|
31 Mart 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere gazetelerinde bu sabah bugün Zimbabwe'de yapılacak parlamento seçimlerine geniş yer verilmiş.
Times gazetesi, bu seçimlerin aslında tüm Afrika için bir deneme niteliği taşıdığını söylerken; Financial Times, muhalefetin seçimlere hile karışması halinde sokaklara dökülmeye hazırlandığından bahsediyor. Times gazetesinden aktaralım. Zimbabwe'de bugün beş yılda üçüncü kez olmak üzere seçmenler, mantığa sığmayan bir yolsuzluk ortamı içinde sandık başına gidiyor. Seçmen listelerinde ölmüş pek çok kişinin adı yer aldı. Seçimlerin geçerliliğini sorgulayan gözlemciler ise sınır dışı edildi. Bununla beraber milyonlarca kişi muhalefetteki Demokratik Değişim Hareketi lehine oy kullanacak. Muhalefetin kaygısı ise seçimleri kaybetmek değil, seçim yolsuzluklarının Afrika'nın güneyine de yayılması. İngiltere'deki diğer gazetelerin manşetleri de Times'dan farklı değil: Independent, "Mugabe hileli oy ve rüşvetle ucuz zafer elde etmeye hazırlanıyor" başlığını kullanırken Guardian, muhalefetin seçimlere katılımı yüksek tutarak seçim hilelerine karşı denge kurma umudunu aktarıyor. Gazetelerde göze çarpan bir diğer konu ise Kanada'da dün başlayan fok avı sezonu. Independent'ın verdiği haberin başlığı: "Yavru fokların kanıyla lekelenen deniz" Independent, bu başlığın altında istiflenmiş fokların yanında çalışan avcıları gösteren bir fotoğraf kullanmış. Buz zemin ise kan tabakasıyla kaplı. Guardian ise 'Kanada'nın son 50 yıldan daha fazla bir zaman gerçekleştirdiği en büyük fok katliamı' ifadesini kullanıyor. Guardian'ın haberine göre, Kanada hükümeti, önümüzdeki dört hafta içinde 320 bin fokun öldürülmesine izin verdi. Gazetenin başyazılarından birinde ise dün Birleşmiş Milletler'in dünya eko sistemi üzerine yaptırdığı araştırma ele alınmış. Rapora göre dünyanın kaynaklarının üçte ikisi insan eliyle bozulmuş durumda. "Dünyanın Sonu" başlığını taşıyan makaleden kısaca aktaralım. Rapor, ne yazık ki şu an sahip olunan eko sistemin nasıl korunacağına bir açıklık getirmiyor. Bazı yararlı öneriler olsa da, asıl önemli olan en azından şu anda sahip olduklarımızı korumak için harekete geçmek gerektiği. Hem Financial Times hem de Guardian gazetelerinde Bush yönetiminin Irak'ı işgal gerekçesi olan kitle imha silahlarına ilişkin istihbaratı değerlendiren bir raporun bugün yayımlanacak olmasına yer verilmiş. Guardian, Irak'taki istihbarat fiyaskosunun nihai analizinde, suç CIA ve diğer casusluk birimlerine atılıyor, bu sayede Beyaz Saray ve Pentagon da işgale gerekçe amacıyla istihbarat üzerinde oynadıkları iddialarından geniş ölçüde arınıyor. Eski bir CIA yetkilisi olan Melvin Goodman'ın da şu sözlerini aktarıyor gazete: "Bana, raporun CIA'yi olduğundan daha da kötü göstereceği söylendi. Görünen o ki bu işten yine sıyrılacaklar." Amerika Birleşik Devletleri'nin eski Savunma Bakan yardımcısı veyeni muhafazaların önde gelen isimlerinden Paul Wolfowitz'in Dünya Bankası başkanlığına aday gösterilmesi, gazetelerde yine ön sıralarda. Times gazetesinin başlığı: "Wolfowitz Avrupa'da kendisinden şüphe edenleri kazandı" Gazete, dün Avrupalı bakanlarla görüşerek Irak savaşına giden süreci mimarlarından olması gerekçesiyle kendisine karşı oluşabilecek görüşleri bertaraf etmeye çalışan Wolfowitz'in başarı elde ettiğini aktarıyor. Times'a göre, Wolfowitz, Dünya Bankası'nın faaliyetlerinde Avrupa'ya daha fazla söz hakkı tanınması taahhütünü verdi. Financial Times gazetesi ise Wolfowitz'in çok uluslu bir yaklaşım sergileme sözünü öne çıkarırken, başyazısında Dünya Bankası başkanının seçim yöntemine eleştiri getiriyor. "Bu tür kurumlarda büyük oy hakkına sahip olan zengin ülkelerin, nihai söz söyleme hakkı da olmalı. Ancak bu açık biçimde tatbik edilebilmeli, yani Amerika Birleşik Devletleri ya da Avrupa'daki karanlık siyasi manevraların ürünü olmamalı." Guardian'a yazan Martin Jacques ise "Neo Con devrimi" başlıklı makalesinde şu sözlerle ifade ediyor görüşlerini: "Amerika Birleşik Devletleri'nin tek yanlı politikaları eski düzenin yıkılmasıydı. Amerika şimdi yeni ittifaklar kuruyor. " Martin Jacques, her yeni siyasi akıma ilk anda kısa vadeli gözüyle bakıldığına dikkat çekerek Bush yönetiminin de benzer şekilde algılandığını vurguluyor. Makaleden özetle aktaralım. Bush yönetiminin getirdiği yeniliğin de kısa vadeli olduğu düşünüldü. Yeni bir dünya tasavvur etmek hep zor olmuştur, geleceği geçmişin uzantısı gibi algılamak daha kolay, yeni bir mantığın doğduğunu kavramak güçtür. Bush'un ikinci döneminin farklı olacağı yönünde spekülasyonlar yapıldı, ne var ki yeni muhafazakarların seçimlerden sonra geniş destek buldukları ve yeni bir iç siyasi hegemonya kurdukları belliydi. Martin Jacques yazısını, Washington'un gözünden yeni dünya düzenine hoşgeldiniz" sözleriyle bitiriyor. Geçiyoruz Times gazetesine. Gıda zinciri McDonalds'ın hip hop şarkıcılarına ürünlerinden bahsetmeleri için para ödediğini yazan gazete, şöyle devam ediyor: "Bundan on yıl önce, rock grupları şarkılarına şeytana tapmayı çağrıştıran sözler yazmakla suçlanırdı. " "Değişen zamanın işareti belki, bu kez hip hop şarkıcılarından açıkça para karşılığı McDonald's'tan bahsetmeleri isteniyor." Guardian gazetesi, ilk kez ağır felçli bir gencin düşünce gücüyle günlük işlerini kontrol etme imkanı elde ettiğini ilk sayfadan duyuruyor okurlarına. Haberin başlığı, "Felçli bir adamın beynini okuyan çip". "25 yaşındaki Matthew Neagle, solunum cihazı olmadan nefes alamıyor,tekerlekli sandalyede, kol ve bacaklarını da kullanamıyor. Neagle'ın beyin yüzeyine elektrodların yanısıra bilgisayarla bağlanabilmesini sağlayan metal bir soket yerleştirilmiş. Genç adam, artık sadece kolunu oynattığını düşünerek bir bilgisayar ekranındaki takipçi tuşunu hareket ettirmeyi başardı." Independent gazetesinin haberine göre, futbol ve rugby taraftarları maçı kazandıkları takdirde, daha fazla şiddete başvuruyor. Cardiff Üniversitesi'nden bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre, maçın kazanılması, kaybedilmesinden daha fazla şiddeti tetikliyor. Uzmanlar, Cardiff'te yapılan yedi yıllık bir süreci kapsayan araştırmalarında maç sonrası yaralanma vakaları incelenmiş. Buna göre, maçın kazanıldığı durumlarda yaralı sayısının arttığı, kaybedildiği durumlarda ise azaldığı ortaya çıkmış. Haberin yanında Kopenhag'daki 2000 UEFA Kupası finalinde Arsenal ile Galatasaraylı taraftarlar arasında çıkan kavgadan bir fotoğraf kullanıldığını da ekleyelim. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||