LGBTİ+ bireyler hükümetin yıllar içinde dönüşen politikalarından endişeli: 'Artık beni koruyacak bir devlet yok'
- Yazan, Haber: İrem Köker
- Unvan, Video: Berza Şimşek, Osman Kaytazoğlu & Selim Büyükgüner
- Okuma süresi: 6 dk
Bu makalede Google YouTube içeriği bulunmaktadır. Çerez ve diğer teknolojileri kullanıyor olabilirler, bilgisayarınıza herhangi bir şey yüklenmeden önce sizin rızanızı alırız. İzin vermeden önce çerez politikasını okumak ve gizlilik politikasına göz atmak isteyebilirsiniz. Bu içeriğe ulaşmak için lütfen "kabul et ve devam et" seçeneğine tıklayın.
YouTube paylaşımının sonu, 1
Türkiye'de LGBTİ+ topluluğuna yönelik son yıllarda etkinlik yasaklama gibi idari kararların ve iktidarın en üst kademelerinden gelen sert söylemlerin arttığı görülüyor.
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan hak savunucuları ve uzmanlar, Türkiye'de yaklaşık 25 yıldır örgütlü olan LGBTİ+ hareketinin "belki de en zor dönemlerinden" birinden geçtiğini belirtiyor.
Ancak, bu hareketin özellikle görünürlük açısından aradan geçen zaman içerisinde ciddi kazanımlar elde ettiğini ve hak mücadelelerine devam edeceklerini vurguluyorlar.
Türkiye'de son yıllarda LGBTİ+ların etkinliklerine yönelik yasaklama ve kısıtlayıcı kararlar artmış durumda. İktidarın en üst kademelerinden gelen söylemler de uluslararası alandan ve insan hakları savunucularından "nefret söylemi" tepkilerinin doğmasına neden oluyor.

Kaynak, AFP
2015 yılı 'dönüm noktası'
LGBTİ+ topluluğu, 2013 yılındaki Gezi Parkı eylemlerine katılan gruplar arasında yer alıyordu. Hem o yıl hem de 2014'te düzenlenen Onur Yürüyüşleri, oldukça büyük bir katılımla gerçekleştirildi.
Hatta kimilerine göre, 100 bin kişilik bir katılımın telaffuz edildiği 2014 Onur Yürüyüşü, Türkiye'de gerçekleşen en büyük Onur Yürüyüşü oldu.
Ancak 2015 yılından itibaren oldukça farklı bir durum söz konusu.
LGBTİ+'lar ve hak savunucuları, 2015 yılının önemli bir dönüm noktası olduğunu söylüyor.
Haziran 2015 seçimlerinden önce Adalet ve Kalkınma Partisi, İstanbul'un bazı bölgelerinde dağıttığı seçim broşüründe İstanbul'da düzenlenen Onur Yürüyüşleri'ni "yaşam tarzlarına müdahale ettikleri yönündeki iddiaların" aksine dair bir kanıt olarak sunmuştu.
Ancak aynı yıl düzenlenen Onur Yürüyüşü, İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı ve polis toplananları dağıtmak için müdahale etti.
Yürüyüşü düzenleyen LGBTİ Onur Haftası, yürüyüşe müdahalenin "Ramazan ayı gerekçe gösterilerek" yapıldığını öne sürdü.
KAOS GL Medya İletişim Koordinatörü Yıldız Tar, 2015 itibarıyla artık hükümetin "kademe kademe artan şekilde bir LGBTİ+ hakları politikası olduğundan" bahsedilebilir hale geldiğini belirtiyor.
Tar, bunu "LGBT+ları düşmanlaştırmak, LGBT+ hareketini ve öznelerinin seneler içerisinde mücadeleyle elde ettikleri bütün görünürlüğü ellerinden almak ve LGBT+ hak mücadelesini bastırmak için sistematik bir politika" olarak tanımlıyor.
Bu tarihten sonra oluşmaya başlayan durum ise yalnızca LGBTİ+ örgütlenmesini değil, bireysel düzeyde de olumsuz etkiler yaratıyor.
Lambaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği gönüllüsü Defne Gülce Sapçı, bu dönemde cinsiyet uyum sürecinde hormon kullanımına başladığını ve ailesiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle bir süre sokakta yaşadığını belirtiyor.
Sapçı, o dönemde yaşadıklarını "Benim sokakta yaşama deneyimimin başlangıcı tam da Onur Yürüyüşleri'nin yasaklandığı, iktidara yakın çevrelerin LGBTİ+ derneklerine Onur Haftası nedeniyle mektuplar yazmaktan 'biz o feministlere mermi sıkıyoruz, çünkü onlar LGBT'li gibi bir söyleme doğru gittiği noktada sokaktaydım. Onun dalgalanmasını ben çok çok derinden hissettim. En ufak bir değişim benim bütün hayatımı etkiliyordu. Beni koruyacak bir devlet yoktu" sözleriyle anlatıyor.

Kaynak, AFP
2016 ve sonrası
Hak savunucuları, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi ve sonrasında ilan edilen OHAL sürecinin yalnızca LGBT+ları değil, genel olarak insan hakları mücadelesinde hareket alanını daraltan bir dönemi başlattığını öne sürüyor.
Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) Yönetim Kurulu Üyesi Marsel Tuğkan Gündoğdu'ya göre, OHAL ile birlikte "baskı ortamının daha da hissedilir bir hal aldığını" belirtiyor:
"Bu baskıcı iklimde LGBT+ haklarının yanı sıra LGBT hakları alanında çalışan örgütler ve insan hakları savunucuları da önemli ölçüde etkiledi. Hak savunucuları kendini gittikçe muhafazakarlaşan, ayrımcılığın ve nefretin hakim olduğu bir ortamda çalışırken buldular. 2015'te Onur Yürüyüşü'ne ilk polis müdahalesinden bu yana devletin keyfi bir şekilde hedef tahtasında ve bu durum Ankara'daki bütün LGBT+ etkinliklerine getirilen süresiz yasak ve bu yasağın kaymakamlıklar ve valilikler aracılığıyla ülke geneline yayılması sonucu daha da somut bir hale geldi."
Ankara Valiliği, Kasım 2017'de aldığı kararla LGBTİ etkinliklerinin "kamu güvenliği açısından tehlike yaratabileceği" ve "birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle de bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği" gerekçesiyle süresiz olarak yasaklanmasına karar verdi.
LGBTİ+ dernekleri ve hak savunucuları daha sonra açtıkları davaları kazandı ve yaklaşık üç yıllık bir yargı sürecinin ardından yasaklar kaldırıldı.
İstanbul'daki Onur Yürüyüşleri'nin de "toplumun farklı kesimlerinden gelen tepkiler" ve güvenlik gibi gerekçelerle yapılmasına izin verilmiyor. 2020 yılındaki Onur Yürüyüşü ise pandemi nedeniyle sanal ortamda gerçekleştirildi.
Bu makalede Google YouTube içeriği bulunmaktadır. Çerez ve diğer teknolojileri kullanıyor olabilirler, bilgisayarınıza herhangi bir şey yüklenmeden önce sizin rızanızı alırız. İzin vermeden önce çerez politikasını okumak ve gizlilik politikasına göz atmak isteyebilirsiniz. Bu içeriğe ulaşmak için lütfen "kabul et ve devam et" seçeneğine tıklayın.
YouTube paylaşımının sonu, 2
Kaos GL'den Tar, Onur Yürüyüşleri'ni kendi kişisel tarihi açısından "kendini bulabildiği ve mutlu olabildiği, çok iyi hatırladığı" etkinlikler olarak tanımlıyor:
"Elimizden alınan biraz da bu oldu. Şu an mesela Onur Yürüyüşü dendiğinde ben ne kadar coşkulu olduğumu konuşmak isterdim. Ama son altı yıldır coşkudan ziyade tedirginlik var… İster istemez şunu hissediyorsun: Bunca yıl hiçbir sorun yaşamadan kendin olabildiğin, eğlenebildiğin yürüyüşlerin duygusu senden çalıyorlar gibi. Bir meseleye dair ne hissedeceğime dair özgürlüğüm elimden alınmış durumda."
Etkinlik yasaklarına ek olarak yıllarda LGBTİ+ hareketinin sembolü olarak bilinen gökkuşağı temasının kullanıldığı bayrak ve diğer ürünlere yönelik de bir dizi kısıtlayıcı karar alındı.
Ticaret Bakanlığı e-ticaret sitelerinde gökkuşağı temalı ürünlere +18 ibaresinin konması yönünde bir karar alırken, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle İstanbul'un Kadıköy ilçesinde düzenlenen etkinliğe gökkuşağı temalı bayrak ve şemsiyeler polis tarafından kabul edilmedi.
Eskişehir'de yaşayan Lambdaistanbul gönüllüsü Ecmel Doğan da artık sokakta elinde gökkuşağı bayrağıyla yürümek konusunda kendisini rahat hissetmediğini anlatıyor:
"Ben artık LGBTİ+ bayrağıyla sokakta yürümeye çekiniyorum. Yakın zamanda burada bir eylem oldu, yanımdaki bayrağı gasp ettiler. Eyleme katılmam engellendi. O gün ben çevreden fiziksel olmasa da sözlü saldırılara maruz kaldım. Bunlar beni tedirgin ediyor. Bu söylemler bence gücünü iktidardan alıyor."

Kaynak, AFP
İktidarın söyleminin arkasında ne var?
İktidarın söylemlerinde hem İslami değerlere gönderme hem de Türk toplumunun yapısı ön plana çıkıyor. Ayrıca iktidarın önde gelen isimleri, LGBTİ hareketinin Türkiye'de var olmayan bir şey olduğunu ve "Avrupa'dan ve ABD'den pazarlanmaya çalışıldığını" öne sürüyor.
Yale Üniversitesi Kadın, Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik Çalışmaları Bölümü'nden Yrd. Doç. Dr. Evren Savcı, Türkiye'nin muhafazakar çoğunluğa sahip bir toplum olduğunu ve bütün faturayı Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimine çıkarmanın, "sanki bu hükümet gidip yenisi gelirse çok Türkiye'de LGBT dostu bir dünya olacakmış gibi bir portre çizmenin" doğru olmadığı görüşünde.
Savcı, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Türkiye'deki muhafazakarlığı hem iyi değerlendirdiğini hem kanalize ettiğini hem de ideolojik bir şekil verdiğini belirtiyor:
"Hükümet, ötekileştirme aracı olarak çok ağır bir ahlak politikası uyguluyor. LGBT topluluğu ahlak politikalarına çok aşina. Sadece Türkiye'de değil, dünyada da genel olarak daha zayıf ve kırılgan görülüyor ve bu nedenle hedef göstermesi de kolay bir kitle. Bir taraftan da LGBT'lere karşı durmak büyük bir grubu birleştirebilirmiş izlenimi ve yanılsaması da var."
Savcı, Türkiye'de 2000'lerin başında AB uyum süreci kapsamında bir dizi reformun hayata geçirildiğini ve bu dönemin LGBT+ hakları açısından da heyecan verici bir dönem olduğunu belirtiyor.
Savcı, 2011 seçimlerinin ardından ise iktidarın "giderek otoriterleştiğini" ve LGBT topluluğunun da bundan en çok etkilenenler arasında olduğunu vurguluyor.
Türkiye'de iktidar da bir süredir LGBTİ+ topluluğuna dair sert bir söylem benimsiyor. ABD ve Avrupa Birliği'nin yanı sıra uluslararası kuruluşlar da zaman zaman kullanılan ifadeleri "nefret söylemi" olarak nitelendiriyor ve eleştiriler yöneltiyor.
SPoD'dan Gündoğdu da Türkiye'de LGBT hak mücadelesinin en iyi dönemlerini Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ilk yıllarında yaşadığını ancak son beş yıllık süreç göz önüne alındığında "bu hareketin belki de hiç bu kadar olağandışı ve sistematik bir saldırı altında kalmadığını" söylüyor.

- Kabe figürlü görsele tepkiler nasıl LGBTİ'lerin hedef alınmasına dönüştü?
- Türkiye'de homofobik söylem artıyor mu?
- Diyanet İşleri Başkanı neden eleştirildi, Cumhurbaşkanı Erdoğan Ali Erbaş'ı nasıl savundu?
- İktidarın LGBTİ+ karşıtı söyleminin arkasında ne var?
- LGBTİ+ topluluğu artan nefret söylemi hakkında ne düşünüyor?

İleriye dönük kaygı ve beklentiler
Hak savunucuları ve LGBTİ+'lar ileriye dönük kaygıları olsa da son yaşananların hak mücadelesine devam etme kararlılıklarını artırdığını vurguluyor.
Gündoğdu, LGBT derneklerinin idari ve finansal anlamda kırılgan bir hal alabildiklerini belirterek, Aralık ayında kabul edilen Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine Dair Kanunu'nun genel olarak "sivil toplumu imha yasası" olarak bilindiğini ve bu kanundan en çok etkilenebilecek olanların da LGBTİ+ dernekleri olabileceğini belirtiyor.
Bu kanunun getirdiği düzenlemeler kapsamında idarenin atabileceği bazı adımların LGBTİ derneklerinin kapatılmasına kadar gidebileceği kaygıları yaşanıyor. Ancak hak savunucuları ve LGBTİ+'lar derneklerin kapatılması ve baskıların daha da artması halinde de mücadelelerinin devam edeceğini söylüyor.

Kaynak, Getty Images
Lambdaistanbul'dan Ecmel Doğan, "Bu zorlu koşullar açıkçası mücadele etme isteğimi körüklüyor. Öfkeleniyorum ve öfkelendikçe aktivizm mücadelenin daha çok içerisinde yer almak istiyorum. (Yapılan açıklamaları) üzülerek takip ediyoruz. Bu beni tedirgin ediyor ama öfkemi de artırıyor. Bu öfkeyi yararlı buluyorum" diyor.
Lambdaistanbul'dan Öner Ceylan da hareketin 1990'lardan bu yana "taş taş üstüne konularak" geldiğini belirtiyor:
"Ben kendi gücümüze çok inanıyorum. Birtakım şeyler geriye gitmez mi gidebilir. En önemsediğim şey genç öznelerin kendi kimliklerini nasıl sahiplendiği. Kimse gözümüz korktu kendi kimliğini bir kenara bırakıp heteroseksüel olacak değil. O günler geçti. Benim neslim ve önceki nesiller kendilerini gizleyerek, saklayarak acılar yaşadı. O günler geride kaldı."








