BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 30 Haziran, 2005 - TSİ 07:58
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
30 Haziran 2005 Basın Özeti
Avrupa basınında bugün hangi gazeteyi açsanız bulacağınız iki temel konu var. Birisi Türkiye ile Avrupa Birliği müzakereleri için sunulan çerçeve belgesi, diğeri Başkan Bush'un dün yaptığı konuşma.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Dün Avrupa Komisyonu'nca açıklanan çerçeve belgesinin içeriği farklı gazetelerin nereden baktığına bağlı olarak değişik şekilde yorumlanmış. Ama hemen hepsi Türkiye'yi zor bir sürecin beklediği konusunda hemfikir.

İngiliz Daily Telegraph Komisyon'da yaşanan tartışmalara dikkat çekerek "Türkiye Avrupa'yı böldü" diyor.

Independent "AB Türkiye için kapıyı açık tuttu ama zorlu görüşmeler öngörüsünde bulundu" derken, Guardian da "belge Türkiye'nin umutlarını canlı tutuyor" diyor.

Almanya'dan Die Welt, Avrupa Komisyonu'nun açıkladığı çerçevenin tam üyeliktense, imtiyazlı ortaklık önerdiğini savunuyor. Gazete, belgede "şüphecilik ve müsamahasızlık" gördüğünü belirtiyor.

"Belgenin ilk cümlesinde bu süreçte başarı veya başarısızlıkta tüm sorumluluğun Türkiye'ye ait olduğunun belirtilmesi kazara olmuş bir şey değil. Aslında bu, imtiyazlı ortaklığa giden bir yol. Şimdi bunu müzakere belgelerine de bir alternatif olarak yerleştirmek 25 üye ülkeye kaldı."

Berliner Zeitung, "Türkiye'nin üyeliği konusunda biraz heyecan vardıysa bile, bu son haftalarda tamamen buharlaştı" diyor.

"Bir anayasa ve işler bir bütçe olmadan bu kadar ciddi bir genişleme düşünülmemeli" görüşünü savunan gazete, "Birlik ikinci adımı ilkinden önce atmamalı, bu süreci sonra frenleyeceğine bunu şimdiden yapmalı" ifadelerini kullanıyor.

Türkiye'nin üyeliğine en çok eleştirinin geldiği ülkelerden Avusturya'da, Der Standard, Birliğe Türkiye'ye karşı dürüst olma çağrısı yapıyor.

"Türkiye'yi üye olarak kabul etmek istenmiyorsa bu şimdi, görüşmeler başlamadan söylenmeli. Hem Türkiye'ye hem de üye ülkelerin halklarına karşı dürüsrt olmak için bu durum bir an önce açıklığa kavuşturulmalı."

Avusturya'dan Die Presse, Komisyon'un açıklamasını bir "dil cambazlığı" olarak ifade ediyor, müstakbel bir ortağa böyle davranılamayacağını söylüyor.

En ağır koşullar

Times'a göre belgede birliğin Türkiye'yi sindirebilme kapasitesinden söz edilmesi, Türkiye önünde "yeni bir engel"

İngiltere'de yayımlanan Financial Times, konuya en geniş yer ayıran gazetelerden...

Türkiye'nin şimdiye dek birliğe katılmak için bir adaya sunulan en ağır koşullarla yüzleşeceğini belirten gazete, çerçeve belgesi hükümetlere sunulduğunda üzerinde daha da olumsuz değişiklikler yapılabileceği tahmininde bulunuyor.

Avrupalı liderleri sözlerini tutmaya çağıran gazete "aksi bir durum ne dürüstçe, ne de ileri görüşlü bir karar olur" diyor.

"Genişlemenin stratejik gerekçeleri değişmedi. Sadece liderlik krizi suyüzüne çıktı. Avrupalı siyasetçiler popüler olmayan Avrupa meseleleri karşısında devreye girmektense Brüksel'i suçlamayı tercih ediyor. Bu durum ise hem Avrupa da hem de Türkiye'de popülist ve milliyetçi demagogların desteğini genişletiyor."

Futbolcu Başbakan, 20'yi aşkın kaleciyi aşabilir mi?

Aynı gazetede yer alan bir karikatürde, futbol geçmişi olan Başbakan Erdoğan kale karşısına geçmiş serbest vuruşa hazırlanıyor. Ama karşısında kale çizgisinde geçişi imkansız kılacak şekilde sıralanmış 20'den fazla kaleci var.

Yine Financial Times'ta yazan Quentin Peel de "açılan kartlar Türkiye'nin aleyhinde" diyor.

"Zavallı Türkiye... Bekleme odasında 42 yıl geçirdikten sonra, müzakerelere başlamak için harhalde daha kötü bir zaman olamazdı."

"Dün büyük eziyetler sonunda, süreçte bir ufak adım daha atıldı. Ama ortam düşünülürse artık çerçeve belgesinin onay almasına bile kesin gözle bakılamayabilir. İlk kez bir adayla müzakereler kasten yerleştirilmiş olan bir açık uçluluk ifadesi eşliğinde başlıyor."

Fransa ve Hollanda referandumlarına hayır yanıtı verilmesinde gerekçenin temelde Türkiye hakkında olmadığının altını çizen Peel, "şimdi Türkiye'de de rahatsızlık ve artan bir milliyetçilik söylemi var" diyor.

"Üyelerin Türkiye'nin girmesini istemedikleri için giriş engellerini süreki yükselttikleri korkusu var. Ama müzakereler ilerledikçe Türkiye'nin milli haysiyetini kırıcı algılanacak durumlar artacak. Kıbrıs hassas bir konu, Türkiye'nin Kıbrıs'ta askeri oldukça birliğe girmesi düşünülemez. Çekilme ise milli bir yenilgi olarak görülür. Bir diğer tehlikeli talep Türkiye'nin Ermenistan sınırını açması ve 1915'teki olaylarla ilgili suçlamaları objektif biçimde araştırması olacak."

"Sonuçta" diyor Peel, "Avrupalı liderler gerçekten Türkiye'nin üyeliği konusunda samimiyse, sokağa çıkıp bu fikri seçmenlerine de satmalılar. Ama bu sorumluluğu haleflerine bırakmaları tehlikesi var."

İsveç'ten Dagens Nyheter de, Türkiye'ye direnmek için Fransa ve Holanda'daki referandumları öne sürmenin pek çok Avrupa liderinin işine geldiğini savunuyor.

"Anlaşılan bu yazın modası günah keçisi avına çıkmak. Türkiye ile müzakerelerden vazgeçmek Avrupa'yı zayıflatır. Çünkü öncelikle, bu üye ülkelerin yeniden ulus-devlet egoizmine çekildiğini gösterir. İkinci olarak da Avrupa liderlerinin bir seçim sonrasını göremeyen, borsadaki üç aylık simsarlar gibi olduğunu savunanları güçlendirmiş olur."

Bush'un konuşması

Başkan Bush'un Irak konusunda dün yaptığı konuşma da bugün geniş şekilde değerlendiriliyor.

İngiliz Daily Telegraph, "Bush baskılara rağmen sağlam duruyor" yorumunu yaparken, Danimarka'dan B.T. de Bush'un konuşmasına destek veriyor.

"11 Eylül olmasaydı Irak savaşı olmazdı. Bush'un bu gerçekten söz etmemesini istemek anlamsız. Yorumcular da başkan ve yönetimin nasıl düşündüğünü anlamaya çalışmalı"

İngiliz Guardian, konuşmayı geniş şekilde tartışıyor. Gazetenin sayfalarında, "Başkan fikirlerini tüketti ama, ne çözüm öneriyor ne özür diliyor, konuşma gerçeklerle propagandayı birbirine karıştırıyor" şeklinde yorumlar yer alıyor.

"30 dakikalık konuşmasında beş kez 11 Eylül'den söz eden Bush, kamuoyunun zihninde Irak'taki isyan ile El Kaide arasında bağ kurmaya çalıştı. Bu bağlantı savaş öncesinde de gerekçe olarakl öne sürülmüş ama iddialar savaş sonrasında çürütülmüştü."

Gazete demokratların da Bush'u, "11 Eylül'ü sömürmekle" suçladığını vurguluyor.

Aynı gazetede yazan Timothy Garton Ash'e göre "Amerika ayıldı".

"Irak'ta işler çok kötü gittiği için dış politika iyileşti. Düşünün İran konusunda çözüm sağlanamazsa Bush'un B Planı ne? Birleşmiş Milletler'e gitmek... Bakın üç yılda neler değişiyor!"

Fransız Le Monde, "Irak batağı" başlığı altında, Bush'un konuşmasında savlarını yinelediğini söylüyor "Ama başka şansı var mı zaten?" diye soruyor.

"Bush'un batağa saplanıp kalmakla, mağlubiyet içinde çekilmek arasındaki tek çıkışı; kararlı askeri operasyonlarla siyasi bir çözüm umudunun birleştirilmesi ve Irak'taki silahlı çetelerin sığındığı Suriye üzerinde baskı."

Der Tagesspiegel, Bush'un çekilmenin doğru olmayacağı savına katılırken, Frankfurter Rundschau Amerikan halkının Bush'un talep ettiği sabrı göstereceğine inanıyor.

Bush Afrika için umut veriyor

Başkan Bush ise görüşlerini bu kez Times gazetesine verdiği özel bir mülakatla aktarıyor.

Gazete, Bush'un Afrika'ya daha fazla kaynak aktarmaya hazır olduğunu, ama bu kaynakların sadece kendilerine çeki düzen veren ülkelere gitmesi gerektiği görüşüne dikkat çekiyor.

"Amerikalılar yoksullukla mücadele etmeyi istiyor. Paralarının yolsuzluğa bulaşmış, sağlığa, eğitime, ekonomiye eğilmeyen bir hükümete gitmesini değil." diyor ABD Başkanı.

"Bush, G-8 zirvesi öncesinde Blair'e bir selam daha gönderdi, fosil yakıtlarıın yerini alacak ve sera gazları ile mücadele edecek yeni enerji kaynakları bulmaya kararlı olduğunu belirtti, 'bu alanda başı çekiyoruz' dedi."

Avrupa'nın referandumlar sonrasında karışıklığa saplanmamasının önemine dikkat çeken Bush, "dostlarınız güçlüyse daha güçlü olursunuz" diyor. Avrupa'daki en yakın müttefiki İngiltere Başbakanı Blair'e kendisine verdiği desteğin karşılığını ödemediğini söyleyenlere ise şöyle yanıt veriyor:

"Bizim ilişkilerimiz birbirimize en iyi nasıl yardım ederiz hesaplarına dayanmıyor. Ben Tony Blair'e hayranlık duyuyorum. Onun vizyonunu paylaşıyorum. Hayranlık duyuyorum, çünkü baskı altında kararlılık gösterdi... Böylece Amerika için iyi bir müttefik oldu."

Times, Bush'un Blair'e zirve gündeminde destek vereceği yolunda iyimser, Guardian ise aksi görüşte...

Gazete ilk sayfasında zirve gündemi konusunda hala çözüm sağlanamadığı için üst düzey heyet yetkillerinin son dakikada acil görüşmeler yapmak üzere Londra'ya çağrıldığını duyuruyor.

Guardian "bu zirvelerde zaten bir somut sonuç sağlanmaz ve sonuç bildirgesi de haftalar evvelden hazır olur" diyor. "Ama bu kez her şey havada, G-8 hiç yapmadığı bir şeyi yapıp, zirvede karar alacak."

"Ancak Blair riskli bir oyun oynuyor. Maliye bakanlarının borçlar konusunda vardığı anlaşmayla yetinebilirdi. Ticaret ve teşvikler konusunda net taleplerde bulunarak ilerleme sağlayamama riskine giriyor. Sonuçta, iklim değişikliği konusunda Amerika'nın, ticaret konusunda Fransa'nın, yardımlar konusunda Almanya'nın tavizsizliği ile karşılaşabilir. Siz bu sonuç bildirgesinden bir şey çıkacağı beklentisiyle iddiaya girmeyin."

Financial Times ise Uluslararası Para Fonu'nun bir uyarısını taşıyor manşetine: "Yardım Afrika'da büyümeyi artırmayacak"

"Fonun açıkladığı iki kapsamlı araştırmada, yoksul ülkelere yardım akışının daha fazla büyümeyi yani yoksulluğu önlemede asıl itici gücü sağlamadığı ifade ediliyor. Fon, 'Kalkınma için bir araç olarak yardımlara hak ettiklerinden daha fazla umut bağlamamalıyız' diyor."

Dış haber sayfalarından

Guardian, Özbekistan'ın Andican kentindeki olaylardan kısa süre önce, İngiliz askerlerinin Özbek askerlere nişancılık eğitimi verdiğini duyuruyor okurlarına.

Times İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın yeni bir İslam devrimi dalgası yaratma vaadinde bulunarak Batı'da kaygı yarattığını kaydediyor.

Daily Telegraph, "Arroyo kocasını sürgüne gönderdi" diyor. Filipinler devlet başkanı Gloria Arroyo, dün yolsuzluk suçlamaları baskısını hafifletmek üzere eşinin ülkeyi terkedeceğini ilan etmişti.

Yine Guardian'da yer alan bir haberin manşeti şaşırtıcı:

Ülken seni göreve çağırıyor; Taleban gibi giyinmen için...

"Almanya savunma bakanı Peter Struck, Almanya'nın işsiz ordusunun sayısını düşürmek için Başbakan Schröder'in aklına gelmeyen bir çözüm üretti: Onları Taleban kılığına sokmak...

"Almanya'nın doğusunda Afganistan'a ve Balkanlara sevkedilen barış gücü askerlerinin eğitildiği bir üssü gezen Struck, seyrettiği tatbikatta "zanlı"ların yüksek maaşlı profesyonel askerler olduğunu öğrenince tepki gösterdi.

"Struck Almanya'nın beş milyon işsizi düşman rolünü oynamaya ikna edilse ordunun da büyük tasarruf edeceğini savundu. Savunma bakanlığından bir sözcü, önerinin ciddi olarak gözden geçirildiğini bildirdi."

İlgili haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik