|
4 Nisan 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere basınındaki manşetlerde İran ile ilgili gelişmelerin ağırlığı sürüyor.
Daily Telegraph, krizin 12. gününde İran ile ilk anlamlı görüşmelerin başladığını duyuruyor. İki ay önce Irak'ta kayıplara karışan İranlı bir diplomatın salıverilmesinin "esir değişiminde ilk aşama" olabileceğini ifade ediyor. Başbakan Blair'in önümüzdeki 48 saatin kritik olacağı sözlerine dikkat çeken Independent ise gelişmeleri 'riski yüksek bir satranç oyunu' olarak ifade etmiş. Gazeteye göre salıverilen İranlı, sadece bir piyon. Gazetenin muhabiri Patrick Cockburn ise tarafların niyeti başta bu olmasa da, fiiliyatta bir esir takasına doğru gidildiğini belirtiyor: "İlk atılım işareti iki ay önce Bağdat sokaklarından kaçırılan ve İran'ın Amerikalılarca kontrol edilen Iraklı komandolar elinde olduğunu iddia ettiği Celal Şarafi'nin bırakılması oldu. Irak dışişleri bakanlığı yetkilileri Erbil'de yakalanan beş İranlı yetkilinin salıverilmesi için de yoğun şekilde çalıştıklarını söylüyor. Şarafi şimdi Tahran'a döndü, Amerika ise ortadan kaybolması ile zaten ilgisi olmadığını söylüyor." Independent bir diğer haberinde ise iyimser havaya rağmen, hala yeri İngiltere'ye bildirilmemiş olan 15 denizcinin hafta sonundaki paskalya tatili öncesinde salıverilmesinin olası olmadığını kaydediyor. Financial Times, Irak'ın Amerika ila İran arasında kalmaktan şikayetçi olduğunu hatırlatıp, salıverilen İranlı diplomat konusuna açıklık getirmek için Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile görüşmüş. "Zebari, 'olayın başından bu yana bu sonucu sağlamak üzere çalışıyorduk' dedi, kaçırma olayının gerisindekilerin 'bir hükümet birimi' olmadığını ifade etti. "Bu tek başına hareket eden, hükümete bildik anlamda bağlı olmayan bir güvenlik birimi olabilir" dedi. Guardian'da yazan Jonathan Freedland, bu kriz, müzakereler yoluyla çözülebilirse, bunun bir emsal oluşturabileceğini, daha da önemli bir konu olan nükleer program hakkında müzakere ile çözümü savunanların elini güçlendireceğini kaydediyor. Bu durum Freedland'e göre, "krizin içinden doğan" bir fırsat olabilir. Tartışmalı film yayınlansın mı? İngiliz Channel 4 televizyonunun hazırladığı Irak'taki İngiliz askerlerinin durumunu konu alan bir film de tartışmaların odağında. Filmde İngiliz askerler Iraklılara kötü muamelede bulunurken gösteriliyor. Kanalın yöneticileri ile hükümet arasında bu filmin zamanlamasının uygun olup olmadığı konusunda görüşmeler yapılıyor ve yarın gecenin yayın akışında görülen 'Mark of Cain' (Kabil'in Lekesi) adlı iki saatlik filmin rafa kalkması ihtimalinden söz ediliyor. Ancak Daily Telegraph'a göre, bu hiç de iyi bir fikir değil. "Bizimki gibi serbest bir toplumu İran gibi baskıcı bir toplumdan ayıran ifade özgürlüğüdür. Bu özgürlük, içinde bulunulan koşullar uygunsuz görüldüğünde bir kenara konamaz. İngiliz askerleri Körfez'de oldukça, böyle programların yayınlanması için 'en doğru zaman'dır. Şüphesiz İran ve Irak'ta bunu propaganda amaçlı olarak kullanmak isteyecekler olacaktır. Ama Tahran'ın yaşanan açmaz konusundaki tavrını bir televizyon programının belirleyeceğini düşünmek, bu yönetimi hafife almak olur." Ukrayna'da kriz nasıl çözülecek? Ukrayna'da Cumhurbaşkanı'nın erken seçim ilanı ile iyice patlak veren siyasi kriz, Guardian'a göre "Turuncu Devrim'den bu yana yaşananların en ciddisi. Ülkedeki bakanlık ve kurumların paylaşım şeklini 'gerçeküstü bir bölünme' diye ifade eden Guardian, savunma ve dışişleri bakanlıklarının Cumhurbaşkanı Yuşçenko'nun, içişlerinin Başbakan Yanukoviç'in elinde olduğunu anımsatıyor. Gazeteye konuşan Başbakan safından bir milletvekili, Taras Çernovil, erken seçim çağrısı ile Yuşçenko'nun kendi ölüm emrini imzaladığını söylüyor. Guardian ise "Yuşçenko seçime gidilmesini sağlasa bile, zayıflamış partisinin pek başarı sağlayamayacağı ve üçüncü sırada yer alacağı neredeyse kesin. Böyle bir durumda en olası senaryo, Yanukoviç'in yeniden başbakan olması." diye yazmış. Times, rakip liderlere verilen desteğin ülkenin doğu batı arasında din, dil ve kültür açısından bölünmüş yapısını yansıttığını vurguluyor. Gazete gelinen nokta için iki tarafın da suçlu olduğunu belirtip, "her iki lider de kendi tavrının daha ahlaki ya da doğru olduğunu iddia edebilecek durumda değil" diyor; onları ülkeleri için işbirliğine çağırıyor. Aynı gazeteden Bronwen Maddox, iki liderin de çözüm için mahkemeye yönelmesini; ekonominin olumlu seyrini umut veren unsurlar olarak ifade ediyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko, amaçlarını Financial Times'ta yayınlanan makalesinde açıklıyor. Başlıca sorumluluğunun anayasaya uyulmasını sağlamak olduğunu belirtip, iktidarı 'siyasi güç üzerinde tekel kurmaya çalışmak' ile suçluyor. Erken seçim kararını şöyle savunuyor: "Bu uç bir önlem, ama Ukrayna'nın ulusal çıkarlarının bunu gerektirdiğine şüphem yok. Demokrasilerde, iktidar konusunda nihai hakem halktır. Bu açmazı ancak Ukrayna halkının tercihine güvenerek aşabiliriz. "Ukrayna Avrupa demokrasilerinin bir parçası olacaksa, bu krizin kendi anayasamızın ilkeleri doğrultusunda çözülmesi şart. Ülkede yasaların üstünlüğüne saygı gösteremiyorsak, bunu uluslararası hukuk önünde yapacağımıza kim güvenir? Umarım Sayın Yanukoviç de yeni seçimlerin krizi çözmenin tek yolu olduğunu anlar. Hakiki demokratlar asla halkın hükmünden çekinmemelidir..." Zimbabve'de genel greve katılım yok Siyasi kriz yaşayan bir diğer ülke, Afrika'nın güneydoğusundaki Zimbabve... Haftalardır devam eden gerginlik ardından, sendikalar dünden itibaren öncelikle asgari ücretin yükselmesi, ardından yönetime baskı amacıyla iki günlük genel grev çağrısı yapmışlardı. Guardian, binlerce polis ve askerin olası eylemleri engellemek üzere kentlere konuşlandırıldığı bu ortamda, genel grev çağrısının başarısızlığa uğradığını kaydediyor. Gazeteye göre "Cumhurbaşkanı Mugabe'yi devirme konusunda muhalefete güven azalıyor." Ülkede siyasi tansiyonun yükselmesine neden olan son dönüm noktası, muhalefet lideri Morgan Tsvangirai'ın gözaltına alınıp dövülmesiydi. Independent, muhalif liderin yara bere içindeki görüntülerini dünyaya ulaştıran foto muhabirinin bir cinayete kurban gittiğini duyuruyor. Ülkede yabancı basının faaliyet göstermesine ise getirilen sıkı kurallar ardından iki yıldır fiilen izin verilmiyor. Gazeteden seslenen Zimbabve sendika başkanı Lovemore Matombo ise mücadeleye devam edeceklerini söylüyor. "Enflasyon yüzde 1.700, işgücünün dörtte biri işsiz. Ortalama ömür 37 yıl. Asgari ücret bir ailenin temel gereksinimlerinin onda birini karşılıyor. Genel grevin soncu ne olursa olsun, mücadelemizi sürdüreceğiz." Times ise yönetimin tavrını eleştiren İngiltere'nin ülkedeki büyükelçisine yönelik ölüm tehditleri yapıldığını, "ülkesine ceset torbasıyla döneceği" yolunda bir yazı yayımlandığını belirtiyor. Şam'da Pelosi memnuniyeti Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin bugün başlayan Şam temasları yakından izleniyor. Financial Times'a açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mekdad, ziyareti "cesur bir tavır" olarak ifade ediyor. "Mekdad, ziyaretin Amerikan halkı ile Suriye arasında diyalogun başlangıcı olmasını umuyor. Bush yönetimini ise "kör bir yönetim" olarak ifade ediyor. "Demokratların ve pek çok Cumhuriyetçinin takındığı tavır çok önemli ve etkili", diye konuşan bakan yardımcısı "yönetimin köşeye sıkıştığını görüyoruz" diyor. "Suriye bölgede istikrar sağlamak için yardım etmeye istekli. Ancak ABD Hizbullah ve Hamas gibi grupların silinip kaybolmasını beklememeli... Mekdad: "İsrail ile kapsamlı ve adil bir barışa ulaşırsak, bölgede silahlı grupların carlık gerekçesi olmayacak. Çıkış budur" diyor: "Barışı sağlayalım. Ama kimse durduğumuz noktadan hiç bir şey uğruna vazgeçmemizi beklemesin." ABD'de yetenek yarışması New York Times gazetesinin eski editörü Howell Raines, Guardian'daki makalesinde Amerika'da 2008 başkanlık seçimi için yürütülen kampanyaları değerlendiriyor. Seçimin nihayet bir yetenek yarışına dönüştüğünü savunan Raines soruyor: Acaba Bush'un inanca dayanan başkanlığının dünyada yarattığı tüm acıların ardından, Amerikalılar bilgiye dayanan başkanlığa hazır mı? Raines, adayların çoğunun yönetimin en az bir alanında uzman durumda olmasını memnuniyet verici buluyor, ancak bu alanda en büyük desteği eski başkan yardımcısı demokrat Al Gore'a veriyor. "Bence Gore, önündeki tüm seçenekleri kavrayabilecek yetkin bir başkan olur. Gore ile Barack Obama'yı bir araya getirecek bir ideal ikili ise, Hillary Clinton'a ciddi tehdit oluşturacaktır." Cumhuriyetçiler arasında John Mc Cain, Chuck Hagel ve Rudolph Guiliani'yi böyle uzman isimler olarak ifade eden Haines, bağımsız olarak da Michael Bloomberg'e dikkat çekiyor. Geleceğe dair iyimserliği de elden bırakmıyor: "Unutmayın ki, en yetenekli başkanımız Abraham Lincoln, James Buchanan'ın feci iktidarı ardından sahneye çıktı. Arthur Schlesinger gibiler, Bush'un en kötü başkanlıkta Buchanan'ı bile geride bırakacağını savunuyor. "En azından son altı yılda savaşa bir fırsat verdik. Gelin şimdi bilgiye bir şans tanıyalım." Yanlış istihbaratın sonu Guantanamo Guardian manşetini, İngiltere'de yaşayan ve son dört yıldır Küba'daki Guantanamo Üssü'nde tutulan Cemil el Banna'nın durumuna ayırmış: "Banna, El Kaide'nin Avrupa'daki ruhani lideri olmakla suçlanan Ebu Katada'yı tanıyordu. 2002 yılında CIA tarafından yakalanıp gizlice Guantanamo'ya götürüldü. Çünkü İngiliz istihbarat servisi MI5, Amerikalılara beraberindeki bir kişinin Gambiya'ya bomba parçaları götürdüğü şeklinde yanlış bir bilgi vermişti. Yol arkadaşı Bişer el Ravi cuma günü hiç bir suçlamaya hedef olmadan salıverildi. Banna'nın esareti ise sürüyor." Guardian böyle başlayan haberinde, MI5'in aslında bu kişiye muhbirlik teklif ettiğini belirten istihbarat belgelerini yayımlıyor. Serbest bırakılması çağrıları yapıldığını vurguluyor. TGV'nin rekoru Fransız hızlı tren şirketi TGV'nin dün kırdığı saatte 525 kilometrelik hız rekoru tüm gazetelerde hayranlık ifade eden yorumlarla karşılanmış. Independent, adının açılımı 'yüksek vites" olarak çevrilebilecek TGV'nin bu rekorla adına layık olduğunu belirtiyor. Times, "Mon Dieu!' (Tanrım), diyor. 'Dehşet verici şekilde hızlıydı'. Gazetenin bu yolculuğu bizzat yapan muhabiri, ses hızının yarısında ilerlerken dünyanın gözü önünden nasıl kayıp gittiğini anlatıyor. "Kalkış anındaki bir yolcu uçağının iki katı hızlı gidiyorduk ama emniyet kemerimiz yoktu. Zaten o hızda bizi hiç bir şey koruyamazdı." "Bu rekor için bir yıllık planlama ve 30 milyon Euro gerekti. Ancak dün Fransa'da kimse maliyeti sormuyordu. Hatıra biletlerimizdeki damgada, "L'excellence Française" (Fransız mükemmeliyeti) yazıyordu. Zaten trendeki ve yol kenarındaki her Fransızın yüzünde ışıl ışıl parlayan ulusal gurur, paha biçilmezdi." Fransa'nın bu alanda kaydettiği ilerlemeyi, İngiltere'de yoğun şekilde eleştirilen demiryolları ile karşılaştıran Guardian, biraz alaycı bir tonda, "belki İngiltere de Fransızları demiryolu ağını yeniden inşa etmeye davet etmeli" diye yazıyor. | İlgili haberler 3 Nisan 2007 Basın Özeti03 Nisan, 2007 | Basın Özeti 2 Nisan 2007 Basın Özeti02 Nisan, 2007 | Basın Özeti 1 Nisan 2007 Basın Özeti01 Nisan, 2007 | Basın Özeti 30 Mart 2007 Basın Özeti30 Mart, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||