|
11 Eylül 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Katrina kasırgası ardından felaketle mücadele konusu, bu Pazar günü de İngiliz basınında öne çıkan konular arasında.
Sunday Times gazetesinin başlığı: "İngilizler: Bush Katrina krizini, yüzüne gözüne bulaştırdı, diyor" Sunday Times 'ın 8 - 9 Eylül tarihlerinde yaptırdığı ankete göre, İngilizlerin yüzde 86'sı, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un, krize müdahalede "yetersiz" veya "çok yetersiz" kaldığını düşünürken, yüzde 70'i, Başkanı, genel olarak yetersiz buluyor. Anket sonuçlarına, Amerika'ya Irak'ı işgali nedeniyle duyulan düşmanlığın, çok da etkisi olmadığı düşünülüyor. Zira, ankete katılanların yarıdan azı, yani sadece yüzde 48'i, felaketle mücadelede karşılaşılan sorunlara gerekçe olarak, para ve insan gücünün Irak'a kaydırılmış olmasını göstermiş. Ancak anketle ortaya çıkan asıl düşmanlık, yine Başkan Bush'a yönelik: Oyların yüzde 57'si "Bush'un, Amerika'nın bugüne dek gördüğü en kötü başkan olduğunu" gösteriyor. Amerika'da kısa süre önce yapılan bir kamuoyu yoklaması da halkın yüzde 55'inin Katrina sonrası müdahaleyi yetersiz bulduğunu ortaya koymuştu. Observer gazetesi de Katrina kasırgasına başsayfadan yer veriyor, ancak İngiltere Başbakan Yardımcısı John Precott'ın bu konudaki sözlerini öne çıkararak... Prescott, dün Amerika'nın "iklim değişikliğiyle mücadele önerilerini reddetmesinin, New Orleans felaketini getirdiğini" söylemişti. Gazeteye göre Amerika'da zaten uzun süredir küresel ısınmanın son dönemde yaşanan şiddetli kasırgalardan ne kadar sorumlu olduğuna ilişkin bir tartışma sürüyor.. Başkan Bush ise insan faaliyetlerinin küresel ısınmaya yol açmayacağına inanıyor. Bu yıl başından bu yana, ortalamanın üzerinde, en az 15 büyük kasırga görüldü. 11 Eylülden dört yıl sonra Independent on Sunday "dört yıl sonra New York hala Sıfır noktasından bahsediyor ve ölülerini gömüyor" başlığını atmış. Amerika Birleşik Devletleri çapında, New York'taki saldırıları anmak için düzenlenen törenlerden bahseden gazete, "Sıfır noktası, yani binaların yıkıldığı nokta"nın yeniden düzenlemesinin tartışma yarattığına dikkat çekiyor. Kurbanların yakınlarından bazıları, buraya inşa edilecek bir sanat merkezinin, dikkati terörle mücadeleden uzaklaştıracağını savunuyor. Habere göre saldırıları yaşayanların yüzde 69'u hala haftada en az bir kez, 11 Eylül saldırılarını düşünüyor. Gazete ayrıca daha geçen hafta bir kurbanın kimliğinin daha tespit edildiğini ve bu kişi için cenaze töreni düzenlendiğini belirtmiş. Observer yazarlarından Mary Riddell ise 11 Eylül saldırıları ile Katrina kasırgasını ilişkilendirdiği yazısına "Halka ihanet" başlığını atmış. Katrina'dan çıkarılacak evrensel dersin çok daha kapsamlı olduğunu dile getiren Riddell, "Amerikalılar ve diğer uluslar için bugün sıfır yılı anılıyor" demiş. Riddell şöyle sürdürüyor yazısını: "Dinin, Bush'un açtığı iyiyle kötünün; sağ kanat Hıristiyanlıkla radikal İslamın savaşıyla içiçe geçip yeniden canlanması, dört yıl önce başladı. 11 Eylül sonrası sağlanan dayanışma ortamı, seçmenlerin herşeye körü körüne inanmasına neden oldu. Irak'ın işgaline en şiddetli biçimde karşı çıkanlar dahi, Saddam'ın kitle imha silahlarının, savaş açmak için kaşınan liderlerin fantezisi olduğunu gördüklerinde şoke olmuşlardı." "Başka haçlı seferleri de olacak. Bush, hala İran'ın gözünü korkutuyor. Blair sanki uygarlığın temel direği değil de cihat için savaşanlara karşı bir kalkanmışcasına bahsediyor, adalet ve insan haklarından. New Orleans felaketi ise en çok güçlüden yana tutum izleyenlere bir hatırlatma oldu." "Liderlerimizin başına bir trajedi geldiğinde, herhangi bir bilgelik sergilemediler ve güveni de hak edecek bir şey yapmadılar. Bundan sonra da asla haketmeyecekler." BM zirvesi İngiliz pazar gazetelerinde öne çıkan bir diğer konu da, gelecek hafta New York'ta 191 ülkenin katılımıyla yapılacak Birleşmiş Milletler zirvesi. Doksanlı yıllarda İngiltere'nin Birleşmiş Milletler daimi temsilciliği görevini üstlenen Lord Hannay, Independent on Sunday'deki yazısına " Hassas ve zayıf olan Birleşmiş Milletler'in, bir de etkisiz olmasına izin vermeyelim" başlığını atmış. Lord Hannay özetle şöyle sürdürüyor yazısını: "Hükümet liderleri, bu hafta sonu bir araya geldiklerinde, Birleşmiş Milletler'in izlediği politikalarda büyük bir reform ihtiyacı içinde olduğunu görecekler. Alacakları kararlar, örgütün güçlenmiş biçimde yeni bir rotayı tercih edip etmediğini de gösterecek. Bu, örgütün 60 yıl önce kurulmasından bu yana görülen, en kapsamlı reform paketi." "Son aylarda, Asya'daki tsunami felaketi ve Darfur'un içinde bulunduğu durum, bize Birleşmiş Milletler'in ne kadar vazgeçilmez bir kurum olduğunu hatırlattı, ama aynı zamanda da ne kadar hassas ve zayıf olduğunu da gördük. Ancak asıl trajedi New York'ta görüş ayrılıkları sonunda hem vazgeçilmez hem de etkisiz bir kurumla karşı karşıya kalırsak yaşanacak. Sunday Telegraph ise başyazılarından birine "Kofi'nin görevine son verilmeli" başlığını atmış. Başyazı şöyle devam ediyor: "Ne yazık ki New York toplantıları yine konuşmadan ibaret kalacak gibi görünüyor: Reformlardan ilki Genel Sekreter Kofi Annan'dan kurtulmak olmalı. Kişisel olarak hoş bir insan olabilir ama Birleşmiş Milletler'in azami etkinlikte ve yolsuzluktan uzak biçimde çalıştığını ortaya koymakta yetersiz kaldı." 'Türkiye, AB'ye hazır değil' Sunday Telegraph gazetesindeki haberin başlığı: "Romancının yargılanması, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne hazır olmadığını gösteriyor" Gazete, Ermeni katliamından bahsettiği için 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanan yazar Orhan Pamuk'un, kendisine açılan dava nedeniyle, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne hazır olmayabileceğine dile getirdiğine yer vermiş. Amberin Zaman ve Tony Peterson imzalı haber, Pamuk'un dava açıldığından bu yana ilk kez mülakat verdiği bir Alman gazetesine dayanıyor. Pamuk, mülakatta, Türkiye'nin geçen bir yıl içinde Avrupa Birliği'ne verdiği taahhütlere rağmen fazla ilerleme kaydetmediğini söylüyor. Sunday Telegraph, Pamuk ile yapılan mülakatın, tam da başta Fransa olmak üzere pek çok ülkenin, ağırlıklı olarak müslüman nüfusa sahip olması sebebiyle, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişini engelleme çabalarına rastladığına dikkat çekiyor. Sunday Telegraph'a göre, "Türkiye'yi eleştirenler, bu ülkenin kabul ettiği yeni ceza yasasının, Ermeni trajedisi ve Kıbrıs'ın 1974'teki işgalini özgürce tartışmayı yasakladığı gerekçesiyle, Avrupa Birliği'nin belirlediği standartların altında olduğunu belirtiyor." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||