20-30 yıl daha beklemek istmemiyorum' diyor." | İlgili haberler | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||