BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 05 Eylül, 2005 - TSİ 15:34
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
5 Eylül 2005 Basın Özeti
Financial Times'ın başyazısı, "Avrupa Birliği, Türkiye'ye verdiği sözü yerine getirmeli" başlığını taşıyor.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Ancak Financial Times'ın Türkiye'ye de bir çağrısı var: "Türkiye de, ifade özgürlüğüne yönelik taahhüdünü yerine getirmeli."

Financial Times, Avrupa Birliği'nin tarihi bir kararla Türkiye'yle müzakerelere başlaması öncesi, yazar Orhan Pamuk hakkında dava açılmasının, talihsiz bir olay olduğu görüşünde.

Orhan Pamuk, bir İsviçre gazetesine demecinde, "Bu topraklarda 30 bin Kürt, bir milyon Ermeni öldürüldü ve benden başka hiç kimse bunu söylemeye cesaret edemiyor" demişti. Financial Times, Pamuk davasıyla ilgili olarak şu yorumu yapmış:

"Gerçek bir dünyada, tarihinin bu kanla ıslanmış bölümüyle yüzleşmeden, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi düşünülemez. Türkiye sonuçta, bu bölümle hesaplaşmalı. Avrupa Birliği'nin kuralları arasında, ifade özgürlüğünden daha temeli zor bulunur.

'Müzakereleri ertelememek cesaret eksikliği'

Alman gazetesi Frankfurter Rundschau ise Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımayı reddetmesi karşısında takındığı tutumun hayalkırıklığı yarattığı görüşünde.

Gazeteye göre, birlik üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, geçen hafta Türkiye'yle müzakerelere başlamayı geciktirmeyerek, bir cesaret eksikliği sergiledi:

"Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini, kaçınılmaz olarak Ukrayna'nın üyeliği izleyecek. Bu da birliği zayıflatacak. Avrupa Birliği, sınırlarıyla yüzleşmedikçe de, vatandaşları, referandumlarlarda, Türkiye'nin üyeliğini reddecek."

Avusturya gazetesinden Türkiye'ye destek

Avusturya gazetesi Der Standard ise özellikle Almanya'da Hristiyan Demokratların Türkiye için önerdikleri imtiyazlı ortaklık formülünün, Avrupa Birliği'nin güvenilirliğini zayıflatacağı görüşünde.

Gazete bu noktada daha önce Türkiye'ye, 1999'da adaylık statüsü tanındığını, 2004'te de müzakerelere başlama sözü verildiğini yazmış.

Almanya'daki tartışmanın önemi yok

Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'le, muhafazakar rakibi Angela Merkel'i dün televizyonda karşı karşıya getiren tartışmayla ilgili yorumlar, Avrupa gazetelerinin ilk baskılarına yetişmemiş.

Ancak Alman gazetesi Die Welt, tartışmanın 18 Eylül'deki seçimin sonucunu etkilemeyeceğini belirtmiş. Çünkü Die Welt'e göre, "Almanya'yı, 18 Eylül'den itibaren kim yönetirse yönetsin, bu televizyon sayesinde olmayacak."

'Merkel, Avrupa'da reformun yolunu açar'

Financial Times'ta yer alan bir diğer makalede ise, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkan, Alman muhafazakar lider Angela Merkel'e destek veriliyor.

Yazının başlığı, "Avrupa'nın niçin Merkel'in zaferine ihtiyacı var". Financial Times, ekonomik gerekçelerle, Merkel'in arkasında:

"Almanya seçimleri, Almanlara, ülkenin ekonomi politikasında, gerçek bir değişim fırsatı veriyor. Ancak bu, Avrupa'nın geriye kalan ülkeleri için de geçerli. Çünkü Merkel'in zaferi, Avrupa Birliği çapında da, ekonomik reformların yolunu açacaktır.

Almanya, Gerhard Schröder'in başbakanlığında; içe kapalı, korumacı ve Avrupa Komisyonu'nun, mallar-hizmetler ve piyasaları liberalleştirmeye yönelik çabalarına giderek daha da düşmanca yaklaşan bir ülke oldu."

'Hayaletler şehri New Orleans'

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Katrina kasırgası ve yankıları, Avrupa gazetelerince bugün de geniş şekilde işlenmiş.

Independent, manşetinde, kasırganın adeta yerle bir ettiği New Orleans için, 'Hayaletler Şehri' demiş. Gazete başyazısında ise "Amerika, bazı ciddi soruları sormaya başlıyor" ifadesini kullanmış.

"New Orleans'ta acı çekenler ve ölenlerin büyük çoğunluğu, fakirler ve siyahlardı. New Orleans'taki siyahların üçte birinin, yoksulluk sınırının altında yaşadığını biliyoruz. Bazı önde gelen Amerikalı siyah politikacılar da, bunun, yardım operasyonunun çok yavaş ilerlemesinin nedeni olduğunu söylüyor.

New Orleans'taki felaket, siyahların ülke çapındaki sosyal koşulları hakkında daha fazla kaygıya yol açtı. Geçtiğimiz haftanın dehçet verici sahneleri sonrası, Amerika'da daha önce görülmedik ölçüde fazla ses, değişim istemeye başladı."

Guardian da manşetinde New Orleans için "Boş, yıkılmış ve çaresiz" demiş. Gazetenin yazarlarından Gary Younge'ın yazısının başlığı ise "Yüzmeye ya da yavaş yavaş ölmeye zorlananlar". Younge'a göre, New Orleans'taki trajik olaylar, Amerika'nın bağnazlığını ve fırsat eşitliği yalanını açığa çıkardı.

"New Orleans'ta yaşayanların üçte ikisi, Afrika asıllı Amerikalılar. Onların da dörtte biri yoksulluk sınırının altında. Katrina kasırgası sonrası, Meksika Körfezi kıyısındaki olaylar, Amerika Birleşik Devletleri'nde, ırk konusunda gösterge niteliğinde. Zira New Orleans'ın büyük çoğunlukla siyah nüfusu, geniş bir kesim fakir beyazla, yüzmeye ya da yavaş yavaş ölmeye terk edildi."

Financial Times ise New Orleans'ı kastederek, 'Tecavüz, söylenti ve karşılıklı suçlama şehri' demiş. Gazetenin kentteki muhabirine konuşan bir polis, şunları söylemiş:

"Bize, cesetleri toplamamız yolunda bir emir verilmedi. Yüzüyorlarsa, aşağı itilmeleri söylendi. Zaten onları koyacak bir yer de yok."

Geçmişte Afganistan'da savaşan eski bir Amerikan askerinin, New Orleans'ta gördükleri sonrası Daily Telegaph'a yansıyan sözleri de, dikkat çekici:

"Afganistan'da asla böyle bir şey görmedim. Bunun Amerika olduğuna inananmıyorum."

'Kalp krizleri, yarıya düşebilir'

Daily Telegraph'ın bugünkü başlığı ise "Kalp krizleri, yarı yarıya azaltılabilir."

Gazete, Avrupa Kardiyoloji Birliği'nin, dün İsveç'in başkenti Stockholm'deki yıllık toplantısında sonuçları açıklanan bir araştırmayı aktarmış.

6 ülkede 19 bin kişi üzerinde yapılan çalışmada, modern ilaçlarla gerçekleştirilecek tedaviyle; kalp krizlerinin yarı yarıya azaltılabileceği belirlenmiş.

Yine aynı araştırmaya göre bu durumda, eski ilaçlarla tedavilere oranla da; kalp krizleri yüzde 23, kalp sorunları kaynaklı ölümler yüzde 13 ve yeni şekar hastalığı vakaları da yüzde 30 azalıyor.

'Sarışınların devri bitti'

Independent'ın iç sayfalarındaki haberin başlığı, "Modern centilmenler, artık sarışınları tercih etmiyor".

Gazete, Londra'daki City Üniversitesi'nin, saç ürünleri üreten Sunsilk şirketi için yaptığı araştırmanın sonuçlarını aktarmış.

Araştırmada, 1500 erkeğe, aynı kadının, üç farklı resmi gösterilmiş.

Erkeklerin yüzde 51'i, genelde düşünüldüğü gibi sarı değil, koyu kahverengi renkli saçlı kadını en çekici bulmuş.

İlgili haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik