|
12 Ocak 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Gazetelerin bir çoğu İngiltere'de uzmanların cep telefonlarıyla ilgili bir uyarısını birinci sayfalarına taşımış.
Times gazetesi, tam sayfa manşetten verdiği haberde, özellikle sekiz yaşın altındaki çocukların cep telefonu kullanmaması tavsiyesini aktarıyor. "İngiltere’de cep telefonlarının sayısı son beş yıl içinde ikiye katlanarak elli milyona ulaştı. Cep telefonu taşıyan sekiz yaşın altındaki çocukların sayısı ise aynı dönemde beşe katlandı. Uzmanlardan gelen uyarılar, İsveç, Hollanda ve Almanya'da yapılan bir dizi araştırmaya dayanıyor. İsveç’teki araştırma, cep telefonunu fazla kullananların kafalarında tümör gelişmesi ihtimalinin arttığına, Hollanda'daki araştırma cep telefonlarının beyin fonksiyonlarını etkilediğine, Almanya'daki araştırma ise cep telefonları için kurulan baz istasyonlarının çevresinde kanser vakalarının arttığına işaret ediyor. " Yine tüm İngiliz gazetelerinin odaklandığı bir başka konu da Amerika Birleşik Devletlerinin, Küba'daki Guantanamo üssünde üç yıldır tuttuğu dört İngiliz vatandaşının İngiltere'ye iade edileceği haberi. "1000 günlük cehennem." Liberal Independent gazetesi tam sayfa manşet yaptığı haberine bu başlığı atmış. Gazete başyazısını da bu konuya ayırıyor."Gözaltındaki tüm İngiliz vatandaşlarının iadesi Guantanamo utancını ortadan kaldırmaz" başlıklı yazıdan kısa bir alıntı. "Bazı haberlere gire Amerikalılar Guantanamo'da gözaltında tutulanların sayısını 500 den 200 e indirecek, ve bu 200 kişiyi ömür boyu gözaltında tutacakmış. Bir kişi dahi, bu şekilde uluslararası hukuka, ve Amerikan iç hukukuna aykırı bir şekilde gözaltında tutuluyor olsa, Guantanamo, yaratıcısı Amerikan yönetiminin utancı olmaya devam edecektir. Tutulanlar arasında İngiliz vatandaşlarının bulunup bulunmaması hiç bir şeyi değiştirmez. " Muhafazakar Daily Telegraph gazetesi de birinci sayfadan duyurduğu haberi başyazısında değerlendiriyor. Başlık, "Adalet sonsuza kadar ertelenemez." "İnsanları yeterli kanıt bulunmaksızın üç yıl gözaltında tutmak, barış zamanında hukukun en temel ilkelerinin ihlali anlamına gelir. Savaş zamanı ise en gelişkin demokrasiler bile, halklarını korumak amacıyla bazı temel hakları askıya alabilir. Fakat, soru şu: Başkan Bush'un onlarca yıl sürebileceğini söylediği bir savaşta, şüpheli kişileri, yargı önüne çıkarmadan ne kadar süre tutabilirsiniz? Temel hukuk ilkelerinin kısa sürelerle askıya alınması, şerre mecburen katlanılması olarak görülebilir ama hukukun süresiz olarak askıya alınması şerrin ta kendisidir." Gazetelerde Irak'la ilgili farklı haberler de dikkat çekiyor. Times gazetesi yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasına göre Irak savaşına kamuoyu desteğinin en düşük düzeyine indiğini duyurmuş. Kamuoyu yoklamasının sonuçlarını şöyle özetliyor gazete. "Hafta sonunda yapılan araştırma İngiltere'de her on kişiden yalnızca üçünün Irak'a karşı savaşın hala doğru olduğu kanısında olduğunu gösteriyor. Ve ilk defa İşçi Partisine oy verenlerin çoğunluğu savaşa gitmenin yanlış bir karar olduğunu düşünüyor. Savaşa verilen destek 2003 yılı Nisan ayında yüzde 64 ile en yüksek düzeyine çıkmıştı." İngiltere kamuoyunda durum bu. Ama acaba Irak’ta neler oluyor? Financial Times gazetesi'nin Bağdat muhabiri, seçime yalnızca üç hafta kala başkentteki korku atmosferini anlatıyor. "Adaylar ölüm tehdidiyle karşı karşıya olduğundan, seçim posterlerinin çoğunda adaylar dışında, hatta bazıları hayatta dahi olmayan liderlerin resimleri var. Şii partilerinin posterlerinde, itibarlı dini liderler Büyük Ayetullah Ali El Sistani ile altı yıl önce öldürülen Muhammed Sadık Es Sadr boy gösteriyor örneğin. Posterler, güvenlik korkusunun Irak seçimlerini nasıl gölgelediğini gösteren bir örnek sadece. Hiç bir parti tam aday listesini yayınlamış değil. Çoğu posterler asmanın dışında hiç bir propaganda faaliyeti gösteremiyor. Bunun bir istisnası ise yetmiş yıllık bir baskıdan sonra hiç bir şeyden yılmayacak gibi görünen Irak'lı komünistler. Araçlarıyla Bağdat'ın işçi semtlerini bir bir dolaşıp, megafonlarla seçmeni, partileri Halkın Birliği listesine oy vermeye çağırıyorlar." Ve Irak geçici yönetiminin başbakanı İyad Allavi'nin seçim kampanyasını yürüten görevlilerin, basın toplantılarını izleyen gazetecilere zarflar içinde 100er dolar verdikleri haberinin yaygınlaşmasını izleyen gelişmeleri de Daily Telegraph gazetesinden izleyelim. "Yakınlarda Allavi'nin liderliğindeki partinin kampanyasının düzenlediği bir basın toplantısında yerli ve yabancı basın mensuplarına, Saddam Hüseyin dönemindeki bir adet sürdürülerek zarflar içersinde 100er dolar teklif edilmiş, bazı gazeteciler bunu kabul etmiş kimileri de reddetmişti. Dün yapılan basın toplantısında kimseye zarf dağıtılmadı. Kampanyayı yürüten görevliler ise, daha önce dağıtılan 100'er dolarları misafirperverlik diye geçiştirdiler. Kampanya menajeri, 'misafirleri hiç bir şey ikram etmeden göndermek ayıp olacaktı. Yemek ikram edemedik para verelim dedik' diye konuştu ve gülerek ekledi: Niyetimiz basını satın almak olsaydı çok daha büyük paralar vermemiz gerekirdi." Ve son haberimiz Guardian'dan. "Git bir sosyalist saç tıraşı ol" "Kuzey Kore devlet televizyonu, erkek vatandaşlarını, bir sosyaliste yakışır saç kesimi konusunda eğitmek üzere beş bölümlük bir dizi yayınlıyor. 'Gelin saçlarımızı sosyalist yaşam biçimiyle uyumlaştıralım' adlı televizyon programında vatandaşlara resmi onay almış bir kaç saç kesimi alternatifi sunuluyor. Uzun saçın sağlıksız olduğu ve zihni gelişmeyi engellediği anlatılan programda, saçın bir ila beş santim uzunluğunda tutulması ve on beş günde bir kestirilmesi öneriliyor. Ama dünyanın en kuralcı devletinde bile özel durumlarda bazı istisnalara izin var. Elli yaşındaki erkekler, kelliklerini gizleyebilmek için yedi santime kadar uzatabilecekler saçlarını." Saçlarını bir sosyaliste yakışacak şekilde kestirmeyenler ise bir başka televizyon programında gizli kamerayla tespit edilip isimleri ve adresleri teşhir ediliyormuş Guardian'ın haberine göre. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||