Hayvanlar alemi barış ve despotizm hakkında bize ne anlatıyor?

Kaynak, Getty Images
- Yazan, Chris Baraniuk
- Okuma süresi 7 dk
Bazı havyan toplulukları despotlar tarafından demir yumrukla yönetilirken bazıları da doğal olarak eşitlikçi bir yapıya sahip. Hepsinin bizlere verebileceği dersler var.
Yirminci yüzyılda despotlar az değildi. Acımasız liderler muhaliflerini ezdi geçti ve çizginin dışına çıkmaya cesaret edenleri dehşetle bastırdı. Stalin, Mao, İdi Amin ve ev faresi Bill gibi...
1950'lerin başında ekoloji ve fare uzmanı Peter Crowcroft, İngiltere'nin Suffolk bölgesindeki eski bir İkinci Dünya Savaşı eğitim üssünde yaptığı alışılmadık deneyde Bill adını verdiği farenin topluluk içinde yükselişini izledi.
Fareler, ülke geneline stratejik gıda rezervi olarak yerleştirilen tahılın büyük bölümünü yiyordu. İngiltere hükümeti bu kemirgenlerin garip davranışlarını kontrol altına almak amacıyla fareleri daha iyi anlamak istedi ve Crowcoft'a eski bombardıman üssünde bir fare gözlem laboratuvarı kurması talimatı verildi.
Çalışmanın ilk günlerinde Crowcoft, Bill'i Charlie adını verdi bir başka fareyle tanıştırdı.
Crowcroft çalışmasının detaylarını yazdığı "Mice All Over" (Her Yerde Fareler) adlı kitabında "Bill'in buluşmanın ilk anında Charlie'nin üzerine atılışındaki vahşete çok hazırlıksızdım" diyor.
İki fare kısa bir süre kıyasıya dövüştü ve zaferi kazanan Bill oldu. Bir despot doğmuştu.
Crowcort 1966'da yayımlanan kitabında Bill'in diğer farelere yönelik despot davranışlarını sayfalar boyunca anlattı.
Despotluk birçok hayvan topluluğunda görülüyor. Sadece farelerde değil.
Babunlar, çizgili firavun fareleri ve çıplak köstebek fareleri, ekolojistlerin "hakimiyet hiyerarşisi" olarak adlandırdığı, en tepede demir yumrukla hüküm süren bir veya daha fazla bireyin oturduğu hayvanlardan sadece birkaçı.
En çok yiyeceği onlar alır. En iyi cinsel partnerleri onlar bulur. Davranışları tüm grubu bir yöne veya diğerine yönlendirir.

Kaynak, Getty Images
Crowcroft "Fareleri ne kadar çok gözlemlersem, insan türünün davranışlarındaki unsurları o kadar çok fark etmeye ve her iki türü de o kadar çok anlamaya başladım" diye yazmıştı.
O dönemde bazıları tarafından kamu parasının israfı diye eleştirilen Crowcroft'un çalışmaları birçok araştırmacıyı etkiledi.
Bunlar arasında ABD'nin Georgia eyaletindeki Kennesaw State Üniversitesi'nde biyomedikal bilimci Justin Varholick de bulunuyor. Doktora çalışması sırasında fare davranışlarını inceleyen Varholick, "Araştırmalarımın çoğunun temeli o kitaptı" diyor.
Laboratuvarlarda, genellikle küçük kafeslerde tutulan fareler, despotluğa eğilimli oluyorlar.
2019'da Varholick ve meslektaşları bu davranışla ilgili bir çalışma yayınladılar. Üçerli gruplara ayırdıkları ve standart laboratuvar kafeslerinde tuttukları düzinelerce fareyi gözlemlediler.
Varholick, farelerin birbirlerine karşı nasıl konumladığınının kafeste kiminle birlikte olduklarına bağlı olarak değişebileceğini tespit etti.
Bunu, tüp testi adı verilen bir yöntem kullanarak değerlendirdiler. İki fareyi bir tüpün zıt uçlarına koydular. İlk geri çekilen fare, dolaylı olarak kendini ast ilan etmiş oldu.
Varholick'in asıl amacı, laboratuvar farelerindeki saldırganlığı azaltmak için bu hayvanları daha iyi anlamaktı çünkü saldırganlık hem araştırmacılar hem de alt konumdaki talihsiz fareler için sorun olabiliyor.
Dişiler de despotça davranabiliyor
Doğada, çevresel faktörler belirli bir fare grubunda despotizmin ortaya çıkıp çıkmayacağını tayin edebiliyor. Bazı hayvan türleri despotluklarıyla ünlü.
Güney Afrika'da yaşayan, buraya özgü babunları ele alalım.
2008 yılında yapılan ünlü bir çalışma, bu babun topluluklarında genellikle despotların hüküm sürdüğünü ve bunun örneğin maymunlar yiyecek ararken de kendini gösterdiğini ortaya koydu.
Araştırmacılar "Grup halinde yiyecek arama kararları, bu kararlardan en büyük faydayı sağlayan birey, yani baskın erkek tarafından sürekli olarak yönlendiriliyordu" diyor.
Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'nde araştırma direktörü ve davranışsal ekoloji uzmanı Élise Huchard, bu çalışmaya katılan bilim insanlarından biriydi.
Huchard, Namibya'da uzun yıllar babunları inceledi. Huchard, bu gruplardaki baskıcı erkeklerin dişileri hem çiftleşmeye zorlamak hem de korkutmak için kovaladıklarını, böylece dişinin başka bir erkek babunla çiftleşme şansını azalttıklarını anlatıyor.
Baskıcı babun, dişiyi ağaca kadar kovalayabiliyor ve ağacın dallarının ucuna kadar gitmesine yol açabiliyor. Aşırı durumlarda bunun trajik sonuçları olabiliyor.
"Bu şekilde kovalanan, karnı burnunda hamile bir dişi gördük. Dişi ağaçtan düştü. Ertesi gün düşük yaptı."
Ancak Huchard, bu babun toplumlarındaki yüksek rütbeli dişilerin de bazen despotça davrandığını ve alttaki dişilere kendi konumlarını dayattığını vurguluyor.
Dişi babunlar sosyal statülerini annelerinden miras alıyor.
Huchard, kendisinin ve diğer araştırmacıların, en azından kişisel düzeyde, tüm bu tiranlık davranışlarına katlanmak zorunda kalan alt kademedeki babunlara biraz daha yakın hissettiklerini söylüyor.
Ancak aynı zamanda beklenenden çok daha nazik davranan yüksek rütbeli bir dişiyi de anımsıyor.
"Onun bu kadar yüksek rütbeli olup da bu kadar ölçülü davranması özellikle hoş bir şeydi diye düşündüm."
Gruptan ayrılmak riskli
Bazı hayvan topluluklarının tepesindeki dişiler kesinlikle acımasız.
Çıplak köstebek fareleri, beslendikleri bitki yumrularını ararken, büyük ön dişlerini kullanarak tüneller kazdıkları yer altında yaşıyorlar.
Çıplak köstebek faresi topluluklarında, üreyen tek dişi olan kraliçeler "agresif itme, kuyruk çekme ve kakma davranışlarıyla" üstünlüklerini gösteriyorlar.
Gruptan ayrılmak ise riskli.
Hayvan ve insan toplumlarındaki despotizmi inceleyen bağımsız antropolog Laura Betzig, "Bir sonraki öğünde yiyeceğin nereden geleceğini kimse bilmiyor" diyor. "Orada kalıp korkunç despotlara katlanıyorlar."
Betzig ayrıca, kraliçe dışındaki dişilerin bıraktığı yumurtaları yiyen işçi karıncaları da örnek gösteriyor.
Betzig, "Kraliçe, yumurtaları yok etmek için işçilerden oluşan bir ordu, bir polis gücü kullanıyor" diyor. Bu, bir liderin potansiyel rakiplerini ortadan kaldırmasının bir yolu.

Kaynak, Getty Images
Çizgili firavun farelerinde, dişi despotlar bir adım daha ileri gidiyor.
Bu memeliler sıkı sıkıya bağlı gruplar halinde yaşıyor. Lider dişi çiftleşmek istediğinde, yakındaki rakip gruplara bir tür savaş ilan ediyor.
Genelde despot dişi, rakip grubun erkeğini arıyor ve kendi grubundan erkek muhafızları da yanına alıyor.
Dişi savaşı kazanır ve başarılı bir şekilde çiftleşirse, bir araştırmacının 2020 tarihli bir makalesinde belirttiği gibi, "ortaya çıkan yavrular genetik olarak daha çeşitli, daha büyük ve hayatta kalma ihtimalleri daha yüksek olacaktır." Ancak bu süreçte birçok çizgili firavun faresi ölebilir.
İngiltere'deki Exeter Üniversitesi'nden araştırmacı Kingsley Hunt, çizgili firavun farelerini inceliyor. Erkeklerin gruplar arasındaki çatışmalarda sıklıkla zarar gördüğünü, ancak pek fazla seçeneklerinin olmadığını belirtiyor.
"Yalnız bir firavun faresinin hayatı muhtemelen oldukça kısa ve acımasız" diyor. "Bu, 'hayır' deme veya isyan etme yeteneğinizi sınırlayabilir."
'Hareket etmeyi bırakmayın, duvarlar örmeyin'
Bazı hayvan toplumlarında, birçok birey için bariz dezavantajlarına rağmen, despotizmin neden devam ettiğini anlamak için hareket kabiliyetine bakmak gerekiyor.
Betzig, tarihte despotlar tarafından yönetilen insan topluluklarının genellikle kaçışı zorlaştıran coğrafi konumlarda bulunduğuna dair kanıtlar bulduğunu söylüyor. Bu da despotun esir aldığı kitleyi istismar etmesine olanak sağlıyor.
Betzig, "Bana göre çıkarılacak ders şu: 'Hareket etmeyi bırakmayın, duvarlar örmeyin. Kaçışı hiçbir şekilde engellemeyin" diyor.
Huchard, bazı hayvan topluluklarının diğerlerine kıyasla daha despotik olduğunu ancak bunun nedeninin hâlâ araştırıldığını söylüyor.
Despotizm, genetik ve öğrenilmiş davranışların bir karışımından kaynaklanıyor olabilir.
Huchard, 2004'te yayınlanan ve zeytin babunları arasında olağanüstü bir olaylar zincirini bildiren ünlü bir çalışmadan bahsediyor.
1980'lerin ortalarında, bu babunlar arasında tüberküloz salgını, gruptaki birçok bireyin ölümüne yol açtı ve tesadüfen ölenlerin çoğu grubun daha saldırgan üyeleriydi. Yerlerine nispeten daha barışçıl erkekler geçti ve bunlar, seleflerine göre belirgin şekilde daha az saldırgandı.
Erkekler ve dişiler arasındaki bu daha dostane davranış, "gevşek" bir hiyerarşinin ortaya çıktığını gösteriyordu.
Gerçekten şaşırtıcı olan şey, bu daha az saldırgan toplumun uzun yıllar boyunca sürmesi ve sonraki birçok nesil boyunca devam etmesiydi.

Kaynak, Getty Images
Ancak baskı, uygulayan hayvanlar için her zaman iyi sonuçlanmıyor.
Protomagnathus americanus adlı bir karınca türü, rakip türlerin larvalarını kaçırıp köleleştirir. Ancak köleleştirilmiş karıncaların ayaklanıp kendilerini esir alanlarını öldürdüğü de biliniyor.
New York'taki Albany Üniversitesi'nde biyolojik antropolog olan Marcy Ekanayake-Weber kaynakların da kişinin iktidara gelmesinde etkili bir faktör olabileceğini söylüyor.
Kaynaklar eşit olmayan bir şekilde dağıtılırsa, az sayıda bireyin bu kaynakları tekeline alabileceğini ve bu süreçte bir despota dönüşebileceğini vurguluyor.
'Kendimizi anlamanın yolu hayvan topluluklarını incelemekten geçer'
Peki, insan toplulukları tüm bunlardan ne kadar ders çıkarabilir?
Konuştuğum tüm bilim insanları, hayvan toplulukları üzerine yaptıkları çalışmaların insan davranışına dair görüşlerini bir şekilde etkilediğini söylediler.
Varholick, "Kendimizi anlamanın yolu, diğer hayvan toplumlarını incelemekten geçer" diyor.
Betzig ise Roma dahil tarihi insan toplumları üzerine yaptığı çalışmalarda, erkek despotların zenginlik ve güç elde etmesi ve bu sayede birden fazla kadınla cinsel ilişkiye girebilmeleri arasında "inanılmaz derecede güçlü" bir ilişki bulduğunu belirtiyor. Tıpkı zalim erkek babunlar gibi.
Ekanayake-Weber önemli bir noktaya değiniyor: İnsanlarda diğer şeylerin yanı sıra tarım da muhtemelen binlerce yıldır sosyal hiyerarşileri şekillendirdi.
Bazı hayvanlarda tarım diyebileceğimiz biçimler olsa da medeniyetlerimizi hayvan toplumlarıyla karşılaştırmak, birçok çekinceyi de beraberinde getirir.
Örneğin, insan tarımı, erkek egemen toplumların veya ataerkilliğin ortaya çıkmasına yol açmış olabilir. Bu da Ekanayake-Weber'e göre, daha eşitlikçi avcı-toplayıcılar olarak evrimsel kökenlerimizden önemli bir sapma anlamına geliyor.
Yine de paralellikler devam ediyor. Kendi vahşetimizi, diğer despotik türlerde görmek ürkütücü derecede kolay. Aile içi saldırganlıktan, megalomaniye, yıkıcılığa kadar.
Belki de Crowcroft, 1950'lerin başlarında Bill'in otoriter rejimini belgelediğinde böyle hissetmişti. Tesadüfen, tarihin o döneminde dünyanın birçok ülkesi despotların yönetimi altındaydı. Araştırmacılar, despotizmin bazı insan toplumlarını hâlâ olumsuz etkilediğini söylüyor.
'Burada despot yok'
Ama başka bir yol daha var. Brezilya'daki Atlantik Ormanı'nda, dünyanın en barışçıl primatı olarak adlandırılan bir maymun türü yaşıyor.
Ağaçlarda yaşayan örümcek maymunları, medeniyetleriyle meşhur, eşitlikçi gruplar halinde yaşıyorlar. Burada despot yok. Öyle ki bazı insanlar örümcek maymunlarını "hippi maymunu" olarak adlandırıyor.
Bu biraz abartılı bir tanımlama olsa da ABD'deki Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde yıllarca bu tür maymunları inceleyen primatolog Karen Strier'e göre, bu durum türün "rahat" yaşam tarzını yansıtıyor. Örneğin, maymunların cinsel açıdan çok rahat olduklarını belirtiyor. "Dişiler kısa süre içinde birden fazla erkekle çiftleşiyor" diyor.
Ama dahası da var. Örümcek maymunları nadiren kavga ediyor ve kaynakları adil bir şekilde paylaşıyorlar. Strier, iki maymunun aşağı yukarı aynı anda yiyecek veya su bulması durumunda, ilk gelenin ihtiyacı olanı alacağını, diğerlerinin ise sabırla sırasını bekleyeceğini açıklıyor.
"Bu örümcek maymunlarındaki davranış biçimi sabır ve hoşgörü" diyor. Hatta örümcek maymunlarının herhangi bir saldırgan davranış sergilemekten çok daha sık birbirlerine sarıldıklarını da ekliyor.
Peki, bazı hayvan topluluklarında barışçılığın nedenleri ne?
Strier, örümcek maymunlarında bunun, erkek ve dişilerin boyut ve vücut şekli bakımından birbirine çok benzemesinden kaynaklanabileceğini söylüyor. Bu durum, örneğin bir erkeğin dişiler üzerinde egemenlik kurmasını zorlaştırıyor.
Ancak, çeşitli nedenlerden dolayı, despotizmin muriqui bireyleri için yeterli fayda sağlamaması da söz konusu olabilir.
Bu da meseleyi toplumun ve çevrenin ne tür davranışları ödüllendirdiği sorusuna getiriyor.

Kaynak, Getty Images
Ekanayake-Weber'e göre, insanlar birbirleriyle işbirliği yaptıklarında daha iyi durumda oluyorlar. Bu, kültürel olarak sık sık övündüğümüz bir şey.
Ekanayake-Weber, "Bu işbirlikçi, eşitlikçi yönü gerçekten daha fazla incelememiz gerekiyor" diyor.
Bunu yaptığımızda, bir tür "süper organizma" haline gelebileceğimizi söylüyor. Tıpkı tek başına hiçbir karıncanın başaramayacağı şeyleri, örneğin büyük nesneleri taşımayı, birlikte yapan karıncalar gibi. Bu tür bir işbirliği, bir türün gelişmesine yardımcı olabilir.
İnsanlar karıncalardan, babunlardan ve köstebeklerden farklı. Binlerce yıldır olduğu gibi, bu gezegende benzersiz bir yol çiziyoruz. Ancak hayvanlar alemi bize hala birçok ders veriyor.
Strier, "Hayatımın yarısını örümcek maymunlarını izleyerek geçirdi. Bu dönemde öğrendiklerimi insanlarla ilişkilerimde kullanıyorum" diyor.
"Böylesine barışçıl bir birlikteliğe sahip başka bir primatı izlemek ilham verici."










