|
27 Haziran 2005 Basın Özeti | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa basını İran'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mahmud Ahmedinecad'ın kazandığı zaferi değerlendirmeye geniş yer ayırıyor.
Fransız Le Figaro gazetesi "İran'dan batıya meydan okuma" manşetiyle çıkmış. Gazete, "Sadece Washington'dan değil, Avrupa'dan da bakıldığında aşırı muhafazakar bir ismin İran'ın lideri seçilmesi kabusları yeniden canlandırdı" diyor. Times'ın yorumu "İran'dan gelen çelişkili sinyallerden pek azı umut verici" şeklinde. "Batılı ülkeleri kaygılandıran Ahmedinecad'ın güçlü yanları olmamalı- ki bunlar zaten pek az. Asıl sorun, bu seçim ardından dini lider Hamaney karşısında denge yaratacak bir unsur kalmamış olması" Guardian'da yazan Martin Woollacott, ülkede yetkinin gelip dini lider Ali Hamaney'e dayandığını, seçim sonunda Hamaney'in tüm temel kurumları denetler hale geldiğini vurguluyor. "İran'ın Amerika'yla sürtüşmeleri kesinlikle keskinleşecek ve nükleer konularda taviz olmazsa bir Amerikan saldırısı ihtimali artacak. İranlılar için hem kaygı hem umut verici olan ise güçlerin tek elde toplanmasının bir "son hamle" havası taşıması... Hamaney denetimini artırdı. Ama rejim esnekliğini ve kalıp kalmış olan meşruiyetini yitirdi." Financial Times da Amerika Birleşik Devletleri'nin şimdiden yeni liderin meşruiyetini sorguladığına dikkat çekiyor. Gazete ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in, Ahmedinecad'ın "uyduruk bir seçim" sonunda seçildiği sözlerine yer vermiş. Rumsfeld, yeni cumhurbaşkanı için "bu genç arkadaş hakkında pek bir şey bilmiyorum ama demokrasi dostu değil, özgürlük dostu değil" dedi. Gazete, ayrıca Ahmedinecad'ın sosyal adaleti savunan Abadgeran hareketinden geldiğini ve Turkcell'in ülkedeki yatırım planlarını engelleyenin bu grup olduğunu yazıyor, "yeni cumhurbaşkanı da petrol de dahil tüm alanlarda ihale önceliğinin yerli şirketlere verileceğini söyledi" diyor. Nükleer program görüşmeleri Times'ın dış haber editörü Bronwen Maddox'a göre, Avrupa ile ticari ilişkiler konusunda pek istekli olmayan Ahmedinecad'ın seçilmesi, Avrupalı ülkelerin nükleer program görüşmelerinde "ticaret" kozunu kaybetmesi demek. Barcelona'da yayımlanan La Vanguardia, görüşmelerin başarısı için Avrupalıların Brüksel zirvesinde zedelenen ilişkilerini düzeltmesinin önemini vurguluyor. "Fransız- Alman ekseni çöktü, Londra ile bağlantılar yıprandı, ancak İran'ın nükleer programı konusundaki görüşmeleri sürdürmek için bu üçlüye ihtiyaç var. Avrupa'nın çıkarlarını, iç çekişmelerinin üzerinde tutması gerekiyor." Seçim sürprizini "bölge için kötüye alamet" diye duyuran Independent iyimserliği elden bırakmamaya çalışıyor. "Sekiz yıl önce Muhammed Hatemi'nin seçim zaferi boşa çıkan, aşırı bir iyimserlik yaratmıştı. Bu yanlış yorumlar, belki İran dışından Ahmedinecad'ın sertlik yanlısı tavrını da benzer şekilde yanlış okuyor olabileceğimiz şeklinde, bir teselli kaynağı." Çerçeve bu hafta netleşecek Financial Times Avrupa Komisyonu'nun bu çarşamba açıklayacağı çerçeve belgesini "Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlaması öncesinde son teknik adım", ya da "son perde" diye ifade ediyor. "Görüşmelerin yürütülmesine zemin oluşturacak ilkeleri, prosedürü ve meseleleri ortaya koyan "müzakere çerçevesi" üzerinde 25 üye ülkenin tamamı anlaşamazsa, süreç 3 Ekim'de vaktinde başlayamaz." "Şu anda AB yetkilileri müzakerelerin vaktinde başlayacağına inanıyor ama hala kesin konuşamıyorlar. AB hükümetleri arasında bu konudaki kilit görüşme Eylül ayında yani tam da Almanya, Hıristiyan Demokratların kazanması beklenen bir seçime giderken yapılacak. " Gazete bir Türk yetkilinin, "Avrupa liderlerinin hiç biri şu anda AB-Türkiye ilişkilerinde bir kopuş istemediğinden görüşmeler başlayacak, ancak altı yedi yıl sonra üyelik değil, bir çeşit imtiyazlı ortaklık üzerinde karar kılınırsa bu da ayrı bir konu" sözleri yer alıyor. Ancak gazeteye göre kesin olan bir şey var ki süreç zor olacak: "Komisyonun sunacağı çerçeve, geçen yıl üye olan 10 ülkeninkinden çok daha zor olacak. Hırvatistan gibi Türkiye'den de reform vaadi vermekle kalmayıp müzakereler sırasında uygulamaya geçmesi isteniyor. Buna rağmen Fransa ve Hollanda daha müzakerelere bile başlamadan son refomlar ardından Türkiye'nin sicilinin gözden geçirilmesini istiyorlar". Independent, Türkiye'nin önündeki bir diğer olası soruna yer ayırmış sayfalarında: Edmund Stoiber... Independent "Bavyeralı pitbull" diye nitelediği Bavyera eyaleti başbakanı Edmund Stoiber'in, erken genel seçimi kazanması beklenen Hıristiyan Demokrat Parti'nin dışişleri bakanı olacağını yazıyor. "Stoiber, göçmenlik karşıtı sert siyasetleri, Avrupa'nın genişlemesine muhalefeti ile tanınıyor. Hepsinden önemlisi de Türkiye'nin AB üyeliğini engelleme girişimlerinin arkasındaki güç... Stoiber Euro'ya geçişe karşı çıkan ve AB anayasası üzerinde referandum isteyen az sayıdaki Alman siyasetçiden de biri." "Bunlar Almanya'yı dönem başkanı İngiltere ile karşı karşıya getirecektir. Özellikle Türkiye, iki ülke arasında ciddi bir sürtüşme nedeni olacak. Parti lideri Angela Merkel geçen hafta, 'Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan'a verdiğimiz sözleri tutmalıyız, ama bunun ardından bir çizgi çekmemiz gereken bir noktaya gelmiş olacağız' dedi." Guardian, İngiltere'nin Avrupa işlerinden sorumlu bakan yardımcısı Douglas Alexander ile görüşmüş. Alexander, 'Tutkulu bir Avrupalı mısınız?' sorusunu, "pratik bir Avrupalıyım" diyerek yanıtlıyor. "Tutkulu olduğum konu sosyal adalet ve Avrupa'da 20 milyon kişinin işsiz olması doğru değil" diyor. Mülakatı yapan Jackie Ashley'e göre bu durumda 1 Temmuz'da başlayacak AB dönem başkanlığında öncelikler, ekonomik büyüme, işsizlik, işler piyasalar, göçmenlik ve gündelik yaşam olacak. Alexander, "Bugün Avrupa doğu ile batı arasında değil, işi olanla olmayan arasında bölünmüş durumda" diyor. 38 yaşındaki İngiliz siyasetçi, "Avrupa yanlısı olmak demek reform yanlısı olmak demektir" diye ekliyor, "Avrupa kurumlarının zaafları olduğunu kabul etmek de ihanet sayılmaz." Ey alıcı, dikkat et! Guardian, Kuzey Kıbrıs'taki cazip emlak pazarında büyünün bozulduğunu belirterek olası alıcıları uyarıyor. Altı bin İngilizin Kuzey Kıbrıs'ta mülk sahibi olduğunu belirten gazete, ama şimdi pek çokları tapularının geçersiz, asıl hak sahibinin Kıbrıslı rumlar olduğunu öğreniyor diyor. Guardian BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, İngilizlerle Rumları karşı karşıya getiren tapu davalarında artışın "halklar arası ilişkilere ve uzlaşma sürecine ciddi bir tehdit oluşturduğu" uyarısında bulunuyor. Bulgaristan seçimi Bulgaristan'da düzenlenen genel seçimde iktidarın yenilgisi de Avrupa'da geniş yer buluyor. Financial Times, Sosyalist Parti'nin Türk azınlığı temsil eden Hak ve Özgürlükler Hareketi ve Başbakan Simeon Saxe-Coburg'un partisi ile koalisyona gitme firki üzerinde durduğunu belirtiyor. Ancak gazeteye göre, bu koalisyonda kimin başbakan olacağı tartışma yaratabilir, pazarlıkların uzaması Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda zaten sıkışık olan takvimin gerisinde kalma tehlikesi yaratabilir. Alman Die Welt, Sosyalist Parti'nin 39 yaşındaki lideri Sergey Stanişev'in seçimi kazanmasının batıyla daha yakın ilişkiler getirebileceğini savunuyor. "Eski bir komünist yetkili olsa da, kariyeri, hem bir canlanma hem de batıyla umulan entegrasyonu getirebileceğini düşündürüyor." Bununla birlikte gazete, partinin seçim vaatlerinin bütünüyle popülizm koktuğunu da vurgulamadan geçmiyor. Avusturya'dan Der Standard, milliyetçi Ataka grubunun başarısı kaygı verici buluyor. "Siyasi düzene saldırıları ile ırkçı ve milleyetçi sloganlara başvuran bu grup, olumsuz bir sürpriz yaratmayı başardı. Bir süre boyunca, Güneydoğu Avrupa'da barış ve istikrara, çantada keklik diye bakmak mümkün olmayacak" Gazete, buna en iyi çözümün Avrupa ile bir an önce entegrasyon olduğunu savunurken, İspanyol El Pais, çok iyimser değil: "Bulgaristan daha geçen ay kilit alanlarda ciddi eksikleri olduğu uyarısında bulunan Brüksel'in taleplerini zamanında karşılayabilecek durumda değil. Dahası Avrupa'da halihazırdaki koşullar, AB'yi gazdansa frene basmaya yani Sofya'nın üyeliğini bir yıl ertelemeye sevkedebilir." Caferi Marshall yardımı istiyor Times gazetesi için bir makale kaleme alan Irak Başbakanı İbrahim El Caferi, bundan 60 yıl önce Almanya'ya günümüz parasıyla 500 milyar dolarlık bir yardım sunulduğunu hatırlatarak, ülkesi için yeni bir Marshall Planı istiyor. "1945'in ve bugünün Almanya'sını düşünün. Hangisinin komşunuz olmasını istersiniz? Irak ve Orta Doğu, İngiltere için Almanya ne kadar komşu ise, o kadar komşu..." "Orta Doğu'nun 1945'teki Avrupa kadar stratejik önemi, buna karşılık batıya terör ve şiddet ihrac etme potansiyeli var. Marshall Yardımı 6 yıl savaş ve 12 yıllık Nazi rejimi ardından Almanya'yı ayağa kaldırdı. Bizler Irak'ta 40 yıl faşist bir yönetime ve pratikte bir o kadar süren savaşlara maruz kaldık. Irak'ın teröre, yoksulluğa ve cehalete karşı verdiği savaş, dünyanın insanlığın güvenliği için verdiği savaş haline geldi." El Caferi, kendisini "demokratik olarak ilk seçilmiş Arap lider", ve "muhalif bir İslami hareketten gelerek bir ittifakı yöneten ilk lider" olarak ifade ederken, Irak'taki seçimin milyonlar için siyasi bir aydınlanma anlamına geldiğini de vurguluyor. Independent, ABD'nin Irak'ta yeni gözaltı merkezleri oluşturacağını yazıyor: "Başkan Bush, taciz skandalların patlak vermesinden sonra Ebu Gureyb cezaevinin yıkılacağını duyurmuştu, ama süregelen isyan ve şiddet Amerika'nın Ebu Gureyb'i yeni Irak hükümetine öngörülen takvime göre devredemeyeceğini, dahası hem burasının hem de ülkenin güneyinde İngiltere denetimindeki Bucca Kampı gibi cezaevlerinin de genişletileceğini gösteriyor." "Amerika'nın elindeki tutsak sayısı bu ay 10 bini geçerek rekor düzeye ulaştı" diyor gazete... Bu, geçen yıla göre sayının ikiye katlandığı anlamına geliyor. Petrol fiyatları Daily Telegraph, ön sayfasında yükselen petrol fiyatlarının 100 dolara kadar tırmanabileceği uyarısını yapıyor... "Alman Dünya Ekonomi Enstitüsü'ne göre, Rusya ya da Suudi Arabistan'da bir arz aksaması yaşanırsa, fiyatlar tarihi rekor olan 60 dolardan yüz dolara vurabilir. Sanayinin artan talep yüzünden tam kapasitede üretim yaptığı düşünülürse ani bir şoku kaldıracak pay yok." Daily Telegraph İran'daki seçim sonucunun bu kaygıları daha da körükleyeceği tahmininde bulunuyor. Financial Times ise bu kadar kötümser olmamamakla birlikte uyarılarda bulunan bir diğer gazete... Financial Times, pek çok şirketin hızla yükselen enerji fiyatlarından kaynaklanan maliyeti tüketicilerine yansıtmaya da ayak uyduramadığını, bunun da kar oranlarında düşüş anlamına geldiğini ve pek çok şirketin geleceğini zorda bıraktığını vurguluyor. Şişmansanız şişman kalın Guardian'da yer alan bir araştırmaya göre, diyet yapan aşırı kilolular sağlıklı olayım derken daha erken ölme riskini artırıyor. Kopenhag Üniversitesi uzmanlarının 30 yıla yayılan araştırmasına bakılırsa, genel düşüncenin aksine zayıflamak sağlığı garanti etmiyor. Hatta zayıflayanların kilolarını koruyanlardan daha erken ölme ihtimali artıyor. Uzmanlar bunu uzun vadede kilo kaybı sonucu, aslında yağlı olmayan organların da zayıflamasına ve uzun vadede çeşitli hastalıklara teslim olmaya hazır hale gelmesine bağlıyor. Ancak tüm bilimsel çalışmalarda olduğu gibi, uzmanlar bu tezlerinin de başka araştırmalarla pekiştirilmesi gerektiğini belirtiyorlar. |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||