|
5 Nisan 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz gazetelerinin tamamının ilk sayfasında bir örnek takım elbiseleri ile kameralara el sallayan ve İran gözetiminde geçirdikleri 12 gün ardından bugün salıverileceği açıklanan İngiliz denizcilerin fotoğrafları var.
Sayfalarının büyük bölümünü konuyu değerlendirmeye ayıran gazeteler, İran Cumhurbaşkanı'nın basın toplantısında yaptığı açıklamanın bir sürpriz olduğu konusunda hemfikir. Times bu gelişmeyi İngiltere'nin diplomatik çabalarından çok Tahran yönetimi içindeki tartışmalara bağlıyor: "İranlılar bu kararı vermelerine neyin neden olduğunu ortaya koymadı. Ancak anlaşılan, yönetimin pragmatik ve aşırılık yanlısı unsurları arasında bir savaş yaşandığı. Dünya başkentlerinde dini lider Hamaney'in İran'ın denizcileri tutarak kazançtan çok zarara uğrayacağına karar verdiği düşünülüyor." Financial Times, "Kriz doğrudan görüşmeler başladıktan çok kısa süre sonra çözüldü" görüşünü vurguluyor. Diğer bölgesel sorunlar içinde aynı yöntemi kullanmanın bir şey kaybettirmeyeceğini belirtiyor. Guardian'a göre burada Suriye'nin İran'ı ikna etmek için oynadığı rol de önemliydi. "Yaşananlardan alınacak ders, sessiz diplomasinin işe yaradığı ve gelecekte de yarayabileceği. Doğrudan müzakerenin yerini hiç bir şey tutamaz. Özelikle de karşınızda, geçmişte Amerika ve İngiltere'nin bölgedeki müdahalelerinin şimdiki konular kadar önemli olduğunu düşünen, devrimci İran İslami rejimi varsa." Daily Telegraph ise müzakere yanlısı bu yorumlara karşı. 'Askerler serbest kaldı ama İngiltere küçük düşürüldü. İran ise nükleer araştırmaları için zaman kazandı' diyen gazete, tüm yalanlamalara rağmen, 'Bu sonucun elde edilmesini gizli bir anlaşma mı sağladı?' diye soruyor manşetinde. "ABD'nin eski Birleşmiş Milletler Büyükelçisi John Bolton'a göre, 'İranlılar İngiltere'nin kararlılığını test eden düşük maliyetli bir deney yaptılar. Bolton, 'hükümetin tepkisi ihtiyatlı oldu. Bu da Ahmedinecad'a bu gibi ya da daha provokatif adımlar atsa bile, çok güçlü bir tepki göremeyeceği yolunda güven kazandırdı' diyor. İranlıların şimdi nükleer program konusunda çarkları işletebileceğini savunuyor." Gazeteler dünkü basın toplantısının yapılma şeklini de mercek altına alıyor. Times, bir örnek giydirilmiş denizcilerin gösterdiği merhamet için cumhurbaşkanına teşekkür ederken gösterildiği yayını 'kostümlü piyes' olarak ifade ediyor. Financial Times da 'Tahran'da Tiyatro' demiş... Guardian'ın manşetlerinden birisi "Mahmud Ahmedinecad, demagogdan şovmen kisvesine büründü" "Ülkesinde ve ülke dışında milyonların kendisini izliyor olduğunun bilinciyle, en sevdiği uluslararası düşmanlarına karşı salvoya girişti. Ancak 40 dakika konuştuktan sonra izleyicilerine İngiliz askerleri yakalayan devrim muhafızlarını tanıttı. En teatral gelişme, ya da sihirbazın gizlediği tavşan ise en son aşamada geldi." Financial Times, resmi kanalların bu tartışma boyunca kullanmaktan kaçındığı bir sözcük olduğuna dikkat çekmiş: Rehine. "13 gündür Londra'daki yetkililer bu sözcüğü kullanmaktan kaçındı. Başkan George Bush ise bu ifadeyi iki kez kullanarak, 1979-1981 arasındaki İran Amerikan rehine krizinin anılarını akla getirdi. Ancak Londra böyle bir paralellik çizmemekte kesinlikle kararlıydı... Eski Tahran Büyükelçisi Richard Dalton da dün, "bu rehine krizi değil. İran bu olaydan belirli çıkarlar sağlamaya çalışmıyor" dedi. Bu sözcüğü yine de kullanan Independent, iskambil kağıdını andıran bir kapak sayfasıyla basılmış bugün. Sayfanın üst tarafında İran, alt tarafında İngiltere liderinin fotoğrafları ve krizle ilgili sözleri var. ''Gazete, bu krizden karlı çıkan hangi taraf oldu?'' diye sorup hemen yanıtını veriyor: 'Nereden baktığınıza bağlı'. "İran rehineleri salıverdiği için ve propaganda ile elde ettiği zafer dolayısıyla, İngiltere diplomatik yoldan tehditler getirmeden çözüm sağladığı için övgüyü hak etti. "İran, Amerika ve İngiliz çıkarlarını zedeleyebilecek bir bölgesel güç olma iddiasını pekiştirdi. Bu krize onurlu sonuç getirdiği için nükleer dosya gibi diğer alanlarda destek alması olasılığı doğdu. "İngiltere için ise İran ile ilişkilerin iyiye gitmesi fırsatı oluştu. Duruma müdahale eden Suriye'yle de ilişkilerin gelişmesi olası." Gazete Mahmud Ahmedinecad'ın dünya sahnesinde tüm gözleri üzerine kilitlediği mutlu bir gün geçirdiğini belirtiyor. Olayın gerçek yüzünün ise ancak 30 yıl sonra gizli belgeler açıklandığında bilinebileceğini belirtiyor. Bir sonraki aşama Gazeteler bu noktadan sonra beklenebilecek olasılıkları da tartışıyor. Daily Telegraph, İran'ın bu şekilde nükleer programı konusundaki çalışmaları için zaman kazandığını savunuyor ve yaşananlar konusunda hala yanıt bekleyen sorular olduğunu kaydediyor. "Askerlerin yakalanmasıyla sonuçlanan olayların hangi adımlar sonunda gündeme geldiği ayrıntılı şekilde araştırılmalı. Donanmanın yanıt vermesi gereken pek çok soru var. İki botun neden havadan ve denizden korunmadığı, standart operasyon prosedürlerinin uygulanıp uygulanmadığı gibi..." Gazeteye göre, denizcilerin gözaltındayken sergiledikleri tutumun altında yatan nedenlerin anlaşılması da istihbarat yetkililerine üç gün kadar bilgi verdikten sonra mümkün olacak. Guardian ise 'Körfez bölgesindeki karasuları hakkında görüşmeler gündemde' diye yazmış. "Askeri yetkililer İngiltere'nin İran ile, görünüşte bu krizin nedeni olan karasuları konusunu görüşmeye hazır olduğunu söylüyorlar. Üst düzey bir savunma yetkilisi 'kimin nerede hak iddia ettiği konusunun çözümlenmesi gerekli. Ortada bağlayıcı bir anlaşma yok.' dedi." Gazete, bundan sonra ne gibi bir gelişme beklenebileceğini uzmanlara sormuş: "İsrailli eski General Şlomo Brom, ''Alınacak derslerden birinin İranlıların makul davrandığı. Amerika Avrupa ve diğerleri, nükleer programın bedelinin faydalarından yüksek olacağını gösteren bir ortam yaratabilirse bence İranlılar bu programı durdurmaya karar verebilirler. Ancak uluslararası toplumun bu koşulları oluşturmaya muktedir olduğuna emin değilim" diyor. "Amerikan Dış İlişkiler Konseyinden Judith Kipper ise, "Bence bu Bush yönetimini diyalog açmaya meyilli olmaktan daha da uzaklaştıracaktır" yorumunu yapıyor. Pelosi'nin Şam ziyareti Amerikan siyasetinin üç numaralı ismi olarak ifade edilen Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin Şam'a düzenlediği ziyaret de hemen her gazetede karşımıza çıkıyor. Guardian, "Pelosi Şam'ın tecrit edilmesi siyasetini kırıp Beşar Esad ile görüşerek, Bush yönetiminin Amerikan çıkarlarını idare biçimine güçlü bir şekilde "Başkan Bush 'heyetler göndermek yapıcı olmuyor. Bunu daha evvel denedik' dedi ama perde arkasındaki manzara daha karışık. ABD dışişlerinden bir bakan yardımcısı geçen ay Suriye'de yetkililerle görüştü, Bush, Irak hakkında Suriye ve İran'ın katıldığı bir konferansta Amerikalı diplomatların bulunmasına rıza gösterdi." Independent yazarı Adrian Hamilton, Pelosi’nin ziyaretini İran ile ilgili gelişmelerle ilişkilendirerek değerlendirmiş. "Siyasi levhalar yer değiştiriyor. Başkan Bush İran ile bir yüzleşmeye, Suriye'nin ise dışlanmasına gidecek bir yolda kararlılıkla ilerlerken, Demokratların denetimindeki Kongre aksi yönde gidiyor. Pelosi'nin ziyareti Kongre'nin Beyaz Saray'dan ne kadar farklı bir dış politika gütmeye hazır olduğunu gösteriyor. "Diplomatik bir girişim için sırada İran olabilir. İngiltere’nin İran ile yaşanan gerginlikte nihai tercihinin tartışma olması bile Bush'un söyleminden uzaklaştığı şeklinde yorumlanabilir. "Tahran'daki rejim, dünkü gelişmelerin düşündürdüğü gibi daha pragmatik, daha diplomatik bir yola yönelirse, dünya da onunla birlikte yön değiştirirse, bu rehine krizi, tarihe bir dönüm noktası olarak geçebilir." ABD ön seçimleri hızlanacak Amerika Birleşik Devletleri'nde 2008 başkanlık seçimleri için çarklar dönmeye başlarken, Guardian sistemin hızlandırılması anlamına gelen seçim değişikliklerine dikkat çekiyor: "Amerikan başkanlık seçimlerinin bildik yapısı yakında değişecek. 40 yıldır olduğu gibi Ocak'ta başlayıp yaz boyu sürecek ön seçimler yerine, 5 Şubat'ta pek çok eyaletin aynı gün oy vereceği mega bir Süper Salı seçimi yapılması düşünülüyor. "Önceki seçimlerde de Süper Salılar yaşandı. Ama 2004'teki seçimde yedi eyalet aynı gün ön seçime giderken bu kez 20'yi aşkın eyalet sandık başına gitmeye hazırlanıyor. "Washington'daki kanı bu sistemin, daha az tanınan ve mali kaynağı daha sınırlı olan, küçük adayların rekabet edememesine yol açacağı şeklinde. Jimmy Carter ve Bill Clinton gibi zamanında pek iyi bilinmeyen adayların sivrilmesini sağlayan uzun soluklu kampanyalar artık mümkün olmayacak." Sarkozy'ye uyarı Financial Times, dikkatini seçim ortamındaki bir diğer ülke olan Fransa'daki gelişmelere yöneltmiş. Gazete önde giden aday Nicolas Sarkozy'yi uyarıyor. "Sarkozy ateşle oynuyor. Popülizmi ile Avrupa Birliği'ni bütünüyle yakabilir. Mali spekülasyonlar, Avrupa'nın rekabet, ticaret ve para politikaları konusundaki sözleri kaygı verici şekilde hatalı. Sarkozy, 26 üyenin görüşmeleri sonunda yazılmış ticaret ya da para politikasını nasıl tek taraflı olarak yeniden yazabilir? "Sözlerinin arkasında duracağını düşünmek, Avrupa Birliği'nin yakında darmadağın olması anlamına gelir. Ama yardımcıları Sarkozy'nin bunları aslında bildiğini savunuyor. Milliyetçi söylem, seçimi kazanmak için ödenecek bedel. Ancak bu yaklaşım, siyasi liderlerince fazla uzun süredir kandırılan Fransız seçmenlerin zekasını yabana atmak olur. Sarkozy'nin de bildiği gibi kandırmacayla kazanılan bir seçim, inandırıcı bir hükümetle sonuçlanamaz. Sarkozy'nin gitgide pervasızlaşan kampanyası kendi mirasını mahvetme riski yaratıyor." Brown'a Avrupa telkini İngiltere siyasetinde ise pek çok şey Başbakan Blair'in görevi muhtemelen maliye bakanı Gordon Brown'a bırakacağı zamana göre planlanıyor. Guardian yazarı Timothy Garton Ash, Avrupa Birliği'ndeki anayasa tartışmalarını ele alırken Brown'ı dikatli davranmaya çağırıyor. "Avrupa Birliği'nin son 50 yıldaki başarıları sınırları içinde olup bitenlerle ilgiliydi. Önümüzdeki 50 yıl için çözüm bekleyen zorluklar daha çok dışarıda olacak. "Avrupa Birliği'nin yeniden amacına uygun hale gelmesi için yeni bir anayasa ve dünya ile ilişkiler konusunda yeni bir anlayış gerekli. Peki ya Gordon Brown ne düşünüyor bu konuda? "Brown'ın ülkedeki etkili gazetelerin (Daily Mail ve Times-Sun grupları) patronlarıyla Faust'u çağrıştıran bir anlaşma içine girdiği öne sürülüyor. Kaba hatlarıyla anlaşma: 'Avrupa konusunda şüpheci bir tavrı sürdür, biz de bir sonraki seçimde seni destekleyelim' şeklinde. Avrupa’nın şeklinin halk tarafından seçilmemiş gazete sahipleri tarafından belirlenmesine izin verilmemeli. Brown kendini bir devlet adamı olarak kanıtlayacaksa, blöflerine kanmamalı." Guardian ayrıca, İngiltere'nin Afrika'ya yardım için yeni bir girişim başlatmaya hazırlandığını duyuruyor. "Maliye Bakanı Gordon Brown, savaş bölgelerinde veya karışıklık içindeki ülkelerde yaşayan milyonlarca Afrikalı çocuğa eğitim sağlamak üzere bir acil müdahale gücü oluşturulacağını duyuracak. Kızılhaç ve Sınır Tanımayan Doktorlar'ın başarısını tekrarlamak üzere, eğitim sistemlerinin çöktüğü alanlara sevk edilecek kalifiye personel grupları oluşturulması için 20 milyon sterlin kaynak aktarılacak. "Son dönemde sağlanan bazı ilerlemelere rağmen 80 milyon Afrikalı çocuk okula gidemiyor. Brown açıklamasında, geçen yılki G8 zirvesinde verilen sözlerin tutulacağını da belirtecek." Times'ta Emre ile mülakat Dün Manchester United-Roma maçında çıkan olayların fotoğrafları ancak bazı gazetelerin erken baskılarına yetişebilmiş. Times ise spor sayfalarında geçtiğimiz aylarda ırkçılık suçlamalarına uğrayan ancak aklanan Newcastle takımı oyuncusu Emre Belözoğlu ile bir mülakat yapmış. Gazete 'Emre artık geleceğe bakıyor' diyor. İngiliz Premier liginde ırkçılıkla suçlanan ilk futbolcu olduğuna dikkat çektiği Emre’nin olayı "çamur at izi kalsın" sözleriyle değerlendirdiğini aktarıyor. "Ben İngiltere'de bir Türk'üm. Bizler ülkemiz için birer elçiyiz. Düşünün ırkçılıktan suçlu bulunsam ne korkunç olurdu" diyen Emre, suçlu bulunsaydı bunun hem kendisinin hem de ülke dışına çıkmaya çalışan diğer Türk futbolcuların kariyerlerini etkilemesi ihtimali olacağını söylüyor. 'Kalbimde, suçlu olmadığımı biliyorum ama böyle bir şey sicilime işlense, nasıl bunu silebilirsiniz ki? diye soruyor." Sarfettiği iddia edilen sözler için, "Bu sözcükleri, nasıl söylendiklerini bilmiyorum. İngilizcemin büyük bölümünü soyunma odasında öğreniyorum. Kimsenin böyle bir söz söylediğini işitmedim" diyor. "Yabancı bir ülkede sağlam destekçileri olmasından duygulanmış görünen Emre, 'bundan böyle planım bana böylesi destek veren kulübüme hizmet etmek' diyor." Embriyo araştırmaları Gazeteler, İngiltere'de embriyo araştırmaları konusunda hükümetin tavrının set muhalefete uğradığını belirtiyor. Konu kimera adı verilen insan-hayvan karması embriyolar. Times, Blair hükümetinin bu konuda bir 'isyan' ile karşı karşıya olduğunu belirtiyor. "Tıp alanında faaliyet gösteren 223 hayır kuruluşu ve hasta örgütünden oluşan görülmemiş bir ittifak, Başbakan Tony Blair'e bir açık mektup göndererek hayat kurtarabilecek araştırmalar yapılmasını sağlayabilecek yarı insan yarı hayvan embriyolar yaratılmasına izin vermesini istedi. "İnsan ve hayvan DNA’ları içeren embriyolar oluşturulmasını yasaklayan yeni yasa teklifi, üç büyük partinin milletvekillerinden de muhalefet görüyor. Bu konudaki taslak gelecek ay görüşülecek." | İlgili haberler 4 Nisan 2007 Basın Özeti04 Nisan, 2007 | Basın Özeti 3 Nisan 2007 Basın Özeti03 Nisan, 2007 | Basın Özeti 2 Nisan 2007 Basın Özeti02 Nisan, 2007 | Basın Özeti 1 Nisan 2007 Basın Özeti01 Nisan, 2007 | Basın Özeti 30 Mart 2007 Basın Özeti30 Mart, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||