|
10 Eylül 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financial Times'ta İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband'ın geçen haftaki Türkiye ziyaretiyle ilgili bir yorum yer alıyor.
Yazar Geoffrey Wheatcroft, Miliband'in Türkiye'nin Batı'yla İslam dünyası arasında köprü olabileceği açıklamasından yola çıkarak Avrupalı liderleri kamuoyunun beklentilerini dikkate almamakla eleştiriyor. "Miliband'ın Türk köprüsündeki yapısal hatalar" başlıklı yazıda şöyle deniyor: "David Miliband, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ni hararetle destekleyen Tony Blair ve diğerleri gibi, iyi görünen, ancak yere basmayan argümanlar kullanıyor. "Blair geçen Aralık'ta Türkiye'nin üyeliğinin Batı'yla İslam dünyası arasında kurulacak ilişkiler açısından da önemli olduğunu söylemişti. "Miliband ise El Kaide'yle mücadele faktörünü katarak köprü tezini daha güçlü bir şekilde savunuyor. Bu tür köprüler kurmak, demokrasiyi Batı Asya'ya yaymak ve köktenci terörle mücadele etmek iyi hedefler olabilir. Ancak Avrupa Birliği'nin kuruluş amacında bunlar yoktu..." 'Türkiye'nin üyeliği AB'nin temellerini sarsar' Yazar Wheatcroft, Miliband'ın, "Avrupa Birliği her genişleme dalgasında daha da güçlendi" sözlerini de eleştiriyor: "Bu, belki 1980'li yıllardaki genişleme sürecine kadar doğruydu. 2004'te üyeliğe aldığımız 10 ülkenin nüfusu Avrupa Birliği nüfüsunun dörtte birini oluşturuyor. Ancak birlik ekonomisine toplam katkıları yüzde beş. "Kişi başına düşen milli geliri, İngiltere'ninkinin onda biri olan ve yakında Almanya'dan daha fazla nüfusa sahip olacak bir ülke Avrupa Birliği'nin temelini sarsar. "Ancak en büyük zorluk, ekonomik, dinsel, kültürel ya da coğrafi değil, siyasidir. Türkiye'nin değil Avrupa'nın siyasetinden bahsediyoruz. Büyük başarılara rağmen, kendi içindeki gayri-demokratik karakteri, Avrupa'nın en büyük zaafı oldu. "Danimarkalıların Maastricht, İrlandalıların Nice anlaşmalarını, Fransız ve Hollandalıların da Avrupa Anayasası'nı geri çevirmeleri örneklerinde görüldüğü gibi, siyasi seçkinlerin yaptığı anlaşmalar sıradan insanlar tarafından reddediliyor. "Kamuoyu yoklamalarına göre Avrupa halkının sadece yüzde 20'si Türkiye'nin üyeliğine destek verirken, Blair ve Miliband ile bazı Alman ve İspanyol siyasetçiler, hararetle Türkiye'yi savunuyor. "Evet bir köprü inşa edilebilir; ama Avrupa'da ve yönetenlerle yönetilenler arasında..." '40 soruya cevap vermediler' Gazetelerin hemen tümünde, Portekiz'de tatildeyken, çocukları kaybolan McCann çiftinin ülkelerine dönüşü manşette yer alıyor. Dört yaşındaki Madeleine'in bulunabilmesi Avrupa çapında yoğun bir kampanya yürüten anne ve babanın, birden zanlı konumuna gelmesi, medyanın ilgisini artırdı. Times'a göre, Portekiz polisi, McCann çiftinin Madeleine'i öldürdükten sonra cesedini saklamış olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Gazeteye göre, Portekiz polisi Madeleine'nin kaçırıldığı oda ve ailesinin olaydan 25 gün sonra kiraladığı otomobilin bagajında minik kıza ait izler buldu. Polis, resmen zanlı ilan ettikten sonra McCann çiftini saatlerce ayrı ayrı sorguladı. Portekiz basınına göre çift, 40 soruyu yanıtlamayı reddetti. McCann'ler suçsuz olduklarında ısrar ediyor. Gazetenin aktardığı bir başka detay da; Portekiz polisinin onayıyla İngiltere'ye dönen çiftin, dün önde gelen bir uluslararası ceza hukukçusuyla görüşmesi. Söz konusu avukat, eski Şili lideri General Pinochet'nin İspanya'ya iade edilmesini önlemişti. Daily Telegraph ise Portekiz polisinin soruşturmasının bir yıl sürebileceğini, McCann çiftinin bu süre içinde adlarını temize çıkarma mücadelesi vereceğini yazıyor. Guardian da haberinde şöyle diyor: "27 Nisan'da beş kişilik bir ailenin annesi olarak İngiltere'den ayrılan Kate McCann, sık sık Madeleine'i bulmadan geri dönmeyeceklerini söylüyordu. 135 gün sonra dört kişilik bir ailenin annesi ve zanlı olarak döndü." 'Petraeus ne kadar bağımsız?' Irak'taki Amerikan birliklerinin komutanı David Petraeus'un bugün, ülkede kaydedilen gelişmelerle ilgili olarak Kongre'ye sunacağı rapora ilişkin haber ve yorumlar tüm gazetelerde geniş yer bulmuş. Financial Times'a göre, Petraeus, bu yılın başında Irak'a takviye birlik gönderilmesi kararının sınırlı da olsa etkili olduğu, bu aşamada, büyük oranda kuvvet indirimine gidilmesinin yanlış olacağı mesajını verecek. Gazeteye göre, Bush yönetimi Kongre'nin iki kanadında da çoğunluğu elinde bulunduran Demokratlar'dan, Petraeus'un tavsiyelerine göre hareket etmelerini istiyor. Ancak Demokratlar, Petreaus'un bağımsızlığından şüphe ediyor. Bir kamuoyu yoklamasına göre de, Amerikan halkının yüzde 53'ü, generalin Irak'taki tabloyu olduğundan daha iyi göstereceğine inanıyor. Financial Times'taki bir başka haberde de, tarihin 40 yıl sonra tekerrür ettiği belirtiliyor: "1967'de Başkan Johnson, Kongre'den yükselen muhalefet karşısında savaşı savunması için Vietnam'daki en yüksek rütbeli generalini Amerika'ya çağırmıştı. General William Westmoreland, Kongre'ye tünelin ucunda ışık görünmeye başlandığını, düşmanın iki yıl içinde yenilgiye uğratılabileceğini söylemişti. "40 yıl sonra General Petraeus da aynı mesajları verecek. Petreaus, bir süre önceki açıklamasında birçok bölgede düşmanın elinden inisiyatifi almaya başladıklarını belirterek 'Daha gol çizgisinden uzaktayız. Ama top bizde' demişti. General şimdi de topu bırakıp sahadan çekilmeyeceklerini söyleyecek." Karayılan: 'İran önce bizden yardım istedi' Daily Telegraph'ın İran'ın Irak'taki Kürt militanları hedef alan sınırötesi operasyonlarıyla ilgili haberine göre PKK liderlerinden Murat Karayılan, ABD ve İngiltere'yi kendilerine yeterince yardım etmemekle suçluyor. Haber özetle şöyle: "Kürt gerillalar, kuzeybatı İran içinde askeri birliklere karşı saldırılara başladı. Tahran da buna misilleme olarak sınırdaki dağlık bölgede operasyona girişti. Murat Karayılan, Kandil Dağı'nda Daily Telegraph'a 'İran önce bizden Irak'taki koalisyon güçlerine karşı savaşmamızı istedi" dedi ve şöyle devam etti: "Amerika ve İngiltere, Irak'ta demokratik bir sistem kurmaya geldi. Ama bu İran'ı korkuttu. Onlara saldırmamız için İran bizimle pazarlık yaptı. Biz İranlılara, Amerika ve İngiltere Kürt sorununu çözecek. Biz de onların yanında yer alacağız' dedik." Habere göre, İran ve Türkiye'nin Kürt bölgelerinde eşgüdümlü olarak baskı uyguladığını öne süren Karayılan, Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin tüm Kürtlerin milli duygularını kabarttığını söyledi. İran ise İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a karşı saldırılar düzenlemesi için Kürtleri eğitip silahlandırdığına inanıyor. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'ye göre, Amerika Kürtlerden İran'ın petrol boru hatlarını vurmasını istiyor. Daily Telegraph'ın haberinde, Amerikalı subayların askeri helikopterlerle sık sık Kürt militanlarla görüşmek için Kandil Dağı'na gittikleri belirtiliyor. Karayılan ise, kendilerine yeterince yardım etmedikleri için Amerika ve İngiltere'ye karşı mesafeli davrandıklarını söylüyor. | İlgili haberler 9 Eylül 2007 Basın Özeti09 Eylül, 2007 | Basın Özeti 7 Eylül 2007 Basın Özeti07 Eylül, 2007 | Basın Özeti 6 Eylül 2007 Basın Özeti06 Eylül, 2007 | Basın Özeti 5 Eylül 2007 Basın Özeti05 Eylül, 2007 | Basın Özeti 4 Eylül 2007 Basın Özeti04 Eylül, 2007 | Basın Özeti 3 Eylül 2007 Basın Özeti03 Eylül, 2007 | Basın Özeti 2 Eylül 2007 Basın Özeti02 Eylül, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||