|
6 Şubat 2009 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İsrail gelecek salı günü erken genel seçime hazırlanırken İngiltere'de tüm gazeteler haftanın son iş gününde, olası sonuçları değerlendirmeye başlamış.
Daily Telegraph'a göre seçimin sonucu yeni Amerikan yönetiminin Orta Doğu barışı planlarını rayından çıkarabilir, hatta barış arayışı taahhüdüne girdiğine pişman olmasına yol açabilir: David Blair'in değerlendirmesine göre Filistin ile bir barış imzalayabilmek için İsrail'in pragmatik, merkezci ve ulusal güvenlik konusunda sertlik yanlısı bir sicili olan bir isme ihtiyacı var." "Daha da önemlisi kuracağı hükümetin güçlü ve geniş bir koalisyon olması." Yazar, Kadima lideri Tzipi Livni ile Likud lideri Binyamin Netanyahu'nun siyasetlerini karşılaştırdıktan sonra şu hükme varıyor: "Aslında Livni ile Netanyahu'nun siyasetleri arasındaki fark hayli dar olabilir. Seçim ardından manşetlere yerleşmesi olası olan kişi ise ikisinden de çok farklı düşünüyor. Aşırı sağdaki Yisrael Beiteinu partisi lideri Avigdor Lieberman, anketlere göre iki partinin hemen ardından gelerek dengelerin yönünü belirleyecek. Desteği karşılığında ise ağır bedeller talep edebilir. "Lieberman yandaşları, barış sürecinin bütünüyle hata olduğuna inanıyor. Dolayısıyla İsrail katı ve sağcı bir hükümetle yüz yüze kalabilir. Bu da Obama'yı barış arayışını sürdürmeye vurgu yapmış olduğuna pişman edebilir." Independent Lieberman'ın Arap kökenli İsrail vatandaşlarına "devlete bağlılık yemini ettirmek, buna yanaşmayanları vatandaşlıktan çıkarmak" istediğine dikkat çekiyor. Guardian ise "sertlik yanlısı popülist" diye tanımladığı Lieberman'ın faşizm ile suçlandığını vurguluyor. Lieberman'ın asıl tartışma yaratan önerisi ise 'güven duymadığı' İsrailli Arapların Filistin yönetimine aktarılmasını öngören toprak değişimi fikri. Lieberman'ın planı Times "şaşırtıcı olabilir ama Lieberman Kudüs'ün kuzeyindeki dış mahallelerin bir Filistin kenti haline gelmesinden yana" diyor. Gazeteye göre Lieberman'ın hedefi, bu şekilde İsrail içindeki nüfus dengelerini değiştirmek. "Plan, onbinlerce İsrailli Arap'ın yaşadığı Batı Şeria yakınlarında bir alanı iki büyük Yahudi yerleşimi ile (Ariel ve Guş Etzion) takas etmeye dayanıyor. İngilizlerin İkinci Dünya Savaşı sonrası bölge haritalarını yeşil boyalı kalemlerle çizmesini anımsatan bu iddialı plan; söz konusu planın kalbi olan Ümm Fahm'da yaşayan Arap sakinlerin ise tepkisini çekiyor. "Cemal İhbariye, "bir kaç yıl evvel Rusya'dan gelmiş olan biri nasıl dedeleri burada yaşamış olan kişiler hakkında böyle bir şeyi gündeme getirebilir? Lieberman, kendi Rusya'ya dönsün" diyor. Arkadaşlarından biri "Bu ırkçılıktır" diye ekliyor." Times haberinde, Lieberman’ınki dışında başka liderlerin de alternatif planlarına yer veriyor. Buna göre, Savunma Bakanı Ehud Barak, Gazze Şeridi ve Batı Şeria arasında 50 kilometre uzunluğunda bir tünelle iki kesim arasında toprak bütünlüğü sorunu aşılabilir. Seçime önde giren Binyamin Netanyahu ise göreve gelirse, Gazze Şeridi'nde Hamas'ı devirip zorunlu rejim değişikliği yapacağını söylüyor; ama rakipleri El Fetih'e bir devlet vadetme noktasına gelmiyor. Economist'ten Davos sonrası yorum Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen hafta Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile girdiği tartışma, basında yer bulmaya devam ediyor. Haftalık Economist, Davos'taki "asabi" diye nitelediği tavrının Erdoğan konusunda yeni sorular gündeme getirdiğini belirtirken Erdoğan'ın bazı çıkışlarına dikkat çekiyor. "Obama'ya terörün ne olduğunu yeniden tanımlama çağrısı bu yaftayı Hamas üzerinden çıkarma girişimi olarak görüldü. Avrupa ve Amerika buna pek bir tepki dile getirmediyse de bir Avrupalı diplomat 'Bu Avrupa'da Erdoğan'ın davranışlarının önceden kestirilebilir olmadığı duygusu yarattı' diyor. Obama'nın yakın zamanda Türkiye'ye bir ziyarette bulunması ise hayli az bir olasılık. " Erdoğan'ın Avrupa Birliği üyelik sürecinde enerji konusundaki müzakerelerde ilerleme olmazsa Nabucco projesinin gözden geçirilebileceği sözlerini anımsatan Economist şöyle devam ediyor: "(Erdoğan'ın) Destekçileri, Türkiye'nin Orta Doğu ve ötesinde yeni dost arayışının AB'nin ayak sürümesinden kaynaklandığını savunuyor. 'Ülkenin artan bölgesel etkinliği, AB'nin Türkiye'yi kucaklaması gereğinin nedenidir' diyorlar ama bunun aksi de doğru: "Türkiye'nin dünyada saygınlığının nedeni, laik demokratik ve batıyla müttefik olan tek Müslüman ülke olması. "Arap yatırımcılar Türkiye'ye akın ederken bir Arap banker, "çünkü ülkeyi Orta Doğu'nun değil, Avrupa'nın parçası olarak görüyoruz" diyor. Bu cazibeyi korumak için Türkiye'nin gururu bir kenara bırakıp, Kıbrıs konusunda başka tavizler vermesi gerekiyor." Faiz kesintisi kararı İngiltere'de Merkez Bankası dün, faizleri tarihinde ilk kez yüzde 1'e indirdi. Times, "banka depresyona girilmesini önlemek için bilinmeze yöneldi" diyor. "Depresyon" senaryoları İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un geçtiğimiz günlerde dil sürçmesiyle dünyanın depresyona girdiği - resesyona ek olarak gayri safi milli hasılanın yüzde 10 küçülmesi durumu- sözlerinden bu yana, gazetelerde yaygın şekilde tartışılıyor. Daily Telegraph bu düşüşle mevduat sahiplerinin faiz getirisinin Temmuz'dan bu yana yüzde 83 azaldığına dikkat çekiyor ve halkı tasarrufa sevkedecek bir neden kalmadığı yorumlarına dikkat çekiyor. Independent kesintiyi riskli diye nitelerken; gazetenin yazarlarından Hamish McRae Merkez Bankası'nın kozlarını tükettiği uyarısında bulunuyor: "Artık mühimmatımız bittiğine göre oturup beklemek zorundayız. Tüketimi yeniden canlandıran ev fiyatlarının toparlanması olacak." diyor. Ev fiyatlarında geçen ay bazı ufak hareketlenmeler gözleniyor olsa da, bu beklenmedik iyileşmenin bir istisna olup olmadığının izlenmesi gerektiği kaydediliyor. Financial Times ise faizlerin daha da düşebileceği kanısında ""Ekonomi uzmanları tarihinin en düşük düzeyindeki faizlerin daha da düşmesi gerekebileceği öngörüsünde bulundu." diyor gazete Daily Telegraph hükümetin ekonomiyi canlandırma girişimleri kapsamında, eski araçlarını verip yeni ve çevreye daha az zarar veren otomobil alanlara iki bin sterlin vereceğini duyuruyor. Gazeteye göre bu hem tüketimi canlandırmaya hem de iklim değişikliği ile mücadele hedeflerini tutturmaya yönelik bir adım. ABD-İngiltere ilişkileri Gazetelerin çoğunun kapağında aynı kare, Barack Obama'nın Washington'da katıldığı ulusal dua kahvaltısı adlı etkinlikte eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ile bir araya gelişinin fotoğrafı var. Gazetelere göre bu buluşma, hemen her dünya lideri Obama ile buluşan ilk isim olmak üzere yarışırken Blair'in özellikle halefi Gordon Brown'a çalım atması demek. Hatta Independent: "Çatla Gordon" diye manşet atmış. Times ise Oscar ödül törenlerine nazire ile "Ve kazanan... Blair" Gazetenin diplomasi yorumcusu Richard Beeston, kriz nedeniyle popülaritesi sarsılan dünya liderleri için, kamuoyu nezdinde prestiji yüksek olan Obama ile yan yana görülmenin altın tozuna bulaşmak anlamına geldiğini, bu nedenle başkentlerde harıl harıl ilk randevuyu kapma mücadelesi verildiğini kaydediyor. ABD-İngiltere ilişkilerinin "ne derece özel olduğu" konusu ise Guantanamo Üssü'nde tutulan bir zanlının işkence iddialarıyla başlayan tartışma ekseninde yine gündemde. İddialara kanıt olarak yayınlanması istenen bir belge konusunda İngiltere hükümeti, yargıçlara "ulusal güvenlik ve Washington ile işbirliği" gerekçeleriyle talepten vazgeçme telkini yapmıştı. Independent Dışişleri Bakanı David Miliband'in tavrını savunması ve işkence iddiaları konusunda "Amerika'ya lobi yapmayacağım" sözleri ardından yeni sorular oluştuğunu belirtiyor: "Ne yapacağı Dışişleri Bakanı'nca söyleniyorsa yargı ne kadar bağımsızdır? Washington'un her dediğini bu kadar titizlikte yapması, hükümetin egemenliği konusunda ne mesaj verir?" Bu tartışmanın kahramanı dört yıldır Guantanamo'da tutulan Etiyopya kökenli olan ancak İngiltere'de yaşayan Binyam Muhammed. Daily Telegraph FBI'a ait olduğunu söylediği ve Binyam Muhammed'in 2000–2002 yılları arasındaki hareketlerine ilişkin bir belgeyi, hakkında herhangi bir haber veya yoruma yer vermeksizin yayınlamış. Gazetede yer alan satırlarda Muhammed'in sahte pasaportla Afganistan'a gittiği, burada sırasıyla Cezayir kampı, Türk kampı ve Fas kampı olarak sıralanan üç kampta eğitim gördüğü, Usame Bin Ladin ile tanıştığı, patlayıcı eğitimi aldığı ve (geçen yıl teröre destek suçlamasıyla hüküm giyen) Jose Padilla ile birlikte saldırılar düzenlemek amacıyla ABD'ne gitmeye çalıştığı iddia ediliyor. Times'ta bir makalesi yayımlanan İngiltere'nin eski genelkurmay başkanı Charles Guthrie, yazısında işkenceye başvurulmasına şiddetle karşı çıkıyor: "İngiltere sessiz kalarak başkalarının işkence yapmasına göz yummuştur. İşbirlikçiliğimizle medeni insanlar olma statümüzü baltalıyoruz. İşkence sadece yasadışı, ahlakdışı, etkisiz, acımasız ve istenen hedeflerin aksini yaratmakla kalmayan bir uygulama, aynı zamanda da aptalca bir siyaset... " Guardian'da yazan Simon Jenkins ise "bakanların damarında akan zehir" dediği Guantanamo konusunda yönetime açıklık çağrısı yapıyor: "Brown'un yapması gereken Barack Obama'yı arayıp 'gelin bu işi bitirelim, teröre karşı savaş denilen şu şeyin her karanlık köşesini aydınlığa çıkaracak bir soruşturmayı beraberce başlatalım.' demektir. Jenkins buna karşılık gerçekte yapılanların bunun aksi yönde olduğunu kabul ediyor. Şer eksenine veda Financial Times, Amerika'nın yeni dış politikasını öngörmeye çalışıyor. Gideon Rachman bu amaçla dış politika ekibinde yer alan isimleri ve şimdiye dek yaptıkları açıklamalarda yazdıkları makalelerde savunduklarını inceleyerek rota tahmininde bulunuyor: "Dış politikayı şekillendiren sekiz önde gelen ismin yazdıklarından; altı temel tema ortaya çıkıyor: "Teröre karşı savaş yeniden gözden geçirilmeli; Amerika güç ve tehdit kullanımı konusundaki görüşlerini yeniden düşünmeli; İnsani felaketleri önlemek için hızlı müdahalede bulunmaktan kaçınmamalı. Ayrıca BM'e inanç sağlam ; Diplomasi yeniden yükselişte, eski Avrupa ise yeniden rağbet görüyor... " Değerlendirmede; ekibin küresel yoksulluk ve eşitsizlik konularına da hassasiyetle eğilmenin önemine inandığı ve pek çok dış politika hedefi konusunda daha sınırlı ve realist hedeflerin işaretlerinin bulunduğu kaydediliyor. Gazeteye göre, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın dış siyasetin temel ayakları tanımladığı, "savunma diplomasi, kalkınma" üçlemesinde Bush yönetiminin "demokratikleştirme" ayağının yer almaması da önemli bir gösterge. Gazete tüm bunlar ışığında, ufkun değiştiği ve "şer ekseni söylemine veda edildiği" görüşünde. Lordlar'dan izleme siyasetine tepki Guardian manşetini, Lordlar Kamarası'nca hazırlanan izleme uygulamalarına ilişkin rapora ayırmış. Lordlara göre kapalı devre kameralar özgürlüğe karşı tehdit: "Rapora göre İngiltere 4 milyon kapalı devre kamerasıyla dünyada kamera kullanımı; halkın yüzde 7'sinin verilerini içeren DNA veri tabanıyla veri tutma yönünden ilk sırada. Rapora göre, izleme ve gözetim yöntemlerinin kullanımının yaygınlaştırılması; İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ülkedeki insanların yaşamı konusunda aslında en büyük değişimlerden birini oluşturuyor. Lordlar, ayrıntılı izleme uygulamalarının temel hakları baltaladığını belirterek bazı uygulamaların sınırlanmasını istiyor ve kişisel mahremiyeti korumak için 40 öneri getiriyor. Guardian halen yürürlükteki uygulamaları "özel yaşamın ölümü" diye nitelerken, verilerin güvenli korunduğu garantisi olmadığına dikkat çekiyor. Gazete yönetimden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de istediği üzere; bir suçtan hüküm giymemiş olanların bilgilerini DNA veri tabanlarından çıkarmasını, ayrıca belediyelere verilen izleme yetkilerinin kısılmasını istiyor. | İlgili haberler 5 Şubat 2009 Basın Özeti05 Şubat, 2009 | Basın Özeti 4 Şubat 2009 Basın Özeti 04 Şubat, 2009 | Basın Özeti 3 Şubat 2009 Basın Özeti 03 Şubat, 2009 | Basın Özeti 2 Şubat 2009 Basın Özeti 02 Şubat, 2009 | Basın Özeti 1 Şubat 2009 Basın Özeti 01 Şubat, 2009 | Basın Özeti 29 Ocak 2009 Basın Özeti 29 Ocak, 2009 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||