Balyoz davasında gerekçeli karar

- Yazan, Sinan Onuş
- Unvan, Ankara
Yargıtay 9. Ceza Dairesi Balyoz Planı davasıyla ilgili 65 sayfalık gerekçeli kararını öğleden sonra açıkladı.
Gerekçede Balyoz, Suga, Oraj planları ile Çarşaf ve Sakal eylem planların, yürütme organını vazife görmekten cebren men etmek için hazırlanmış planlar olduğu belirtildi. Cebrin geniş anlamıyla kabul edilmesi gerektiği vurgulanırken “Suç, elverişli olmak kaydıyla manevi nitelikteki bir cebirle de işlenebilecektir” denildi.
Gerekçede öncelikle “Usul ve Uygulamaya İlişkin” iddialar ele alındı.
Gerekçenin “Görev ve Yetki” alt başlığında asker olan tüm sanıklar ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in Balyoz Güvenlik Harekatı Planı’nın icrasına yönelik Suga ve Oraj Harekat Planlarını hazırladıkları ve bu planın icrasında görev alarak bu görevlerin icraplarını yerine getirdikleri iddiası kabul edilmeyerek, bunların yasal görevlerinden doğmadığı gibi görevleri ile bir ilgisi bulunmadığı savunuldu.
Aynı alt başlığın 15. sayfasında yargılamayı yapan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin olağan yargı yeri statüsünde ve doğal hakim ilkesine uygun olduğu, bu nedenle sanık ve müdafilerin Anayasa’ya aykırılık iddialarının “ciddiye alınmadığı” belirtildi.
Ayrıca “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun dava henüz görülmekteyken tutuklamaların adil yargılama normları bağlamında keyfiliğine değinen ve yargısal bir niteliği bulunmayan 1 Mayıs 2013 tarihli kararının Dairemiz bakımından bir bağlayıcılığı yoktur” ifadeleri kullandı.
“Deliler süre sınırlaması olmadan tartışıldı”

Gerekçede, sanıkların sorgularında süre sınırlaması olmadan delilleri tartışarak savunma yaptıkları, bu nedenle delillerin ortaya konulması ve tartışılması evresinin gerçekleştirilmediğine ilişkin itirazların yerinde olmadığı belirtildi.
“Deliller”in irdelendiği başlık altındaki “Genel Değerlendirmeler” bölümünde ise dijital delillerin manipülasyona açık olduğu, tüm deliller gibi dijital delillerin de sanıklar ya da başkaları tarafından çeşitli şekillerde gizlenmeye, değiştirilmeye, bozulmaya elverişli olduğu ifade edildi. Ancak “dijital delillerin değiştirilebilme kolaylığı ve sanal oluşundan hareketle hükme esas alınamayacak olduğunun ileri sürülmesi delil olgusuna aykırıdır. Kaldı ki dijital deliller Türk Ceza Muhakemesi sisteminde ilk kez bu davayla gündeme gelmiş olmayıp geçmişte de pek çok davada tartışılmış ve hükme esas alınmıştır” denildi.
“Dijital delillerin ele geçirilmesinden sonra kolluk veya adli makamlar elinde değiştirilmiş olduğuna ilişkin iddiaların da gerçeği yansıtmadığının açıkça anlaşıldığı” cümlesi gerekçenin 24. sayfasında özellikle vurgulandı.
Kamera kayıtlarının Dairece incelendiği belirtilerek, anılan delillerin sanıklar dışındaki kimseler tarafından bu mahallere konulmuş olduğuna dair savunmaların da “dosya kapsamına ve hayatın olağan akışına uygun görülmediği” ifade edildi.
“İllegal bir organizasyon”

Yine gerekçede, hükme esas alınan dijital delillerin ulaşılma, elde ediliş ve muhafaza şekillerinin usule uygun olduğu, hayatın olağan akışına, akla ve mantığa uygun bulunduğu belirtildi. Bu nedenlerle dijital delillerin mevcut halleriyle hükme esas alınamayacağına ilişkin temyiz itirazlarının yerinde bulunmadığı kaydedildi.
26. sayfadaki “Özel Değerlendirme” bölümünde ise “TSK’daki teamüller gereği 2003 yılı Yüksek Askeri Şurası’nda Deniz Kuvvetleri Komutanı olacak Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri Komutanı olacak Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ile mutabakata vardığı anlaşılan 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın, 28 Şubat sürecinde elde edilen kazanımlardan istenilen düzeyde istifade edilememesi ve ülkede hızlı bir zemin kayması yaşandığı gerekçesiyle, serbest demokratik seçimlerle iş başına gelmiş siyasi iktidarı hükümetten uzaklaştırma ve bu amaç doğrultusunda kara, deniz ve hava unsurları olarak harekat ve eylem planlan hazırlama ve hazırlanan planları gerçekleştirebilmek için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yasal hiyerarşik yapısı dışında ayrı bir hiyerarşik yapılanmaya gitme kararını aldıkları anlaşılmıştır” denildi.
9. Ceza Dairesi’nin gerekçesinde planlara ilişkin de “20 bin gerçek kişi ve kurumu ilgilendiren 2003’e ait bilgi ve değerlendirmeleri içeren çalışmaların, ileri sürüldüğü gibi tamamen kurgulanmış, asılsız ve sahte olduğu yönündeki savunmaların dosya kapsamına ve hayatın olağan akışına uygun olmadığının anlaşıldığı” kaydedildi.
Gerekçenin “Dijital Belgelerin Saklanması” bölümünde yine “sanıklar tarafından hazırlanan plan ve görevlendirmelerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin meşru hiyerarşik yapısı dışında ayrı bir hiyerarşik yapı ve illegal bir organizasyonla yapılan işler olduğu” savunuldu.
Ayrıca “dosyada bulunan planlar, ekleri ile tüm belgelerin suç tarihinde sanıklar tarafından amaç suça yönelik olarak gerçekleştirilmiş bir anlaşma ile bu anlaşmayı takiben gerçekleştirilmiş icra hareketlerini gösteren belgeler olduğu sonucuna varılmıştır” denildi.








