BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 19 Eylül, 2008 - TSİ 08:15
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
19 Eylül 2008 Basın Özeti
Ekonomiye ilişkin gelişmeler hafta boyunca olduğu gibi, son iş gününde de İngiltere basınının gündemine hakim durumda.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Tartışılan başlıca gelişme, İngiltere'de hükümetin şirketlerin hisse fiyatlarını spekülatif şekilde düşürdüğünden şüphelenilen "yoktan satış" ya da "açığa satış" (short selling) uygulamalarını Ocak ayına dek yasaklaması...

Bu işlem bir aracı kuruluşun bir başkasından hisse ödünç alıp bunu satarak piyasayı düşürmesi, bu şekilde düşük fiyata hisse alıp, hisse borcunu ödemesi ve aradaki farkla kâr sağlaması şeklinde açıklanıyor.

Independent, krizdeki etkisinin ne kadar olduğu kesin şekilde bilinmeyen işlemlerin yasaklanmasını "önce vurup, sonra sorgulamaya" benzetmiş. Ancak şu koşullarda, kabul edilebilir bulmuş.

Guardian kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poors'un açıkladığı bir raporu "kredi krizinde ikinci perde geliyor" manşetiyle ilk sayfasına taşımış.

"Rapora göre, önümüzdeki bir kaç ayda, Avrupa ve Amerika'daki bankalar büyük kayıplar açısından ikinci bir dalga yaşayacaklar. Ve ek kaynak bulmakta zorlanacaklarından ayakta kalma mücadelesi verecekler. Buna ekonomilerdeki genel gidişin kötüye gitmesi ve Amerikan konut sektöründe daha fazla gerileme yol açacak. Rapor bu nedenlerle 2008'in ikinci yarısının hırpalanmış mali sektör için en güç sınav dönemi olabileceğini kaydediyor."

Bu raporu "dün patlayan bir diğer ufak bomba" diye niteleyen Financial Times gelinen noktada merkez bankalarının, piyasaya kredi sağlamakta cömert davranması gerektiğini savunuyor...

Haftalık Economist ise büyük bir girdaba benzettiği çalkantının olumsuz etkilerine rağmen, çok da kötümser değil:

"Küresel finans paramparça oluyor, ama yeniden bir araya toplanabilir. Siyaseti yönlendirenler affedilemeyecek hatalara düşmedikçe, yani para politikasını aşırı sıkı tutup sistemin temelindeki kurumların batmasına yol açmadıkça bugünlerde yaşadığımız perişanlığın yeni bir Büyük Depresyon'a dönüşmesi için neden yok. Uzun vadede asıl kaygı, piyasaların fazla sıkı denetime tabi tutulması olur.

"Bu kara bir hafta. Finansal kapitalizmi destekleyenlerimiz, savunulan sistemin bir kaç vurguncuyu zengin etmekten başka işe yaramadığı eleştirileriyle yüzleşecek. Ancak bu sistem bir nesil boyu, sağlıklı ekonomik büyüme ve düşük enflasyonu da sağladı. Bu kazanımları silmek içinse, gerçekten çok büyük bir resesyon gerekir..."

Financial Times'ta yazan Philip Stephens ise oluşan küresel kapitalizm düzeninde, küresel kurallara ihtiyaç olduğunu savunuyor.

"Küreselleşmenin büyük bir sonucu, ekonomi yönetiminin manivelaları üzerinde ülkelerin denetimlerini büyük ölçüde zayıflatmak oldu. Kendi ülkelerindeki bankacılık sektörlerinin Amerikalı ev sahiplerine verilen kredilerden kaynaklanan risklere ne kadar açık olduğundan, Amerika dışında pek az ülkenin lideri haberdardı.

"Bu kontrolün kaybı ise sorumluluğun da ortadan kalkması demek değil. Seçmenler yaşananlar konusunda yine hükümetlerinden hesap soracak. Hükümetlerin şimdi küreselleşmeye kaptırdıkları egemenliği kısmen geri almanın yollarını bulması gerekli. Bu da küresel ölçekte yönetim demek; güvenilir uluslararası kurallar demek..."

Gazetede yer alan bir diğer haberde, Almanya'nın bu yolda şimdiden harekete geçtiği anlaşılıyor. Berlin, yedi büyük sanayileşmiş ülkeden oluşan G7 grubuna her yıl risk raporları hazırlanıp paylaşılmasını önermiş...

"Küresel mali kriz, Alman hükümetini hükümetler ve ticari bankalar arasında daha düzenli irtibat istemeye sevketti. G7 grubuna yazılan bir mektupta, Alman Maliye Bakanlığı 12 ülkeden oluşan İstikrar Forumu'nun piyasa oyuncularıyla sistematik olarak istişarede bulunmasını önerdi."

Livni'yi bekleyen güçlükler

İsrail'de iktidardaki Kadima Partisi'nin liderliğine Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'nin seçilmesine gazeteler temkinli bir iyimserlikle yaklaşmış. Tüm gazeteler, Livni'nin yeni bir koalisyon kurma sürecinin zorlu geçeceğini belirtiyorlar.

Daily Telegraph bu süreci 'zorlu bir mücadele', Guardian 'hassas bir denge arayışı olarak nitelemiş.

Livni'yi 'engellerle dolu bir yol' bekliyor diyen Times şöyle sıralamış bu zorlukları: "İsrail'in başlıca müttefikinin darmadağınık siyasetleri, İsrail'in düşmanlarının süregiden inatçı direnişi ve bölünmüş bir parti..."

Independent, parti içindeki seçimi yüzde 1 gibi az bir farkla kazanmasının Livni'nin manevra alanını daraltacağını kaydediyor.

"Livni koalisyon kurmak için her bedeli ödemeye hazır olmadığını söylemişti. Koalisyonun küçük ortaklarından aşırı sağcı Şas ise daha ilk görüşmeden, tabanına yönelik olarak çocuk yardımlarının artırılmasını istedi ve Koalisyonun devamı için 'Kudüs'ün denetimin bırakılmayacağı' sözünü şart koştu.

Times için bir makale kaleme alan tarih uzmanı ve Bilkent Üniversitesi konuk öğretim görevlisi Mark Almond, Livni'yi İndira Gandhi, Golda Meir ve Margaret Thatcher gibi diğer kadın liderlerle karşılaştırıp soruyor:

"Hizbullah, Hamas ve İran barış süreci konusunda, barış yanlısı görünen tavrına nasıl bakacaklar? Bunu bir zaaf olarak görüp sınayacaklar mı? O zaman Livni buna nasıl karşılık verecek? Daha alt kademe görevlerdeki performans -Gordon Brown'un destekçilerinin de öğrendiği gibi- başbakanlıktaki performansın garantisi değil."

Aynı gazetede Bronwen Maddox ise, 'hayati' gördüğü Orta Doğu sorunun çözümü için İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşimler siyasetine çözüm bulması gerektiğini kaydediyor.

"Herhangi bir İsrail liderinin yerleşimlerde yaşayan onbinlerce kişiyi naklettiğini düşünmek güç. Öte yandan Filistin topraklarının haritasının görünümü, müstakbel bir devletin haritasındansa, kahvaltı masasına darmadağın serilmiş mısır gevreği taneciklerini andırıyor.

"Livni çözüm konusunda ciddiyse bile, bunu ancak bir hükümet kurabilirse ve bir sonraki Amerikan başkanı da çözümü isterse görebiliriz. Aksi halde, Livni kötüye giden bir soruna sadece yeni, olumlu ama etkisiz bir ses katmanın ötesine geçemez."

NATO'dan Afganistan talepleri

NATO savunma bakanları, Londra'da gayrı resmi toplantılarını sürdürürken, Guardian Amerika Birleşik Devletleri'nin 20 milyar dolar ek kaynak isteyeceğini yazıyor.

"ABD Savunma Bakanı Robert Gates, ülkesinin kapsamlı bir strateji değişikliği düşündüğünü doğruladı. Ancak şunu da açıkça ifade etti: Amerika, Afganistan'a asker katkısı yapmayan ülkelerden bunun yerine para katkısı yapmasını bekliyor.

"Bir Amerikalı yetkili, planın 65 bin kişilik Afgan ordusunun sayısını beş yılda ikiye katlamak olduğunu, bunun için de yaklaşık 20 milyar dolar gerekeceğini söyledi. Afganistan'daki Amerikan komutanı Pentagon'dan üç yeni tugay talep etti. Bu büyüklükte bir artış ülkedeki Amerikan askerlerinin sayısını 30 binden 44 bine yükseltecektir."

Times, Rusya'nın devlet silah ihracat şirketinin 'Amerika'nın baş düşmanları' dediği İran ve Venezuela'ya silah satışına hazırlandığına dikkat çekiyor. Gazete bu hamleyi, 'Soğuk Savaş tehditlerinin canlandırılması' olarak nitelemiş:

"Rusya İran'a anti uçaksavar sistemi satılması yönünde müzakerelerin sürdüğünü açıkladı. 2005'te de İran'a 700 milyon dolarlık füze sistemi teslim edilmişti. Söylentilere göre, Kremlin İran'a S-300 karadan havaya füze sistemlerini öneriyor. Füzelerin menzili 150 km'nin üzerinde.

"Devlet denetimindeki silah ihracatçısı Rusya Teknoloji'nin başkanı Venezuela'nın da anti uçaksavar sistemleri, zırhlı personel taşıyıcılar ve savaş uçakları almak istediğini söyledi.

"Moskova'daki Strateji ve Teknoloji Analizleri Merkezi'nden Ruslan Puhov'a göre, Amerika ve batının genel olarak Rusya ile çatışmaya yönelik inatçı bir tavır izlediği bu ortamda, İran ile bu tür anlaşmalar yapmak mantıklı."

Rusya'nın Küba'da bir üs açabileceği söylentilerine de yer veren Times, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Rusya'ya yönelik sert eleştirilerini ve uluslararası kurumlara üyeliğinin bloke edilebileceği uyarısını da iki ülke arasındaki ilişkilerin kötüye gidişinin göstergesi olarak yorumluyor.

Tartışmalı dava

Türkiye'de haftalardır süren Deniz Feneri Derneği'ne ilişkin tartışmalar bugün Times ve Economist sayfalarında da yer bulmuş.

Economist, hükümetin yolsuzluğa bulaştığı yolundaki iddialara ilişkin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Aydın Doğan arasındaki tartışmaların gitgide büyüdüğünü kaydediyor. Haberin manşeti "(AK Parti) Pek ak değil mi?"

"Adalet ve Kalkınma Partisinin liderleri sık sık partilerinin kısaltmasının anlamının ak, temiz olduğundan gururla söz ederler. Ama artık değil... Bir dizi yolsuzluk iddiası AK partinin dürüstlük imajını sarsıyor."

Economist, okurlarına 26 milyar doların hortumlanmasına ilişkin Deniz Feneri davasının yanı sıra, Şaban Dişli'nin hakkındaki rüşvet suçlamaları ardından istifasından, Başbakan'ın Aydın Doğan'a Hilton oteli arsasının aralarında olduğu bazı iş çıkarları konusundaki suçlamalarından da söz ediyor.

"Kopan gürültüye rağmen, kamuoyu yoklamaları Erdoğan'ın popülaritesiyle hala rakiplerinin açık farkla önünde olduğunu, oyların yüzde 50'sinin ona gittiğini gösteriyor. Bu arada yatırımcılar Doğan Holding'in hükümetle ters düşmekten zarar görmesinden kaygılanırken, 8 milyar dolarlık bu imparatorluğun hisseleri değer kaybetti."

Times'ta da Suna Erdem suçlamaların Türkiye'de yeni bir çalkantı yaratabileceğini savunmuş.

"Henüz soruşturmalar erken aşamalarında olsa ve doğrudan AKP'ye yönelik resmi bir suçlama bulunmasa da hukuk uzmanları, Almanya'daki Deniz Feneri Derneği'nden para alındığının mahkeme önünde kanıtlanması durumunda partinin otomatik olarak kapatılabileceğini söylüyorlar. Parti dernekle hiç bir ilgisi bulunmadığını belirtiyor. Soruşturma ise şimdiden Başbakan Erdoğan ve medya patronu Aydın Doğan arasında sıradışı şekilde sert bir tartışma yaşanmasına yol açtı."

Karşılıklı suçlamaları aktaran yazar, son tartışmaları AKP'nin kapatılması istemiyle açılan davayla ilişkilendiriyor ve "kapatma olasılığının yeniden gündeme gelmesi, savaşın henüz bitmediğini gösterdi" diyor.

'İnternet yasaklarını seven Türkiye'

Guardian'ın satırlarında bu kez Türkiye'de internet yasaklarına ilişkin bir haber yer alıyor.

Gazete Harun Yahya adıyla tanınan Adnan Oktar'ın başvurusu üzerine, Türk mahkemelerinin yaradılış teorilerinin en önde gelen muhaliflerinden İngiliz bilimadamı Richard Dawkins'in sitesine, Oktar'ın kişiliğine yönelik hakaretamiz ifadeler kullandığı gerekçesiyle erişimi engellediğini duyuruyor.

Gazeteye göre tartışma, Dawkins'in kendisine de gönderilen Yaradılış Atlası isimli kitaptan, sitesinde, 'akıl almaz' ve 'saçmalık' gibi ifadelerle söz etmesiyle başladı.

Gazete Oktar'ın basın sözcülerinin "ifade özgürlüğüne karşı değiliz ama insanlara hakaret edemezsiniz" dediğini belirtiyor.

"Oktar ve yandaşları üçüncü kezdir sitelere erişimi engelletmekte başarılı oluyor. Daha önce de wordpress.com ve Google groups'a erişim engellenmişti.

"Ancak Oktar, Dawkins'in "Tanrı Yanılsaması" adlı kitabını dine hakaret ettiği gerekçesiyle yasaklatma girişiminde başarılı olamamıştı. Türkiye'nin internete erişimi engellemek konusunda sicili kabarık -özelikle de ulusal hassasiyetleri incittiği gerekçesiyle Youtube'u engellemeye pek düşkün. Bu yasaklarsa, AB üyelik sürecinde ifade özgürlüğü açısından sınırlamaların tartışıldığı bir dönemde, ülkenin imajını sarsıyor."

Brown kurultaya hazırlanıyor
Gazeteler iktidardaki İşçi Partisi'nin gelecek hafta başlayacak kurultayına da eğilmeye başlıyor.

Guardian Başbakan'ın burada yapacağı konuşmayı "bir ölüm kalım meselesi" diye niteliyor ve bu nedenle konuşmayı geniş bir danışman kadrosunun desteğiyle kaleme aldığını belirtiyor.

Financial Times, kriz ortamının partisi içinde bir isyan hareketiyle karşı karşıya olan Başbakan'ın koltuğunu sağlamlaştırdığı görüşlerine katılıyor.

"İşçi Partisi'nin isyancı kesimi, saldırılarına ara verdi. Brown, bu hafta kabinesine, hükümet iç savaşa girişirse, seçmenlerin onları affetmeyeceğini söylemişti. Bu yorumu haklı çıkıyor... Parti içinden isimler de 'ondan kurtulmak için daha kötü bir zamanlama olamaz. En azından ekonomi biraz toparlanma işareti gösterene dek beklememiz lazım' diyorlar."

Independent ise manşet haberinde parti tabanının Brown'un aleyhine döndüğünü duyuruyor.

Gazetenin yaptığı bir ankete göre, partililerin yüzde 54'ü bir sonraki seçimde partinin başında başka birisinin olmasını istiyorlar. Brown'un şahsi ratingleri de iki üye (Geoff Hoon ve Ruth Kelly) hariç kabinedeki diğer tüm üyelerinkinden daha düşük...

İlgili haberler
17 Eylül 2008 Basın Özeti
17 Eylül, 2008 | Basın Özeti
16 Eylül 2008 Basın Özeti
16 Eylül, 2008 | Basın Özeti
15 Eylül 2008 Basın Özeti
15 Eylül, 2008 | Basın Özeti
14 Eylül 2008 Basın Özeti
14 Eylül, 2008 | Basın Özeti
12 Eylül 2008 Basın Özeti
12 Eylül, 2008 | Basın Özeti
11 Eylül 2008 Basın Özeti
11 Eylül, 2008 | Basın Özeti
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik