|
08 Haziran 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz gazetelerinin manşetlerinde, Avrupa Birliği bütçesine ilişkin tartışmalar, ayrıca Bush ve Blair'in dün görüştüğü ve gelecek ay yapılacak G 8 zirvesine de damgasını vurması beklenen Afrika'ya yardım ve küresel ısınma ile mücadele konuları var.
Avrupa basınında ise, İngiltere'nin gelecek yıl yapmayı planladığı Avrupa Anayasası referandumunu askıya almasının yankıları sürüyor. Örneğin Fransa'dan Le Nouvel Observateur, İngiltere'nin kararının iç ve dış nedenlerini şöyle sıralıyor; "Dış siyaset açısından bakılırsa, İngiltere'nin Avrupa vizyonunun daha gevşek olduğu ortada. Bu kadar detaylı kurallara ihtiyaç olmadığını düşünüyorlar. Dolayısıyla 300 sayfalık bir anayasa metni, bu açıdan İngilizlerin kolay kabullenebileceği birşey değil. "İç siyasetteki dinaniklere gelince. İşçi Partisi, üçüncü kez iktidara geldi ama parlamento çoğunluğu ciddi oranda eridi. Bu nedenle Blair'in bu dönemdeki önceliği, kamu hizmetlerinin reforma tabi tutulması. "Avrupa Anayasası referandumunu askıya almakla, enerjisini bu yönde kullanma fırsatı elde edecek. Eğer bu kararı almasaydı, iki cephede birden savaşmak zorunda kalacak, üstelik sonunda anayasa referandumundan da büyük ihtimalle yenilgiyle çıkacaktı." İngiltere'nin referandumu askıya alma kararına Le Monde da geniş yer vermiş. Gazete bu kararın, İngiltere'nin 1 Temmuz'da devralacağı Avrupa Birliği dönem başkanlığına nasıl yansıyacağını şu satırlarla anlatıyor; "Tony Blair ülkesinin dönem başkanlığını, Avrupa'yı kendi bildiği yönde şekillendirmek için kullanacak. İşe, Avrupa'nın en acil sorunları olarak tanımladığı işsizlik, ayrıca, küreselleşmenin güvenlik, göç ve organize suç gibi alanlardaki etkisi ile başlayacak. "Jacques Chirac ve Gerhard Schroeder kader birliği yaparken, Tony Blair atağa geçiyor." Financial Times ise, Avrupa Birliği dönem başkanlığının Blair için son derece zorlu bir sınav olacağını söylüyor. İngiltere'nin bu dönemdeki önceliklerini net olarak belirlediğini; ekonomik reform, genişlemenin geleceği ve bu kapsamda Türkiye'nin üyeliğinin gerçekleşmesi için çalışmayı planladığını hatırlatan gazete ekliyor; "Ancak Fransa ve Hollanda referandumlarından çıkan sonuç ve Avrupa'nın geleceğinin belirsizleşmesi, bu gündem maddelerini tehlikeye sokabilir." "İngiltere Avrupa'yı açık açık, referandum sonuçlarına kulak vermeye ve iş piyasası ile rekabet konularında reform yapmaya çağırdı. Kullanılan bu dil, İngiltere'nin dönem başkanlığını zorlaştıracak, özellikle de Fransa'yı rahatsız edecektir. "Zira Fransız seçmeninin Anayasa'yı reddetme sebebi, metni aşırı liberal, dolayısıyla ülkelerinin sosyal politikalarına bir tehdit olarak görmeleriydi zaten. "Türkiye'nin katılımı da etkilenebilir. Fransız ve Hollanda seçmenleri, genişlemeden duydukları huzursuzluğu ortaya koydular. Ayrıca bu konu, Almanya'da Eylül ayında yapılacak erken seçimlere de damgasını vuracak gibi görünüyor." İngiltere'nin Avrupa Birliği bütçesine katkısı ile ilgili tartışmalar İngiltere'de birçok gazetenin manşetinde. Aslında tartışılan, İngiltere'nin ne kadar katkı yaptığı değil, bunun ne kadarını geri aldığı. Sorunun arka planına ilişkin olarak Guardian şu bilgiyi veriyor; "Geri ödeme hakkı 1984'te Margaret Thatcher'ın başbakanlığı sırasında elde edilmişti. İngiltere o dönemde birliğin en yoksul ülkelerinden olmasına rağmen, diğer ülkelere oranla bütçeye daha fazla katkıda bulunduğu gerekçesiyle, tazminat ödemelerine dayanan bir anlaşma sağlamıştı. "Çünkü diğer ülkeler, birliğe katkılarını, çiftçilerine yönelik teşvikler halinde geri alırken, tarım sektörü daha iyi durumda olan İngiltere'ye çok az teşvik veriliyordu. O tarihten bu yana, İngiltere'ye, birliğe katkısı ile aldığı teşvik arasındaki oranın üçte ikisi geri ödeniyor." Birliğin tüm üyelerinin, İngiltere'nin bu ayrıcalığının değişen koşullar neticesinde sona erdirilmesi için güç birliği yapmasına tüm gazeteler geniş yer vermiş. "İngiltere'nin geri ödemesini çalmak için Avrupa Birliği kumpası" manşetiyle çıkan Daily Telegraph şöyle diyor; "Avrupalı liderler, eğer İngiltere mülti milyar sterlinlik geri ödeme gelirinden vazgeçmezse, giderek derinleşen Avrupa Birliği krizinden sorumlu tutmakla tehdit ettikleri Tony Blair'e yönelik, Fransız- Alman kumpasına destek verdiler. "Hazine'nin yayımladığı rakamlar, geri ödemeden vazgeçmesi durumunda, İngiltere'nin Avrupa Birliği katkısının, bu yılki 12,1 milyar sterlin seviyesinden, 2007-2008 döneminde, 14,6 milyar sterline fırlayabileceğini gösterdi. "Herşeyin fitilini ateşleyen de bu oldu. Buna, referandumlar sonrası krize giren Avrupa Birliği'ni kurtaracak çözüm olarak sarılan liderler, Lüksemburg'daki toplantıda İngiltere'ye saldırdılar." Independent'ın manşetinde ise, sanayileşmiş 7 ülke ve Rusya'nın oluşturduğu G8 ülkelerinin bilim akademilerinden, bu ülkelerin liderlerine ama özellikle de Amerikan Başkanı Bush'a hitaben yapılan uyarı var. Haber şöyle; "Ortak açıklamada, hemen harekete geçilmezse, küresel ısınma küresel bir felakete dönüşebilir deniyor. "Açıklamanın zamanlaması ilginç. İngiltere Başbakanı Tony Blair dün Washington'da Başkan Bush ile biraraya geldi. Blair'in hedefi, sera etkisine neden olan gaz salınımlarının azaltılmasını amaçlayan Kyoto Protokolüne imza atmaya ikna etmekti Bush'u. "Ancak Blair, İngiltere'nin G8 liderliği dönemindeki en önemli hedeflerinden biri olan bu konuda pek yol almışa benzemiyor." Peki neden Kyoto Protokolüne imza atmaya yanaşmıyor Amerika Birleşik Devletleri? Yanıtı Guardian; "Petrol devi Bush'u nasıl etkiledi" başlıklı haberinde veriyor. Beyaz Saray'ın Kyoto Protokolü ile ilgili tavrını, petrol şirketi Exxon'un tavsiyeleri doğrultusunda belirlediği savunan gazete şöyle devam ediyor; "Guardian'ın ulaştığı Amerikan Dışişleri Bakanlığı belgelerine göre, Başkan Bush'un Kyoto Protokolü'nü imzalamama kararının arkasında, Exxon ve petrol sektörünün diğer önde gelen kuruluşları var. "Amerikan Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde, Greenpeace'in başvurusu sonucu gün ışığına çıkan yazışmalarda, yönetimin Exxon'a teşekkür ettiği görülüyor. Tırnak içinde aktarırsak, 'İklim değişikliği konusundaki siyasetin belirlenmesindeki etkin katılımları' konusunda. "Yine belgelerde açıkça görülüyor ki, yönetim Exxon'un, ne yönde bir siyaset izlenmesinin uygun olacağı konusunda da fikirlerini soruyor." Dünkü Blair Bush zirvesinin öne çıkan gündem maddelerinden biri küresel ısınma ile mücadele idiyse, diğeri de Afrika'ya yardımdı. Guardian da, bu konudaki bir araştırmanın sonuçlarını taşımış manşetine. "Blair Bush'u, Afrika'ya yardımın arttırılması planlarına ikna etmeye çalışadursun, Birleşmiş Milletler raporu, olayın insani bilançosunu gözler önüne seriyor" diyor gazete ve şöyle devam ediyor; "Birleşmiş Milletler'in yarın açıklayacağı rapora göre, uluslararası toplumun 2015'e kadar 5 yaş altı ölümleri ciddi oranda azaltma sözünü tutamaması nedeniyle, 3 milyon çocuk ölüm tehlikesiyle burun buruna. "Örgütün raporu, gelecek ay yapılacak G8 zirvesi öncesi liderlerin üzerindeki baskıyı arttırmaya yönelik. Bir Birleşmiş Milletler yetkilisinin, liderleri uykularından uyandırmalı dediği veriler son derece çarpıcı. "Buna göre, Afrika'da 5 yaşın altında hayata gözlerini yumacak çocukların sayısı yakın zamanda, New York, Londra ve Tokyo'daki beş yaş altı çocukların toplamının iki katına çıkacak." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||