|
'Öfkeli değiller ama yakınıyorlar' | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sarp yamaçları, parıldayan mavi nehri ve yamalı bir örtüyü andıran bölünmüş tarlalarıyla Pençşir vadisi bir kişinin adıyla özdeşleşmiştir; Pençşir Aslanı diye anılan Ahmed Şah Mesud ile...
Şah Mesud, yarılmış kayaları ve mağaraları olan bu vadiye Sovyet Ordusu'na sokmadı. Daha sonra, 1990'ların ortasından 2001'e kadar ülkenin büyük bir bölümünde denetimi ele geçiren Taleban'la savaştı. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 11 Eylül saldırılarından kısa bir süre önce kendilerini televizyoncu olarak tanıtan kişilerin intihar saldırısında öldü. Bugün birçok Afgan vatandaşı Şah Mesud'u ulusal kahraman kabul ediyor. Pençşir Vadisi'ndeki bir tepede anıt mezarı var. İnşaatı 2002'de başlamıştı, altı yılda hala tamamlanamadı. Anıtmezarın etrafı inşaat iskeleleriyle çevrili. Ahşap platforma bambu merdivenlerle çıkılıyor. Burası her Cuma, ülkenin farklı yerlerinden Afganlar buraya akın ediyor.
Ferhad ve arkadaşı Kabil'den buraya üç satte gelebilmiş. "Çok güzel" diyor: Keşke acele edip inşaatı da bitirebilseler... Ağırlıklı olarak Amerikalı ve İngiliz askerlerinden oluşan güçler, Taleban ve kucak açtığı El Kaide'yi ülkeden çıkarmak için yedi yıl önce buraya gelmişlerdi. Ama burada hala çok mesafe katedilmesi gerekiyor. Evet biraz ilerleme sağlandı. Çoğu kız daha fazla sayıda çocuk artık okula gidebiliyor. Ülkenin farklı bölgelerinde çok sayıda hastane kuruldu. Yeni yollar inşa edildi. Bazı şehirler arasındaki mesafe önemli oranda azaldı. Her zaman demokratik olarak çalışamasa da ülkenin artık bir parlamentosu var. Ama birçok kişi için sağlanan bu ilerleme gerçekten yeterli değil. Afganlar'dan sürekli "Biz herşeyin daha iyi olacağını sanmıştık" cümlesini duyuyorsunuz: "Siyasetçiler ve dünya bize öyle söylemişti." Aslında bu bir öfke değil, kaybedilen fırsatların ardından dile getirilen bir yakınma daha çok... Burası 30 yıldır savaşların yıprattığı, diğer ülkelere kıyasla umutların çok daha yüksek, düş kırıklıklarının çok daha az olduğu bir ülke. Afganların istedikleri ve ihtiyaç duydukları şey, geçmişten kaçmak. Ama ülkenin her yeri tarihin izleriyle dolu. Mesala Kabil'de koltuk değneğiyle yürüyen bir adam görüyorsunuz. Yanına biraz daha yaklaştıkça tek bacağının olduğunu, diğerini mayına basarak kaybettiğini görüyorsunuz. Bir yakınının yardımıyla yürüyen ve iki üç kez para istemek için arabamın önüne çıkan dilenci örneğin. Gözlerine bakıyorsunuz. Gözleri yok. Boş bir göz çukuru var yerinde... Afganistan'da bakanlıklar ve devlet kuruluşları dökülüyor. Memurlar deneyimsiz. kamu görevlileri çok çok az maaş alıyor. Rüşvet virüs gibi yayılıyor. Güneydeki topraklar, Taleban ve uyuşturucu kartellerinin denetiminde. Bu kişilerin çoğu aynı zamanda devlet işinde çalışıyor hatta bazıları polis memuru. Burası sadece yabancılar için değil, Afganlar için bile çok tehlikeli bir yer. BBC'nin genç muhabiri Abdül Samed Rohani, bu ayın başlarında Helmand'da öldürüldü. Onunla bir kez karşılaştım. Genç, hayat dolu bir çocuktu. Cesedi kurşun izleriyle doluydu. Nasıl öldürüldüğü belki hiç anlaşılamayacak. Bu çaresizliğin içinde az da olsa mutluluk da var. Şiddet ve istikrarsızlığa rağmen, Afgan toplumunu birbirine bağlayan düğünler devam ediyor.
Kabil'de orta sınıf Afganlar, kentin Las Vegas'ı andıran bir semtinde düğün törenleri yapıyorlar. Caddelerde neon ışıkları parlıyor. Hatta birkaç apartman katı yüksekliğinde bir "Eyfel Kulesi" bile var. Bu hemen göze çarpan kitsch bir yapı. Ama olsun Kabilliler seviyor... Karha gölü Kabil'den arabayla yarım saat uzaklıkta. Afganlar cumaları öğleden sonraları bu güzel, turkuaz gölün etrafında piknik yapıyorlar. Sürat tekneleri, deniz bisikletleri var. Aileler küçük kulübelerde oturup dondurma yiyorlar. Ama bu sessizlik ve huzurun gerisinde hala belirsizlik var. Pençşir Vadisi'nde kalabalık artıyor. Yeni gelen arabaların tekerleklerinden toz bulutları yükseliyor. Tercümanım aracılığıyla gölgede dinlenen bir işçiye "Anıtmezarın inşaatını ne zaman bitireceksiniz?" diye soruyorum. Bir kertenkele betonun üzerinde hızla hareket ederken, çok inandırıcı olmayan bir tonla "Altı ayda" dedi. Anıtmezarın içinde Şah Mesud'un mezarının üzerinde çıplak bir ampül sallanıyor. Kapıdaki nöbetçiye de inşaatın ne zaman tamamlanacağını soruyorum. Çok da emin görünmeyen bir ifadeyle bir yılda bitebileceğini söylüyor. Aslında anıtmezarın inşaatı biraz Afganistan'ın kendisine de benziyor. Görünen o ki kimse bu projenin ne zaman bireceğini bilmiyor. | İlgili haberler Ülke rehberi: Afganistan12 Ocak, 2004 | Özel Dosyalar Kandahar'da büyük operasyon18 Haziran, 2008 | Haberler Afganistan'da saldırı: 12 ölü15 Mayıs, 2008 | Haberler Afganistan'a yardım ulaşmıyor25 Mart, 2008 | Haberler Afganistan'ın diğer yüzü 18 Ocak, 2008 | Dünyaya Açılan Pencere 'Toplum uyuşturucuya duyarsız'21 Haziran, 2007 | Haberler Afganistan'da yolsuzluk her yerde19 Haziran, 2007 | Haberler Afgan Senatosu: Taleban'la görüşün09 Mayıs, 2007 | Haberler | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||