|
Adım Adım Avrupa - İngiltere | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
17 Aralık zirvesine sayılı gün kala, BBC Türkçe Bölümü'nün yapımcıları AB'de etkin olan beş ayrı Avrupa ülkesinde kamuoyunun nabzını tuttu.
Yapımcılarımız, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği hakkında bu ülkelerde kamuoyunun ne yönde ve nasıl oluştuğunu, üniversite gençliğinden emeklilere halkın Türkiye hakkında ne düşündüğünü, kamuoyunun hükümet politikalarını nasıl etkilediğini araştırdı. İngiltere Başbakanı Tony Blair, düzenlediği bir basın toplantısında, Avrupa Birliği üyeliği görüşmelerine başlanması için Türkiye'ye diğer üyelerden farklı davranılmaması gerektiğini; Türkiye'nin ayrıcalık değil diğer adaylara karşı gösterilen davranışın aynısını istediğini söylemiş, Türkiye'nin önüne başka engeller konulmamasını istediğini vurgulamıştı. Acaba iktidar partisi dışındaki partiler ve halk ne düşünüyor İngiltere'de? Londra'da bir lokantada konuştuğum bir İngiliz şöyle diyor: "Doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye Müslüman bir ülke olduğu için ne kadar uyumlu olur merak ediyorum. Çünkü Avrupa Birliği üyelerinden hiçbiri Müslüman değil. Evet Müslüman nüfus yaşıyor aralarında ama nüfusunun çoğu Müslüman bir ülkenin AB'ye katılması gelecek için yararlı mı zararlı mı olacak pek emin değilim." Londra'da İktisat ve Siyasal Bilimler Fakültesi öğrencisi bir gence göre, sorun Türklerin kendilerini iyi tanıtamamalarından kaynaklanıyor. "Sorun aslında bizde. Biz hala kendimizi anlatamadık bu insanlara. Hala Türkiye'yi Binbir Gece Masalları'nın olduğu, insanların fes giydiği, kızların kapandığı, sinemanın, sanatın olmadığı bir Ortadoğu ülkesi olarak görüyorlar. Biz hala bu insanlara kendimizi anlatamadık." İngiltere Türkiye'yi neden destekliyor? Ancak İngiltere'de tüm siyasi partilerin ve basının Türkiye'nin üyeliğini desteklediği görülüyor.
Londra'daki İktisat ve Siyasi Bilimler Fakültesi Avrupa Enstitüsü'nde araştırma yapan, Hacettepe Üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr Müge Kınacıoğlu'na sordum. İngiltere hükümeti, Türkiye'nin üyeliğine neden örneğin Fransa'dan farklı yaklaşıyor? Dr Kınacıoğlu, İngiltere'nin Avrupa Birliği'nin genişlemesine destek veren ülkelerden biri olması nedeniyle Türkiye'yi desteklediğini söylüyor. Buna ek olarak temelde iki eksen üzerinde Türkiye'ye destek verdiğini düşünüyor: "Birincisi, Türkiye'nin kimliğiyle ilgili. Türkiye'nin çoğunluğu Müslüman, laik ve demokratik bir ülke olarak AB'ye katılmasının diğer Müslüman ülkelere bir model teşkil edeceği ve ilham kaynağı olacağı yolunda. Madalyonun bir de öbür yüzü var. AB'nin çok kültürlülülüne, çok dinliliğine yapacağı katkıyla ilgili. İkinci eksen de, stratejik boyutu. İngiltere ve ingiliz devlet adamları, Başbakan Tony Blair, Dışişleri Bakanı Jack Straw, Avrupa'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Denis MacShane her fırsatta bunu dile getiriyorlar. Türkiye'nin öncelikli dış politika konularında - ki bunların arasında uluslararası terörle mücadele, uluslararası suçla mücadele, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Ortadoğu'da, Orta Asya ve Irak'taki gelişmeler, NATO'nun bugunkü rolü gibi konular var - Türk perspektifinin gerekliliğinden bahsediyorlar." Müge Kınacıoğlu, İngiliz yetkililerin, Türkiye'nin tam üye olarak Avrupa Birliğine katılmaması durumunda doğuya ya da güneye yönelmesinin stratejik sonuçlarının endişe verici olacağını, Avrupa'da kimsenin çıkarına hizmet etmeyeceğini vurgadıklarını da ekliyor. 'Tarihe bakmak lazım' Ana muhalefetteki muhafazakarlardan sonra üçüncü büyük parti olan Liberal Demokratların teşkilat başkanı Simon Hughes, imtiyazlı ortaklık gibi önerilerin ortaya atılmasının ya da görüşmelerin komisyon üyelerinin üçte birinin itirazıyla engellenmesinin adil olmadığını düşünüyor. "İngiltere'nin Türkiye'nin üyeliğine farklı bakmasının nedenini tarihte aramak lazım" diyen Hughes şöyle devam ediyor: "İngiltere tarihine bakınca, bizim Avrupa'da en kozmopolit ülke olduğumuz görülecektir. Geçmişte, Fransa'dan ve diğer sömürgeci ülkelerden daha geniş bölgelere yayıldık. O nedenle çok daha değişik bölgelerden çok daha fazla sayıda insanlar gelip İngiltere'ye yerleşti. Ayrıca Almanya'da ve Fransa'da görüldüğü ölçüde İngiltere'de ırkçı kökenli gerginliklere tanık olmadık. Sağ kanat bu alanda sesini çok yükseltmedi. Örneğin Fransa'daki aşırı sağ milliyetçi Jean Marie Le Pen gibi biri çıkmadı İngiltere'de. Aşırı sağcılar olmadı değil ama hiçbir zaman parlamentoda temsil edilmediler. O yüzden Türkiye hiç bir zaman Avrupa'daki bazı dostlarımız ve komşularımızda olduğu gibi ülkenin kimliği ve kültürüne bir tehdit olarak algılanmıyor İngiltere'de."
Simon Hughes, Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi gibi İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılmasını savunan bir partinin bile İngiltere'deki milliyetçi diğer küçük partiler gibi ırkçı olmadığını söylüyor. Türkiye'nin AB'ye girmesinin İngiltere'yi güçlendireceğini düşündükleri için buna karşı olduklarını belirtiyor. Oxford Üniversitesi St. Anthony's College öğretim üyesi Profesör Philip Robins, İngiltere'nin Türkiye'nin üyeliğine olumlu bakmasını büyük, gelişen bir pazar olmasına bağlıyor, ticari nedenlerin de önemli etkenlerden biri olduğunu düşünüyor. "İngiltere halkının diğer Avrupa ülkelerindeki toplumlara oranla daha hoşgörülü olmasının da rolü var mı acaba?" diye soruyorum. Philip Robins, "İngiltere halkı doğal bir hoşgörü içinde bu konuda. Bu bir yerde bizim farklı ulusların oluşturduğu bir devlet olmamızdan kaynaklanıyor. İskoçlar, Galliler, İngilizler, ve İrlandalılar yüzyıllardır birarada yaşıyor. Ayrıca bir ada ülke olmamızın, yıllardır dünyanın dört bir yanını dolaşan, ticaret geleneğine sahip bir ülke olmamızın da etkisi var. Avrupa'nın en eski imparatorluklarından biri olarak daha kozmopolit, farklı ulusları bünyesinde görmeye alışmış olmamızın da rolü vardır diye düşünüyorum. Biz kıta Avrupasını aşarak buraya sığınanlara da kapılarımızı açtık. Özellikle 19'uncu yüzyılın sonunda, 20'inci yüzyılın başlarında çok kişi geldi İngiltereye. Ama bu tabii ki Türkiye'nin üyeliğini destekleyen politikanın hiç bir zaman temel nedeni olamaz" diyor. İktidardaki İşçi Partisinin önde gelen deneyimli milletvekillerinden Tony Benn, İngiltere'nin Avrupa Birliği üyeliğine eskiden beri karşı çıkmış bir kişi. Ancak eğer bir Avrupa Birliği olacaksa, Avrupa'da kimilerinin istediği gibi merkeziyetçi görüşün ağır bastığı bir birlik olmaması gerektiğini düşünüyor. O bağlamda Türkiye'nin üyeliğine ilişkin görüşlerini sorduğumda şu yanıtı veriyor: "Avrupa içinde işbirliğini örgütlemenin en iyi yolu, Avrupa Birliği'nde olduğu gibi sıkı sıkıya bağlanmış, merkezi bir birlik yerine daha geniş, daha gevşek bağlarla birbirine bağlanmış bir düzenleme getirmektir. Şimdi Avrupa Birliği'nde olduğu gibi çok sıkı bir düzenleme olursa, o zaman Türkiye gibi Müslüman bir ülkenin katılmasını istemeyenler, böyle bir grubun içinde uyum sağlayamayacağını düşünenler çıkacaktır. Bu da gerginliklerin su üstüne çıkmasına yol açacaktır. En kötü tür milliyetçiliği körükleyecektir. Zaten Avrupa Birliği bu gidişle Türkiye katılsın katılmasın, üyeler arasında milliyetçi duygulardan kaynaklanan büyük kavgadan ve karmaşadan sonra sonunda parçalanacak. Avrupa Birliği'nin geleceğinden o nedenle kuşkuluyum." Tony Benn'e göre İngiltere'nin Türkiye'nin üyeliğini desteklemesinin nedenlerinden birinin, Amerika Birleşik Devletleri'yle olan özel ilişkileri.
Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Akın Alptuna'ya, aldığı duyumların bunu kanıtlayacak nitelikte olup olmadığını sordum. "Hayır, kesinlikler değil. Elbette ABD'nin Avrupa'ya, bölgeye stratejik bir bakış açısı var. Tabii bu stratejik anlayış çerçevesinde, Türkiye'nin de çok önemli bir yeri var. Türkiye Avrupa'ya girdiğinde, gerek siyasi bakımdan, gerek güvenlik bakımından daha istikrarlı bir ortam ortaya çıkmış oluyor ki, bu ABD'nin genel vizyonuyla uyumlu. Yoksa Türkiye'yi Avrupa içinde kendi lehine kullanma gibi herhangi bir beklentisinin olduğunu kesinlikle zannetmiyorum. Esasen İngiltere de herhalde ABD'nin Avrupa'daki rolünü oynamıyor. Mesele her iki taraf arasındaki çıkarları tamamlayıcı şekilde getirebilmek. İngiltere önemli bir rol oynuyor bu açıdan ABD ve Avrupa arasında. Bence Türkiye de aslında bölgedeki ülkelerin çıkarlarıyla Avrupa arasında aynı köprü görevini görebilir. Roller farklı, fakat herhangi bir ülkenin görüşlerini topluluk içinde savunma gibi bir durum söz konusu değil" diyor Akın Alptuna. Büyükelçi Akın Alptuna'nın görüşüne göre, başlıca neden İngiltere'nin Avrupaya ilişkin siyasi vizyonuyla Türkiye'nin bölgedeki öneminin bir yerde örtüşmesi. İngiltere neden Türkiye'yi tartışmıyor? Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği için müzakerelere başlamaya hazır olduğu savını dile getiren Avrupa Birliği konusundaki uzmanlardan Kirsty Hughes da, İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak başta olmak üzere bir çok konuda görüş birliğinde olduklarını kabul ediyor. Ancak İngiltere'nin, Avrupanın jeopolitik kaygıları, istikrar ve güvenliği konusunda kendi görüşlerine sahip olduğunu düşünüyor. Ya müslüman bir ülke olarak Türkiye'nin üyeliği? Bu konuda neden İngiltere'de örneğin Fransa ve Almanya'da olduğu gibi büyük bir tartışma yok? Kirsty Hughes "Bunun bir kaç nedeni var" diyor ve devam ediyor: "Kısmen İngiltere'de halkın çok kültürlü bir toplumda yaşamaya alışmış olmasından kaynaklanıyor bu. İngiltere dinin ağır bastığı bir ülke değil. Laik bir ülke diyebiliriz İngiltere için ama Fransa ve Türkiye'de olduğu gibi sıkı bir laiklik ilkesi egemen değil. Örneğin dini kimliğin öne çıkarılmamasını sağlamak gibi bir kaygı yok İngilterede. İşin bir başka yönü daha var. Gerek hükümet gerekse halk, siyasi anlamda bir Avrupa Birliği inşa edilmesine çalışmıyor. Bir başka deyişle İngilizler 'Avrupa kimliği' olsun diye uğraşmıyor. O nedenle de Fransa ve Almanya'dakinin aksine, Türkiye'nin katılmasının, Avrupa kimliği kavramına ne gibi yansımaları olur diye bir kaygı duymuyorlar."
BBC Güneydoğu Avrupa Bölümü'nün eski başkanlarından Dr Andrew Mango da İngiltere'nin Türkiye'nin üyeliğini desteklemesini şöyle açıklıyor: "İngiltere'nin Türkiye'yi desteklemesinin asıl nedeni AB'yi sulandıracağı varsayımıdır. İngiltere çok sıkı bir yapıya, süper devlet bünyesine sahip bir AB'nin aleyhindedir. Böyle bir süper devlet görmek istemiyorlar." Andrew Mango'ya göre, İngiltere'nin hiç sevmediği Avrupa Birliği'nin Ortak Tarım Politikası da Türkiye'yi desteklemesinin bir baska nedeni. "İngiltere nihayetinde bir tarım devleti değil ve tarım politikası masrafını büyük ölçüde İngiltere ödüyor. Türkiye büyük tarım memleketi. Gelecekte Avrupa'da sübvansion sistemi aynen kalacak olursa, Ortak Tarım Politikası iflas edecek. Türkiye o politikayı iflas ettirecektir. Bu da İngiltere'yi son derece memnun edecek" diyor Mango. Financial Times gazetesinin editörlerinden Quentin Peel, Türkiye'nin iyi bir NATO üyesi olarak algılanmasının ve coğrafi açıdan İngiltere'ye görece uzak olmasının, Türkiye'nin üyeliğini yeğler bir tutum oluşmasına neden olduğu inancında. "Almanya'da olduğu gibi İngiltere'de büyük bir Türk göçmen nüfusu yok" diyor. İngiltere basınında Türkiye'nin üyeliği fazla tartışılan bir konu değil. Nedeni de, herşeyden önce İngiltere'nin Avrupa Birliğine kendi üyeliğinin gündem başına taşınması. Türkiye'nin özellikle askeri geleneklerine, tarihi başarılarına karşı büyük saygı duyulduğunu söylüyor Quentin Peel. "Kemal Atatürk'ün başarıları saygıyla anılıyor" diyor. Ancak herşeye rağmen konu biraz deşilince, Türkiye'nin gerçekten Avrupa içinde uyum sağlayıp sağlamayacağının endişe yarattığını da kabul ediyor. "Sanıyorum kısmen önlerinde diğer aday ülkelerin oluşturduğu yüklü bir gündem olduğu için 'Türkiye'yi düşünmeyelim. Hele sıra ona gelsin, o zaman bakarız' düşüncesi hakimdi. İngiltere'de de kesinlikle böyle bir eğilim vardı. Helsinki doruğundan sonra ben gazetemde bir yazı yayımlamıştım. Çok iyi hatırlıyorum. 'Avrupa Birliği için tarihi bir gün çünkü en sonunda Türkiye'ye yeşil ışık yaktık' demiştim. İngiltere'de buna o zaman dikkat çeken de sanıyorum yalnız bendim" diyor Peel. Türkiye'nin üyeliği ile Kıbrıs sorunu da, bir ön koşul olarak getirilmemesine rağmen, yıllardır el ele gidiyor. Nisan ayında adada yapılan referandumda Kıbrıslı Rumların, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planına 'hayır' demesi ardından İngiltere'nin Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin yerine getirilmesi konusunda farklı davranması beklenebilir miydi acaba? Üstelik son zamanlarda Kıbrıslı Rumların, Türkiye'nin üyeliğini veto edebilecekleri yoğun biçimde gündeme getirilirken, Quentin Peel'in ne düşündüğünü soruyorum. "İngiltere, Kıbrıs'ta anlaşmaya varabilmek için büyük çaba gösterdi. Kıbrıslı Rumları anlaşmaya 'evet' yanıtı vermeye ikna edemedikleri için özellikle hükümet düzeyinde büyük bir düş kırıklığı var. O yüzden İngiltere'yle Kıbrıslı Rum yönetimi arasındaki ilişkiler epey limonileşti. Ama tabii 'Kıbrıs bölünmüş bir ülke olarak Avrupa Birliği'ne giremez' demek için de zaman çoktan geçmişti. İngiltere'de yıllardır egemen olan kanı, kuzeyde Rauf Denktaş'ın herhangi bir anlaşmaya karşı olduğu, onun için Kıbrıslı Türklerle anlaşmaya varılamadığı yolundaydı. Birden Kıbrıslı Türklerin barışa 'evet' dediklerini görünce, İngilizler bir yerde buna hazırlıksız yakalandılar diyebiliriz" diyor Peel. 'Türkiye Avrupa ülkesi gibi mi?' Covent Garden Londra halkının ve turistlerin sık sık ziyaret ettiği bir semt.
Burası, Noel ve yılbaşı arifesinde çocuklarını eğlendirmek için gelen ailelerin uğrak yeri aynı zamanda. Orada rasladığım bir İngilize, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği hakkında ne düşündüğünü soruyorum. "Bu çok karmaşık bir soru. Türkiye'nin üyeliğini desteklememiz için güçlü siyasi nedenler var ama kültürel ve toplumsal olarak hem Avrupa Birliği hem de Türkiye açısından üstesinden gelinecek birçok sorunu da beraberinde getirecek" diyor. "Sizce İngiltere neden, örneğin Fransa'dan daha istekli Türkiye'yi birliğe kabul etmeye?" diye soruyorum. Bana şu yanıtı veriyor: "İngiltere'nin Türkiye'nin üyeliğini kabul etmeye daha hazır olduğunu sanmıyorum. Bakın sığınmacılar konusu ne çok tartışma yarattı. Bence üyelik için tarih verilse bile Türkiye'nin Avrupa Birliği içine katılması için katededeceği yol kolay aşılmayacak." Benzer soruları karşılaştığım başka İngilizlere de soruyorum. "Ben hiç Türkiye'ye gitmedim. Şimdilerde bir Avrupa ülkesi gibi mi Türkiye?" diye soruyla karşılık veriyor biri bana. Bir diğeri, "Ben aslında pek fazla bilgili değilim bu konuda, ama üyelik görüşmeleri başladı zannediyordum. Avrupa Birliği'nin bu kadar genişlemesi ne kadar doğru bilmem ama diğer doğu Avrupa ülkeleri kabul edildiğine göre Türkiye'nin de kabul edilmesi gerekir" görüşünde. "Türkiye nüfusunun çoğunun Müslüman olması bir sorun mu sizce?" diye soruyorum bu kez. Biri "Ben sorun olacağını sanmıyorum" derken, diğeri "Avrupa ülkelerinin hepsi şimdi çok kültürlü. İngiltere'de de geniş bir müslüman toplum yaşıyor" yanıtını veriyor. Kimilerine sorarsanız Fransa'da olduğunun aksine, İngiltere'de herkesin Türkiye'nin üyeliğini konuşmamasının bir nedeni Avrupa Anayasası konusunun henüz geniş biçimde gündeme oturmamış olması. Bu görüşü paylaşan Oxford Üniversitesi St. Anthony's College öğretim görevlisi Philip Robins şöyle diyor: "İngiltere'de biz bu iki konuyu, Avrupa Anayasası ve Türkiye'nin üyeliği konularını birbirinden uzak tuttuk. Anayasa konusunda oldukça kuşkuları olan İngiltere halkının Türkiye'nin gelecekteki üyeliğine ilişkin görüşlerini olumsuz etkilememesinin bir nedeni bu olabilir. İngiliz halkı aşırı kurallarla sınırlanmaktan, aşırı ölçüde merkeziyetçilikten eskiden beri hoşlanmamıştır. Tabiatına aykırı bu." Profesör Philip Robins'e göre Türkiye'nin günün birinde üye olacağını dikkate alarak, 'tartışma zamanı geldi de geçti bile'. "Bence bizim oturup Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği hakkında doğru dürüst, yani duygusallığa kapılmadan ve bilgileri değerlendiren bir tartışma yapmamız gerekir. Avrupa halklarını olduğu kadar aydınlarını ve hükümet üyelerini içeren bir tartışma olmalı bu. Ancak o zaman bu konuları enine boyuna görüşebilir, duyguları bir yana bırakıp sağlıklı bir tartışma yürütebiliriz. Bu tartışmanın bence Helsinki doruğundan önce yapılması gerekirdi. Şimdi Giscard d'Estaing gibi Fransız devlet adamlarının Türkiye'ye dönüp 'Kusura bakmayın ama siz giremezsiniz' demeleri olmuyor çünkü Türkiye tam üyelik için aday olarak belirlendi bile." Profesör Robins, İngiltere'nin ekonomisinin oldukça güçlü olduğunu, bugünlerde olabileceği kadar tam istihdam görüldüğünü, o nedenle Almanya ve Fransa gibi işsizliğin çok daha yüksek olduğu ülkelerde görülen 'işleri başka ülkelerden gelenlere kaptırma korkusu'nun İngiltere'de görülmediğini de söylüyor. Londra'da Turkish Bank UK LTD de Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışmış olan Izzet Suner de İngiltere'deki kaygıların siyasi ve toplumsal kökenli olduğunu, iş çevrelerinin kaygılı olmadığını belirtiyor. Tersine iş çevreleri açısından daha güvenilir bir sermaye akımının söz konusu olacağı inancının egemen olduğunu belirtiyor ve Türk-İngiliz Ticaret ve Sanayi Odasının faaliyetlerinin artacağına dikkat çekiyor. "Ortak iş yapan bir sürü kuruluşlar var. Bunların Türkiye'ye bakışları biraz daha olumlu hale gelebilecektir. Bunlarla ortak iş yapan yan sanayiiler, Türkiye'ye ilgi duymaya başlayabilecektir. Esasında Türkiye açısından artısı çok olacaktır. Ama İngiltere açısından da eksisi çok fazla olmayacaktır diye düşünüyorum." Londra'da Standard Bank Ülke Riski Dairesi Başkanı Mina Toksöz de, Türkiye'nin üyeliği konusunda iş çevrelerinin bakışının hükümet gibi olumlu olduğunu vurguluyor. Toksöz'e göre, bunun nedenlerinden biri de, Türkiye'nin daha güvenli bir pazar haline geleceği ümidi. "Finansal çevreler açısından Türkiye dinamik ve büyük bir pazar. Finansal banka sektörü var. Reformlarla kanunlar da AB'ne biraz daha yaklaştırılırsa, onlar için daha iyi bir pazar görebilirler." İngiltere resmi görüşlerinde, Türkiye'nin diğer adaylara uygulanan kriterler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı hep. Hacettepe Üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr Müge Kınacıoğlu, İngiltere'nin bu bağlamda diğer üye ülkelerden farklı davranmadığını ancak AB içindeki en belirgin ve en son uyuşmazlığının Irak krizinde ortaya çıktığını söylüyor. Kınacıoglu, Amerika'nın Avrupayı, 'eski ve yeni' Avrupa diye ayırmasına bile katıldığını belirtiyor. Bu açıdan bakıldığında aslında, Avrupa'nın başından beri kendi söylemi olan 'genişlemiş ve güçlenmiş Avrupa' savıyla çeliştiğini de söylüyor. İngiltere, ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği tartışmaları hakkındaki değerlendirmelerimizi Dr Müge Kınacıoğlu'nun sözleriyle noktalıyoruz. "Bu anlamda İngiltere'nin AB'de, başını Almanya ve Fransa'nın çektiği 'eski Avrupa'yı azınlıkta bırakıp, AB'ye katılan 10 üye ve katılacak olan üyelerle, ki bunların arasında Türkiye de var, kendini merkez alan yeni bir Avrupa ekseni oluşturmak istediği de söylenebilir." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||