İnsan eliyle yakıldığı bilinen ilk ateş

BBC News, Suffolk'taki bu tarih öncesi alanı özel izinle ziyaret etti

İngiltere'deki bir arkeolojik kazıda yapılan çarpıcı bir keşif, insanların ilk kez ateş yakmaya başladıkları zamanın tarihini yeniden yazıyor.

Araştırmacılar, 400.000 yıl önce İngiltere'nin doğusunda gerçekleşen, insan eliyle yakılan en eski ateş örneğini keşfettiler.

Barnham köyünde yapılan bu yeni keşif, insanlığın ateş yakma tarihini 350.000 yıldan fazla geriye, yani önceden düşünülenden çok daha eskiye götürüyor.

Ateş yakma yeteneği, insanlar için her şeyi değiştiren bir olay oldu. Ateş, istediğimiz zaman ısınmamızı olanaklı kıldı; atalarımızın eti pişirerek yemelerini, bu da beyinlerimizin gelişmesini sağladı. Artık hayatta kalmak için mücadele eden bir hayvan grubu değildik; düşünmek, icat etmek ve bugünkü gelişmiş tür haline gelmek için zamanımız oldu.

Ekip, pişmiş toprakla birlikte, en eski Taş Devri çakmağını da bulduklarını söylüyor. Bu çakmak, pirit adı verilen ve aptal altını olarak da bilinen bir kayaya vurularak kıvılcım çıkaran bir çakmaktaşından oluşuyor.

BBC News, bu tarih öncesi alana dünya çapında özel izinle girdi.

Keşfin yapıldığı arkeolojik kazı alanının, güneşli bir günde çevredeki ağaçların gölgesinden çekilmiş fotoğrafı. Alan, ağaçlık bir bölgedeki açık bir alanda yer alıyor ve her biri yaklaşık iki metre derinliğinde, sarı topraktan oluşan üç veya dört bağlantılı çukurdan oluşuyor. Alanın bir kısmı büyük siyah brandalarla kaplı. Çukurların içinde ve çevresinde yedi arkeolog duruyor. Ön planda geniş kenarlı kahverengi şapkalı bir adam ve en yakın çukurda çalışan iki kadın var; biri turkuaz renkli kısa bir üst, diğeri beyaz tişört ve güneş gözlüğü takıyor.
British Museum
Keşiflerin yapıldığı Barnham'daki alan.

Barnham Ormanı’nın ağaçlarla dolu tepelerinin altında, insanlık tarihinin uzak geçmişine uzanan bir arkeolojik hazine, toprağın birkaç metre altında gömülü duruyor.

Bir açık alanın kenarlarında, birbirine dolanmış yeşil dallar sahneyi bir perde gibi çerçeveliyor; sanki ormanın kendisi, geçmişinin uzun süredir gömülü bir bölümünü yavaşça ortaya çıkarıyormuş gibi. British Museum’dan Prof. Nick Ashton ile ağaçların arasından geçerek onun şaşırtıcı hikâyesine adım atıyoruz.

“İşte burası, olayın gerçekleştiği yer” diyor saygılı bir tonla.

Ham toprak ve açık renk kumdan oluşan derin, basamaklı oyuklarla şekillendirilmiş bir toprak zemine doğru yürüyoruz.

Burası, taş devri insanlarının yüz binlerce yıl önce ateş etrafında toplanıp tartıştığı bir alandı.

 Bir grup arkeologla birlikte çukurlardan birinin içinde. Görüntünün üst kısmında çevredeki ağaçların gövdeleri görülüyor. Güneş ışınlarıyla aydınlanan çukurun duvarları, sarı toprağın içine yaklaşık iki metre derinliğe iniyor. Solda, bir arkeolog büyük sarı bir kovanın yanında çömelmiş, tıpkı bir satranç tahtası gibi çukurun tabanına bir dizi kare delik kazıyor. Arka planda, çukurun biraz daha derin bir bölümünde, kazma ve küreklerle çevrili bir grup arkeolog, küçük el aletleriyle yavaşça toprağın bir bölümünü temizliyor.
British Museum
Alan genelinde tarihi parçalar bulundu
Üç arkeolog, duvarların üzerlerinde yükseldiği bir çukurun dibinde çalışıyor. Üçünün de sırtı bize dönük ve şapka takıyorlar. Biri sandaletlerini çıkarmış. Üçü de çukurun tabanına kazılmış, yaklaşık iki metre genişliğinde kare bir toprak parçasında çalışıyorlar. Çevredeki topraktan daha koyu bir tabakayı kazıyor gibi görünüyorlar.
British Museum
Toprak katmanları el aletleriyle yavaş yavaş ortaya çıkarılıyor.

“Ateş etrafında toplanan ilk insanları ve böylece erken dönemde kullanılan dilin gelişmeye başlamasını hayalinizde canlandırabilirsiniz” diyor.

İnsanın evriminde böylesine kritik bir anın tam da bu noktada gerçekleşmiş olmasının büyüklüğü karşısında, hem kendime hem de Prof. Ashton’a fısıldıyorum: “Burası inanılmaz bir yer… inanılmaz.”

“Evet” diye mırıldanıyor Prof. Ashton. Ona bakıyorum. Gözleri dalgınlaşıyor, düşüncelerine gömülüyor, bu keşfin arkeolojik öneminin büyüklüğünü ilk fark ettiği anı yeniden yaşıyor: “Gerçekten olağanüstü… çok özel.”

Bu paleolitik (Yontma Taş Devri) alan, Suffolk’ta ormanlık bir bölgede gizlenmiş, artık kullanılmayan bir kil ocağının içinde yer alıyor. Önceki kazılar, erken insanların bu alanı ziyaret ettiğini ve geride çok sayıda taştan yapılmış eser bıraktığını ortaya çıkarmıştı.

Prof. Ashton bana bunlardan birini gösteriyor: “Ayrıca burada, ısının etkisiyle kopan küçük çakmaktaşı parçalarını görebilirsiniz.”

Ekibi, İngiltere’nin sert geçen son buzul çağının sonunda yaşanan sıcak bir döneme ait, kil tabakasına gömülü tortuları kazıyor.

Prof. Ashton’ın meslektaşı, yine British Museum’dan arkeolog Dr. Rob Davis, alanda bize katılıyor ve ateşin burada bulunduğunu kesinleştiren kanıtı gösteriyor: Dünyayı sonsuza dek değiştiren bir mineralin parçaları – demir pirit, yani ahmak altını. Ama bu mineral, hem mecazi hem de gerçek anlamda insanlığın yeni bir altın çağını ateşledi.

Yakından çekilmiş bu fotoğrafta, işaret parmağı ve başparmak arasında tutulan, neredeyse gri bir köpekbalığı dişine benzeyen küçük, üçgen şeklinde bir pirit parçası görülüyor. Taş pürüzlü, üst ve alt kısımları siyah ve yaklaşık olarak kişinin başparmağının tırnağının yarısı büyüklüğünde.
British Museum
Alanda bulunan bir pirit parçası

Dr. Davis, bir çakmaktaşı baltasıyla vurulduğunda nasıl kıvılcım çıktığını gösteriyor; kuru otlara düştüğünde ateş yakmaya yetecek kadar güçlü. Bu, tarihteki ilk çakmaktı. Basit bir teknoloji, ama insanlığın gelecekteki seyrini tamamen değiştirdi.

“Bu gerçekten kritik bir andı,” diyor Dr. Davis, “İşte o zaman parçaları birleştirmeye başladık.”

Ekip, yürüttüğü jeolojik çalışmalarda bu bölgede demir piritin nadir bulunduğunu ortaya çıkardı. Antik insanlar onu bulmak için uzaklara gitmişti; çünkü onlar için ahmak altını, dünyanın en değerli mineraliydi.

“Piritin o ocakla, yanmış eserlerle olan ilişkisi: işte o zaman her şey yerine oturdu,” diyor Dr. Davis neşeyle. Bunu söylerken duygusallaşmıyor, saf bir sevinç içerisinde.

British Museum ekibi üç kritik ipucu buldu: ateş, ısıya maruz kalmış el baltaları ve buraya ait olmayan demir pirit – hepsi de aynı noktadaydı. Dr. Davis’e göre bu, ateşin burada kasıtlı olarak çıkarıldığına dair ilk güçlü kanıttı.

“Bu büyük bir şey. Her şeyi değiştiriyor,” diyor, yüzünde giderek büyüyen kocaman bir gülümsemeyle.

Çakmaktaşı ve pirit karışımından yapılan çakmak, atalarımız için her şeyi değiştiren bir icattı.

Bundan ardı ardına fiziksel ve sosyal ilerlemeler doğdu.

Yemek pişirmeyi ve ısıtmayı günlük rutinlerine dahil edebilmek gibi.

Saha genelinde başka taş eserler de keşfedildi; bunlardan bir bölgedekiler, özellikle dikkat çekici.

Bir alandaki eserlerin yaklaşık dörtte üçü, yoğun ısıya maruz kalmanın izlerini taşıyor – çatlama, kızarma ve spiral şeklinde deformasyonlar – bu da ateşe tekrar tekrar maruz kaldıklarını gösteriyor.

Kazı alanının pek çok yerinde bu türden, ateş yakmada kullanıldığına dair kanıtlar gösteren çok sayıda şekillendirilmiş çakmaktaşı bulundu.

İşlenmiş ve yontulmuş kenarlarını görebilirsiniz

Ancak taşların birçoğu da sıcaktan zarar görmüş ve parçalanmıştı.

Isı kaynaklı çatlamalar da görülebiliyor

Arkeologlar, her birinin kendine ait katalog numarası bulunan farklı parçaları bir araya getirmek için günler harcadılar.

Ancak, ısı hasarı görmüş çakmaktaşı baltaları ile piritin birlikte bulunması, insanların burada ateş yaktığını kanıtlamak için tek başına yeterli değildi.

Arkeologların ihtiyaç duyduğu şey, yüz binlerce yıl önce birkaç saat yanıp sonra sönmüş bir ateşin kanıtıydı.

Ve inanılmaz bir şekilde, Prof. Ashton ana kazı alanından uzaklaşıp bir ağacın altında oturmak için dolaşırken, sahadaki bir çukurun bir köşesinde tam da bunu buldu.

Barham bölgesinin bir köşesi, resmin merkezinde duran bir ağacın etrafındaki kazı alanlarından biri, arka planda bir çit ve hemen üzerinde gökyüzü. Ön planda güneş ışığında metal bir el arabası, uzun otların arasında aletler ve iki çift bot duruyor. Solda, biraz daha geride, küçük bir arkeolog grubu gölgeli kazı alanında çalışıyor.
Barham bölgesinin bir köşesi, resmin merkezinde duran bir ağacın etrafındaki kazı alanlarından biri, arka planda bir çit ve hemen üzerinde gökyüzü. Ön planda güneş ışığında metal bir el arabası, uzun otların arasında aletler ve iki çift bot duruyor. Solda, biraz daha geride, küçük bir arkeolog grubu gölgeli kazı alanında çalışıyor.

“İşte bu, ısınmış tortuyu keşfettiğimiz alan ve bunun ısındığını anlayabiliyorsunuz çünkü kil normalde oldukça sarımsı bir turuncu olur, ama bu belirgin bir şekilde kırmızıydı” diyor bana.

Prof. Ashton, herşeyin anahtarı olan kanıta işaret ediyor: Çukurlardan birinin duvarındaki birçok katman arasında yer alan ince bir kil tabakası.

Arkeolojik kazıda ortaya çıkarılan toprak katmanlarının fotoğrafı.

Bunlar eski kil katmanları; aşağı indikçe daha eski hale geliyorlar.

Arkeolojik kazıda ortaya çıkarılan toprak katmanlarının fotoğrafı, kil tabakasının belirgin bir şekilde gösterildiği bir bölüm içeriyor.

Bu tabaka, alttaki gölet tortularının sarı, kumlu çamurunu kapatıyor; bu tortular, yumuşakçaların, küçük omurgalıların ve polenlerin kalıntılarını içeriyor.

Arkeolojik kazıda ortaya çıkarılan toprak katmanlarının fotoğrafı; üstteki kil katmanı özellikle vurgulanmış.

Ama asıl önemli olan bu katman. Hemen altındaki sarı-kahverengi kil ile aynı, tek farkı renginin biraz daha kırmızı olması.

Serinin ilk fotoğrafı tekrarlanıyor ve bu kez kil katmanları herhangi bir vurgu olmadan gösteriliyor.

Kırmızı renk, demir açısından zengin tortular ısındığında oluşan bir mineral olan hematitten geliyor.

Analizler, bu tabakanın birkaç kısa ve yoğun ısı patlamasına maruz kaldığını gösteriyor – bu da doğal orman yangınlarından ziyade, aynı noktada tekrar tekrar yakılmış küçük odun ateşleriyle tutarlı.

Görünüşe göre, bir buzul tarafından oyulmuş bir oluk suyla dolarak bir gölet haline gelmiş. Zamanla gölet yavaşça tortularla dolmuş ve belki binlerce yıl sonra, gölet kururken yerleşen antik toprak, insanların ateş yaktığı zemin haline geldi.

Neden önemli?

"Gezegenimizin atmosferinde ilk oksijenin ortaya çıkmasından, yani 400 milyondan fazla yıl öncesinden beri Dünya’da ateş var. İlk insanların iki milyon yıl öncesine kadar orman yangınlarını kontrol altına almayı, korumayı ve kullanmayı öğrendiklerine dair kanıtlar var. Ancak Doğal Tarih Müzesi'nden Profesör Chris Stringer'a göre, ateş yakabilme yeteneği, evrimimizi hızlandıran kilit gelişmeydi.

"İhtiyaç duyduğunuz anda, ihtiyaç duyduğunuz yerde anında ateş verebilen bir şeye sahip olmak, 400 bin yıl önce İngiltere gibi yerlere taşınan insanlar için çok önemliydi. Onları daha uyumlu hale getirdi, hayatta kalabilecekleri ortamların yelpazesini genişletti ve karmaşık sosyal yaşamın, beyin gelişiminin ve muhtemelen dilin evrimini hızlandırmaya yardımcı oldu."

Profesör Stringer, isteğe bağlı olarak ateş yakmanın hızlanan bir evrimsel döngünün ana itici güçlerinden biri olduğunu ekliyor.

"Ateşin kullanımıyla, bir dizi evrimsel değişim iç içe geçiyor" diyor.

Yemek pişirme imkanı, insanların beslenmesini daha fazla sebze ve daha güvenli et içerecek şekilde genişletti.

Bu pişmiş yiyeceklerin sindirimi daha kolay ve protein alımını artırıyor. Bu da insan beyninin büyümesine yardımcı oluyor.

Daha büyük beyinlere sahip insanlar, daha gelişmiş düşünme yeteneğine sahip olabiliyor ve giderek daha karmaşık sosyal ilişkiler geliştirebiliyor.

Bu daha büyük ve gelişmiş gruplar, avcılık gibi faaliyetlerde daha etkili bir şekilde işbirliği yapabiliyordu.

Bu artan işbirliği ve gelişen beyin kapasitesi muhtemelen daha karmaşık dillerin gelişimini tetiklemiş.

Peki bu insanlar kimdi? O dönemde İngiltere'de yaşayan insanların kafatası, onların bizim türümüzden olmadıklarını, farklı bir insan türüne ait olduklarını gösteriyor.

"Kafatası şekli ve üzerindeki küçük detaylar, muhtemelen çok erken bir Neandertal olduğunu gösteriyor. 400 bin yıl önce bile Neandertaller evrimlerine yeni başlıyorlardı. Bu nedenle, Barnham'daki ateşlerin erken Neandertaller tarafından yakıldığını düşünüyoruz."

Araştırma ekibi, Barnham'daki ateş yakılan alanın aynı dönemde Avrupa'da bulunan birçok alandan biri olduğuna inanıyor. Ancak şimdiye kadarki keşiflere göre, insanların doğal alevleri beslemek yerine gerçekten ateş yaktıkları ilk yer burası. Profesör Stringer, benzer tekniğin muhtemelen diğer yerlerde de kullanıldığını ve İngiltere ile Avrupa kıtasının geri kalanı arasında bulunan kara köprüsünden geçen grupların bu bilgiyi beraberlerinde taşıdığını düşünüyor.

"Bu insanlar muhtemelen ateş yakma bilgisini beraberlerinde getirdiler. İhtiyaç duyduğunuz anda, ihtiyaç duyduğunuz yerde anında ateşe sahip olmak çok önemliydi." Bu insanların İngiltere'deki ortama uyum sağlamalarına yardımcı oluyor."

Türümüz, Homo sapiens, bunlardan 350 bin yıl sonra Barnham'a ulaştı. Türümüzün ilk kıvılcımlarını ne zaman ürettiği halen çözülememiş bir soru. Ancak uzmanlar, herhangi bir insan türü bu tekniği geliştirdiğinde, fikrin hızla yayıldığına inanıyor... tıpkı orman yangını gibi.

Buradaki keşif kendi türümüz Homo sapiens de dahil olmak üzere farklı insan gruplarının, bizi bugün olduğumuz yaratıcı ve yenilikçi insanlar yapan tekniği başka nerelerde öğrendiğine dair yeni bir arayışı başlatıyor.

İllüstrasyonlar:

Jodi Lai

Kamera ve prodüksiyona katkı:

Kevin Church ve Maddie Molloy