|
21 Haziran 2005 Basın Özeti | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financial Times gazetesi bir sayfasını, başarısız Avrupa Birliği zirvesi sonrası, Avrupa'daki tartışmalara ayırmış.
Sayfadaki ana yazının başlığı "Öndeki yol kapalı". Yazıda, Avrupa Birliği'nin siyasi krizinin, şiddetle birliğe üyeliği arzulayan komşu ülkelere engeller çıkardığı belirtiliyor. Birlikteki son gelişmeleri, kötü haber olarak algılaması gereken iki büyük ülkeyse, Türkiye ve Ukrayna olarak sıralanıyor. Yazıda ayrıca, Türkiye'nin 2015 civarı Avrupa Birliği'ne üye olması ihtimalinin, Avrupa Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da reddinde etkili olduğu vurgulanıyor. Gazeteye konuşan Fransız dış politika uzmanı François Heisbourg ise şunları söylüyor: "Gittiğim referandum toplantılarında insanlar bana, sınırlarını bilmedikleri birşey hakkında oy kullanmalarının nasıl beklendiğini sordu. Avrupa Birliği'nin sınırları sorunundan kaçamayacağız. Ve bugünü temel alırsak, ne Türkiye, ne de Ukrayna Avrupa Birliği'nde olacak." 'AB Türkiye konusunda tereddütlü' Alman Die Tageszeitung gazetesi Avrupa Birliği'nin, Fransa ve Hollanda'daki referdandumlarla, başarısız zirvesi sonrası, Türkiye konusunda kendi deyimiyle, 'tereddütlü' politikaya yönelmesinden dolayı üzgün. Gazete Türkiye'nin, birlikle pazarlığında üzerine düşenleri yaptığını söylüyor. "Türkiye'de insan hakları, bir yıl öncesinden daha kötü değil. Ayrıca Türkiye temmuz ayı başında, Gümrük Birliği'ni birliğin 10 yeni üyesini de kapsayacak şekilde genişletecek ek protokolü de imzalama niyetinde. Bu da, Ankara'nın de-facto olarak Kıbrıs Rum hükümetini tanıması anlamına geliyor. Yine Alman Die Welt gazetesine göreyse, Avrupa Birliği'nin doğuya doğru genişlemesinin alternatifi yoktu ama Türkiye konusu farklı. Gazete "Avrupalıların çoğu Türkiye'nin üyeliğine karşı" diyor ve ekliyor: "Bu durumda müzakereler yapılabilir. Ancak müzakereler, imtiyazlı ortaklık yönünde ilerlemeli. Türkiye'nin üyeliğiyle başa çıkamayacak ve batacak bir kulübe katılmasının, Ankara'ya ne faydası var? Alman sağından Tony Blair'e destek Financial Times'ta bugün, Almanya'nın gelecekteki Dışişleri Bakanı olarak görülen Wolfgang Gerhardt'la yapılmış bir mülakat var. Hür Demokrat Parti'nin parlamento grubu başkanı Gerhardt, Avrupa Birliği'ndeki bütçe tartışmalarıyla ilgili olarak şu çağrıyı yapıyor: Almanya, Avrupa Birliği'nin tarım teşviklerini azaltması için Fransa'ya baskı yapmalı. Daily Telepraph ise başyazısında, "Avrupa için Blairvari üçüncü yol yok" diyor. İngiltere Başbakanı Tony Blair, Avrupa Birliği'nin, Fransa-Almanya bloğunun 'sosyal modeliyle', İngiltere ve Doğu Avrupa ülkelerinin bayraktarlığını yaptıkları 'reform gündemi' arasında seçim noktasında olmadığını söylemişti. Daily Telepraph'a göreyse Blair, lideri olduğu İşçi Partisi'ni, bu iki modeli birleştirip iktidara taşısa da, aynı şeyi Avrupa için yapamaz. Independent başyazısında, son tartışmalar nedeniyle, İngiltere'nin Avrupa Birliği dönem başkanlığının, seke seke ilerleyeceğini belirtiyor. Gazete, Başbakan Tony Blair'in son Avrupa Birliği zirvesindeki tutumunu iki nedenle eleştiriyor: "Birincisi, İngiltere geçmişte de sık sık olduğu gibi Brüksel'de yine tecrit edildi. İkinci olarak da Bay Blair, İngiltere'ye yapılan iadeye yönelik uzlaşma formülünü reddederek, daha fakir 'yeni' Avrupalı ülkelere, özellikle de Polonya'ya yapılacak ödemeleri fiilen geciktirdi." Lübnan'ı zor günler bekliyor Daily Telegraph başyazısında, "Lübnan'da ilk adımlar" diyor. Gazete, ilk kez Suriye karşıtlarının parlamentoda çoğunluğu sağladığına dikkat çekiyor. Yeni parlamentoyu bekleyen zorlu sınavlarıysa şöyle sıralıyor: Suriye yanlısı Cumhurbaşkanı Emil Lahud'un geleceği, seçim sisteminde reform, Şam ve Batı'yla ilişkiler, Filistinlilerin mülteci kampları, enflasyon ve borç yüküne sahip ekonomi ve Hizbullah'ın silahlı milisleri. Independent ise başyazısında, Lübnan'daki sonucu, "Orta Doğu'da değişim için açık bir oy" olarak yorumluyor. Gazete, yeni hükümetin Suriye'ye tamamen sırt çeviremeyeceği kanısında. "Suriye halen Lübnan'ın en büyük ticaret ortağı. Ayrıca Lübnan'la hem kan bağı, hem de önceki ilişkilerden kaynaklanan yakın ilgisi var. Suriye'ye karşı muhalefet; Dürziler, Sünniler ve Hristiyanları, Saad Hariri başkanlığındaki ittifakta birleştirmiş olabilir. Ancak bu muhalefet, hükümette de sürdürülecek kadar yeterli değil." Independent'ın tecrübeli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk ise "Kişisel ihtiras Lübnan'ı yaraladı" diyor. Fisk, seçimin galibi ittifakın genç lideri Saad Hariri'yle ilgili şu soruları yöneltiyor. "Gerçekten, yapmasını istedikleri gibi, Suriyeli dostlarının babasının ölümünden sorumlu tutulduğu cumhurbaşkanıyla bir araya gelecek mi? Ya, Refik Hariri suikastini soruşturan Birleşmiş Milletler Komisyonu, cumhurbaşkanı Emil Lahud'u suçlu bulursa ne yapacak? ABD'nin Mısır ikilemi Guardian yazarı Simon Tisdall, Mısır'da demokrasinin gelişmesinin, Amerika Birleşik Devletleri için ikilem yarattığını yazıyor. Tisdall, Mısır'ı ziyaret eden Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, 15 milletvekili olan Müslüman Kardeşler örgütünün, Mısır'da seçimlerin adil olmayacağına yönelik açıklamaları hakkında sessiz kalmasına dikkat çekiyor. Tisdall'a göre bunun gerisinde, Filistin'de Hamas, Lübnan'da da Hizbullah'ın seçim başarılarının, Washington için yarattığı ikilem var. Blair'e iklim çağrısı Guardian'ın manşetiyse, "Blair'e çağrı: İklim konusunda şimdi harekete geç". Gazetenin kamuoyu araştırmasına göre, İngilizlerin yüzde 83'ü Başbakan Tony Blair'den, iklim değişimiyle mücadele konusunda, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'a baskı yapmasını istiyor. Gazete başyazısındaysa, "Momentumu koruyun" diyor. Guardian, Afrika'da açlıkla mücadeleye yönelik tüm çabalara karşın, yoksulluğun bir yılda tarih olmayacağını vurguluyor. Gazete, yoksulluk yüzünden her gün 20 binden fazla insanın öldüğünü, bu durum hemen değişmese de, sorunla azimle mücadele edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bob Geldof ve Bono güçlülerin ozanları Guardian yazarı Georges Monbiot ise "Güçlülerin ozanları" başlıklı yazısında, bu alanda mücadele eden iki rock yıldızını eleştirmiş: Açlıkla mücadele için Live 8 konserini organize eden Bob Geldof ve U2 grubunun solisti Bono. Monbiot, bu iki sanatçının, G8 ülkelerinin Afrika'nın yoksulluğundaki paylarını açıklamak yerine, sorumlulara meşruiyet kazandırdıklarını söylüyor. Daily Telegraph'ın iç sayfalarındaki haberdeyse, Bob Geldof'un, Live 8 konserleri sırasında, adı açıklanmayan bir şarkıcıdan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'u eleştirmemesini istediği bildiriliyor. Geldof'a göre Bush, Afrika için diğer Tüm Amerikan liderlerinden daha fazla şey yapmış bir başkan. ABD askerlerinin Saddam Hüseyin tablosu Times gazetesindeyse, devrik Irak lideri Saddam Hüseyin'in kaldığı cezaevinde görev yapan Amerikan askerlerinin, ülkelerine dönüşleri sonrası yaptıkları açıklamalar var. Askerlerin açıklamalarına bakılırsa Saddam Hüseyin cips yemeyi, masa tenisi oynamayı seviyor. Eski Amerikan başkanlarından Ronald Reagan'ın hayranı. Bir gün yeniden 'geri dönüş' yapmayı umuyor. Şiir yazıyor, kadınlar hakkında sohbet ediyor ve bazen hücresinde dans ediyor. Ancak halen kaldığı cezaevinde, iç çamaşırlarını kendisi yıkıyor. |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||