|
08 Nisan 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere basınında, Rover'ın iflasın eşiğine gelmesi ve seçim tartışmaları, diğer Avrupa gazetelerinde ise, Irak'ta İbrahim El Caferi'nin başbakanlığı ve Papa'nın cenazesi öne çıkıyor.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung'a göre, cenaze için milyonlarca insanın Roma'da toplanması, Papa'nın otorite ve güvenilirliğinin boyutlarını ortaya koyuyor. Gazeteye göre, dünyanın dört bir tarafından bu kadar insanı bir araya getirecek başka bir olay bir daha kolay kolay yaşanmaz. Berliner Zeitung ise, Roma'da toplanan milyonların bir barış tablosu çizdiğini söylüyor ve ekliyor; "Ancak ülkelerine döner dönmez yine birbirlerinin boğazına sarılacaklarına şüphe yok." İsviçre'den Le Temps ise bu tablonun farklı bir yorumuna yer veriyor. Roma'da toplanan milyonlarca insanın tamamının koyu Katolikler olmadığını, "Kiliseler bomboş, ama St Pietro meydanı tıka basa dolu" sözleriyle ifade eden gazete, şu yorumu yapıyor. "Papa yaptığı birçok hatadan dolayı suçlanabilir. Ama şunu kabul etmek gerek ki, siyasi ve dini sınırları aşarak insanları biraraya getirmeyi başardı. Bugünkü cenaze töreninde Amerikan Başkanı George Bush ile İran Cumhurbaşkanı Hatemi'nin birlikte dua edecek olması, bunun en somut kanıtı." Papa ile ilgili bu olumlu ve yüceltici yorumların yanında olumsuz görüşlere de rastlanıyor. İngiliz Independent gazetesi yazarlarından Johann Hari, "Kimse Papa'nın kurbanlarından söz etmiyor" diyor ve eleştirilerini şöyle sıralıyor. İlk akla gelen, Güney Afrika'daki faşizme karşı tutunduğu yumuşak tavır. Şili'nin faşist diktatörü Pinochet ve eşini örnek bir Hristiyan çift olarak ilan etti. On binlerce kişiyi katletttiklerini bilmesine rağmen. Nihayetinde, Pinochet'nin adalet önüne çıkarılması gündeme geldiğinde, Papa serbest bırakılmasını talep etti. Yarattığı ikinci skandal AIDS ile ilgiliydi. Katolik Kilisesi'ne, prezervatifin AIDS'ten korunmada etkisiz olduğu yalanını yaymasını emretti. Yaydığı bu mesaj neticesinde, Afrika'daki cahil köylüler, kendisi gibi yavaş ve acılı bir şekilde öldü. Tek fark, Papa azizlik mertebesine yükselirken, onlar günahkar olarak anılacaklardı. Papa'nın suç listesi burada bitmiyor. O aynı zamanda, çocuklara yönelik kitlesel tecavüzden sorumlu bir kilisenin başındaydı. Defalaraca uyarılmasına rağmen hiçbir şey yapmadı. Dolayısıyla bugün bir batıl inanç tacirinin değil, onun yüzünden bugün hayatta olmayan on binlerce insanın yasını tutmalıyız." Avrupa basınında geniş yer bulan bir başka konu da, Şii politikacı İbrahim el Caferi'nin Irak Başbakanlığı'na getirilmesi. Cumhurbaşkanlığına da bir Kürt'ün; Celal Talabani'ni getirildiğini hatırlatan Avusturya gazetesi Der Standard, bu gelişmeyi memnuniyetle karşılıyor, ancak Irak'ı bekleyen zorluklar nedeniyle pek de sevinmemek gerektiğini belirtiyor. "Şiiler ile Kürtler arasında Kürdistan'ın statüsü ve sınırları konusundaki anlaşmazlık sürüyor. Tabii bir de, Sünnilerin siyasi sürece dahil edilmesi sorunu var. Ancak yine de, yeni hükümetin ilk olarak yolsuzluğa ve ülkede hukukun üstünlüğünün sağlanmasına el atması gerekiyor." İngiliz gazetesi Daily Telegraph ise, Irak'ın yeni Başbakanı İbrahim el Caferi'nin siyasi kimliğini mercek altına alıyor. "Irak'ın yeni lideri üzerinde İran'ın gölgesi var" başlıklı yorumda, şu görüşler öne sürülüyor. "Çoğunluktaki Şiiler arasında sevilen, Kürtlerin de sempati duyduğu bir isim olsa da, Sünni Araplar düşmanca duygular besliyor el Caferi'ye karşı. Washington'a gelince. Amerikalı yetkililer destek mesajları vermekte, George Bush telefon ile tebrik etmekte gecikmedi. Ancak birçok yetkili el Caferi'nin doğru isim olup olmadığında kararsız. Bundan 15 yıl önce olsaydı, başında bulunduğu Dava Partisi ve Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nden oluşan birleşik Irak İttifakı'nın yükselişi Washington'da tedirginlik yaratırdı. Öyle ya, Baba Bush, 1991'deki Körfez Savaşı'ndan sonra, sırf Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'ne bağlı Bedir Tugayları öncülüğünde diye, Saddam Hüseyin'i devirmeye yönelik bir girişime destek vermeyi reddetmişti. Zira, Irak'ın yeni Başbakanı İbrahim el Caferi'nin partisi Dava gibi, Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi de, İran tarafından kurulmuş ve desteklenmişti. İbrahim el Caferi, Irak'ı batı yanlısı bir demokrasiye mi, yoksa İran güdümünde bir teokrasiye mi dönüştürmek isteyecek belli değil. Şimdilik Tahran ile arasına belli bir mesafe koyuyor. Amerika da, 'O artık bizim adamımız İran'ın değil' diyor." İbrahim el Caferi'nin Irak'ın yeni Başbakanı olmasına Independent da geniş yer ayırmış. Gazete, atama töreninde yaşanan ilginç bir olaya da şu satırlarla değinmiş. "Törenin ciddiyeti, Irak'ın yeni Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin, esrarengiz bir şekilde, aniden ortadan kaybolmasıyla dağıldı. Kısa bir süre sonra döndüğünde, itiraf etti. Başbakan olarak atayacağı kişinin, yani İbrahim el Caferi'nin ismini ansızın unutmuştu. El Caferi bu olayın üzerinde fazla durmadı. Ancak seçimlerde parlamento çoğunluğunu ele geçiren Birleşik Irak İttifakı'nın diğer üyeleri, Talabani'nin gafını, Kürtler ile Şiiler arasında gelecekte yaşanacak sorunların habercisi olarak algıladılar." Guardian ilk sayfasından verdiği haberde, İngiliz istihbarat yöneticilerinin bir itirafını duyuruyor. Söz konusu yetkililer, Irak'ın kitle imha silahlarına yönelik iddialarının yanlış olduğunu kabul ediyor. Haberde, Başbakan Tony Blair'in Irak'ın işgalini meşrulaştırmak için başvurduğu kitle imha silahları dosyasını hazırlayan Ortak İstihbarat Komitesi'nin, bu silahlar bulunamayınca, bu konuda bir değerlendirme yapmaya zorlandığı aktarılıyor. Guardian, Aralık 2004'te yapılan bu değerlendirmenin sonuçlarının, dün İngiltere Parlamentosu İstihbarat ve Güvenlik Komitesi'nce açıklandığını duyuruyor. Açıklamaya göre, Ortak İstihbarat Komitesi, Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarına sahip olduğuna ilişkin tüm iddialarının ya yanlış, ya da temelsiz olduğunu itiraf ediyor. 5 Mayıs'ta yapılacak genel seçimle ilgili tartışmalar da İngiliz basınında geniş yer buluyor. Bir süredir, ana muhalefetteki muhafazakarların, iktidardaki İşçi Partisi ile aralarındaki oy farkını, son birkaç haftada yüzde 10'lardan yüzde 3 ila 4'e düşürdüğüne ilişkin kamuoyu yoklamaları yayınlanıyordu. Daily Telegraph'ın bugün yayınladığı anketin sonuçlarına göre ise bu fark sadece yüzde bire inmiş durumda. Anket İşçi Partisi'ni yüzde 36'da, Muhafazakar Parti'yi ise yüzde 35'te gösteriyor. Liberal Demokratların oyu yüzde 21. Ankete katılanlara, oy verirken hangi kriterin öne çıktığı da sorulmuş. Çoğunluk "güven" diyor. Aynı anket, İşçi Partisi'nin üçüncü kez iktidara gelmesinin önündeki en büyük engelin de, Başbakan Tony Blair'e duyulan güven eksikliği olduğunu ortaya koyuyor. İngiliz gazetelerinin tümünün manşetinde ise, otomotiv şirketi Rover'ın iflasın eşiğine gelmesi var. Guardian gelişmeleri şöyle duyuruyor. "İngiltere'nin seri üretim yapan son otomotiv firması Rover'da kriz derinleşti. Şirketin Birmingham Longbridge'deki fabrikasında üretim durdu. Şirketin iflasa sürüklenmesinden endişelenen birçok kuruluş da, Rover'a parça ve hizmet sağlamayı durdurdu. Şirket dün yaptığı açıklamada, hükümetin 100 milyon sterlin kredi vermemesi durumunda, binlerce kişinin işsiz kalacağı uyarısında bulundu. Rover bu paraya, Çinli otomobil üreticisi SAIC ile anlaşmaya varmak için ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Hükümet ise, krediyi serbest bırakmadan önce, anlaşmanın hayata geçeceğine ilişkin güvence istiyor. Anlaşmaya varılamazsa şirketin 6 bin kadar çalışanının işsiz kalacak olması, hükümeti düşündürüyor. Zira Rover'ın üretim yaptığı bölgede çoğunluk İşçi Partisi'ne oy veriyor." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||