BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 28 Haziran, 2005 - TSİ 07:54
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
28 Haziran 2005 Basın Özeti
Irak'ta yönetimin geçici hükümete devri üzerinden bir yıl geçti. İngiliz gazeteleri bu bir yılın sonunda gelinen noktayı değerlendiriyor.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Independent ön sayfasında geçici başbakan İyad Allavi'nin devir gününde söylediği "Birkaç gün içinde Irak istikrar ve güvenlik içinde ışıldayacak" sözlerine yer verirken, "devirden bir yıl sonra, Irak kanunsuz, kanlı bir girilmez bölge" diyor...

Gazeteye göre, devirden bu yana günde düzenlenen saldırılar yüzde 60 kadar arttı, ölen Iraklı sivil sayısı altıya katlandı ama elektrik ve petrol üretimi azaldı. Gazetenin başyazısına göre gelecek de bulanık:

"Amerika'nın hızlı bir şekilde çekilmesinin tam bir iç savaşla sonuçlanacağını düşünenler muhtemelen haklı. Ama bir yıllık egemenlik sonunda, barış için başlıca umut da 140 bin yabancı askerin çekilmesi."

"Bunun ardından saygı duyulan üçüncü bir güç, tercihen Birleşmiş Milletler, güvenlik boşluğunu kapatmak üzere bölgede olmalı. Ama maalesef Bush yönetiminin bu yönde bir adım atması ihtimali pek az bu nedenle Irak kendisini maalesef bir yıl daha cehennemi yaşamaya hazırlamalı"

Times gazetesi, bu tartışmalara eşlik eden karikatüründe, Başkan Bush ve bakanlarını, taşıdıkları bir Amerikan askeri tabutunun ağırlığı altında ezilirken resmetmiş.

Financial Times ise Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in Irak'ta isyanın 12 yıl sürebileceği tahminini karşısında "Gerçekçilik sonunda Amerikan siyasetine girmeye başladı." diyor ve soruyor "peki bunun için çok mu geç?"

"Amerika'nın Irak konusunda ortaya koyduğu sıradışı düzeydeki yanılsama ve beceriksizlik karışımını düşününce, yönetimin sonunda gerçekle yüzleştiği anlaşılıyor. Umarız bugün Başkan Bush da Irak konusundaki konuşmasında bunu yapar."

"Amerika gerçeklere ayak uydurmaya başlarken çok geç kalmış da olabilir. Yine de hala af ilanlarını ve Sünnilere yönelik katılımcı siyasetleri yem olarak kullanarak isyanın bir bölümünü kendi safına çekmesi için ufak da olsa bir şans var. Bu şans bir yıl öncesine göre düşük, ama yine de denenmeli "

Türkiye'de yabancı yatırım ortamı

Financial Times gazetesi, bugün Türkiye'de yatırım imkanlarını dört sayfalık özel bir ekle inceliyor.

Gazeteye göre, Türkiye Avrupa Birliği'ndeki anayasa krizinin yansımalarını sindirmekte...

Türkiye'de ekonominin son yıllarda önemli iyileşmeler gösterdiğini belirten, Vincent Boland'ın makalesinde şu ifadeler yer alıyor:

"Çarpıcı şekilde modern olan ekonominin durumunu en iyi yeni ışıltılı iş merkezleri, online bankacılıktaki artış, dünyanın en büyükleri listesinde yer bulan şirketler, hareketli otomotiv ve turizm sektörleri, üniversitelerin mükemmeliyeti ve serbest medya gösteriyor."

"Tüm bunlar yerli imkanlar kullanılarak başarıldı. Yani Türkiye geçmişte doğrudan dış yatırım istemiyordu çünkü buna ihtiyaç duymuyordu. Ancak gelinen noktada daha fazla profesyonellik, uluslararası yordam, dünya ekonomisine entegrasyon ve şirket alım satımlarına imkan sağlayacak bir ortam gerekiyor. Yani Türkiye'nin büyümeyi, istihdamı ve sermayeyi temin etmek için şimdi artık çok daha fazla bir dış yatırım hacmine ihtiyacı var. "

Bununla birlikte Boland, Türkler'in "yabancı" kavramına pek sıcak bakmadıklarını bu nedenle de "gelişmekte olan piyasalar arasında en büyüklerinden biri" diye ifade ettiği Türk ekonomisinin şimdiye dek kendine yettiğini ve dışarıya kapalı olduğunu belirtiyor.

"Türkiye'nin ekonomisi de cumhuriyeti gibiydi, yeni ve dışarıya kapalı. Bu durum ancak Gümrük Birliği sonrasında değişmeye başladı." diyor yazar.

Gazeteye göre Türkiye iş yapmak için iyi bir ülke ve dış yatırım için gerekli şartlar var, sadece piyasaya giriş güç.

Türkiye'nin 20 yıllık özelleştirme yolculuğunun sonuna geldiğini, merkez bankasının enflasyon ve faizleri dizginlediğini, turizm sektörünün yüzde 25 gibi ciddi hızla geliştiğini vurgulayan gazete, beklentilerin gelip Avrupa Birliği sürecine kilitlendiğini belirtiyor.

"Avrupa Birliği geçen Aralık'ta kimsenin düşünmediği bir kriz içinde. Bu, Türkiye'nin üyelik sürecini de kaçınılmaz olarak etkileyecek. Çünkü ya, üyelik gecikecek ya da Avrupa'nın mimarisi öyle bir değişecek ki Türkiye için üyelik gereksiz, istenmeyen ya da belki imkansız bir şey haline gelecek."

Boland, Türk iş çevrelerinin beklentilerinin ise üyelikten çok, bu süreçte altyapıyı güçlendirmesi umulan reformlara kilitlendiğini belirtiyor.

"Ancak AB'den üyelik yolunda bir garanti gelmezse baştaki herhangi bir hükümetin, tarım sanayiinde çok sancılı olacak bir değişime, ya da Kıbrıs veya Ermenistan'ın tarihten gelen iddialarına çözüm aramaya girişmeye ne kadar istekli olacağı tartışılır."

Times'ta ise "AB'ye Türkiye ile müzakereleri durdurmak için son dakika çağrısı" başlığı yer alıyor.

Çağrının sahibi Fransa'nın müstakbel cumhurbaşkanı olarak görülen İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy:

"Sarkozy birlik kendi siyasi krizini kurumlarını elden geçirerek çözümleyene dek genişlemenin askıya alınması çağrısı yaptı. "Avrupa'nın sınırları olmalı" diyen Sarkozy'ye göre bu durumun istisnası, sadece Bulgaristan ve Romanya olabilir."

"Bu çağrı, Türkiye'nin üyeliğini desteklemede öncü rol oynayan İngiltere ile Fransa arasındaki gerginliği daha da tırmandıracaktır. Bu ifadeler Almanya'dan da derhal "AB taahhütlerini yerine getirmeli" şeklinde bir yanıt buldu."

Bununla birlikte Times pek iyimser bir görüşte değil:

"Pek çok AB diplomatı, referandumlar ardından Türkiye'nin üyelik sürecinin öldürülmesini kaçınılmaz görüyor. Ama hiç bir siyasetçi, suikastçi olarak görülmek istemediği için bu yavaş bir ölüm olabilir."

Kimlik kartları tartışması

İngiltere'de, hükümetin kimlik kartları çıkarılmasını öngören tartışmalı yasası da bugün ikinci görüşme için yeniden Avam Kamarası'nda...

İnsan Hakları örgütü Liberty tasarının önünün kesilmesi için başlıca gazetelere tam sayfalık ilanlar vermiş.

Times'ta yazan Peter Riddell, "hükümet oylamayı kazansa da tartışmayı kazanmadı" diyor.

Riddell oylamada kabul edilse bile, gerek maliyeti, gerek mahremiyeti ihlal edeceği kaygıları ile yoğun eleştirilere uğrayan projenin önce özel bir komisyonda tartışılmasını, ardından da zorunlu kullanıma geçmeden önce, gönüllülük esasıyla kullanım için eşik getirilmesini ve desteğin ne kadar olduğunun görülmesini öneriyor.

Guardian, Blair'in planının hem maliyet tahminlerinin sanılandan çok daha yüksek olduğu şeklindeki bir araştırma, hem de Avam Kamarası'nın enformasyondan sorumlu yetkilisinin bir "takip toplumu" yaratılacağı uyarıları ile yara aldığını vurguluyor.

Aynı gazetede yazan Martin Kettle, kimlik kartlarının Blair'in en büyük hatası olabileceğini savunuyor ve "budalaca heves" olarak nitelediği bu fikrin cazibesinden kurtulmayı başarırsa, tarihteki yerini garantilemiş olacağını savunuyor. Ancak bir uyarısı daha var yazarın:

"Blair'in geçen hafta Avrupa Birliği vizyonu konusunda yaptığı konuşma genel olarak fevkaladeydi. Ancak Blair'in kendisine tanınansüre içinde Avrupa'da başarabileceklerinin bir sınırı var. Zaman yanında değil. Budalaca heveslerden kaçınmalı"

McNamara'dan nükleer siyaset uyarısı

Financial Times, Amerika'da Kennedy ve Johnson döneminin savunma bakanı olan Robert McNamara ile yaptığı bir mülakatı sayfalarına taşıyor.

89 yaşındaki eski bakana göre, Washington İran ve Kuzey Kore konusunda çok tehlikeli bir strateji uyguluyor ve bu, dünyada nükleer silahların daha da yayılmasına yol açabilir.

Dahası Amerika'nın ve NATO'nun nükleer siyasetleri de "ahlakdışı". Şöyle diyor Mc Namara:

"Eğer Kuzey Kore'nin nükleer silahı varsa, Japonya da bu yola sapar; onları Güney Kore ve Tayvan izler. İran'ı ise Suudi Arabistan ve Suriye takip eder."

"Mc Namara'ya göre, elinde uygulanabilir bir askeri seçenek olmayan Washington açısından tek çözüm diplomasi, yani bu ülkelerle görüşmek. Örneğin ilk adım Kuzey Kore'ye bölgede bir rejim değişikliği düşünülmediğini bildirmek olmalı. Yönetimin zayıf görülme kaygısıyla İran ve Kore ile görüşmekten "korktuğunu" savunan McNamara, Amerika'nın hala elinde bulunan nükleer mühimmat içinde "delice" ifadesini kulllanıyor."

Schröder'in servet vergisi

Independent, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in zenginlerden alınan vergiyi yüzde üç artırma planının muhaliflerden tepki gördüğünü yazıyor.

"Kazancı 250 bin euronun üzerinde olanlardan alınan vergiyi yüzde 45'e çekme önerisi, ekonomistlerin ve muhalefetin tepkisini çekti. Hükümet danışmanlarından Bert Rürup, servet vergisini, "ekonomik anlamı olmayan siyasi bir simge" diye nitelerken Hür Demokratlar, hükümetin vergileri daha yeni düşürdüğünü anımsattı."

"Bu öneri, erken genel seçime hazırlanan Schröder için seçmenlerini yeniden kazanma yolunda son hamle..."

Sağlık için 43 proje

Guardian sıtmadan vereme, bilimadamlarına küresel sağlıkta devrim yaratmaları için 450 milyon dolarlık kaynak verildiği haberini ilk sayfadan duyuruyor.

"Bill ve Melinda Gates Bakfı, 2003 yılında sağlıkta aşılması gereken en büyük engelleri belirlemek ve çözüm aramak üzere başlattıkları 'Küresel Zorluklar' yarışmasının galiplerini açıkladı."

"İnsan sağlığına en ciddi tehdit oluşturan 14 sorun üzerinde 43 proje başlatılacak. 450 milyon dolarlık kaynağı paylaşacak projeler arasında, buzdolabında saklanması gerekmeyen ya da iğne kullanılmadan yapılan aşılar geliştirilmesi, sivrisineklerin genetik yapısında değişim yaratılmasıyla hummayı yayacak düzeye gelmeden ölümlerinin sağlanması ve yoksul ülkelerde çocuklardaki vitamin eksikliğini gidermek için vitamin yüklü tahıllar tasarlanması gibi öneriler var."

Üstelik bunların çoğunun sadece yoksul ülkelerdeki sağlık sorunlarını gidermekle kalmayacağı, gelişmiş ülkelerde de çok cazip sonuçlar yaratabileceği düşünülüyor.

İlgili haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik