BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme:
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
2 Nisan 2007 Basın Özeti
İran'da gözaltında tutulan 15 İngiliz denizcinin durumu, İngiliz basınının en yakından izlediği konu olmaya devam ediyor.

İngiltere gazeteleri

Guardian, İngiltere'nin İran'ı yatıştırmak için, bir daha izin almadan sularına girmeme sözü vermeyi önerdiğini yazıyor.

"Bu öneri, İranlılara teminat vermeye yönelik bir 'güven artırıcı önlem olarak ifade ediliyor. Ancak bu kapsamda bir özür dilenmesinin söz konusu olmadığı, 15 kişilik mürettebatın 23 Mart'ta yakalandıkları sırada İran karasuları içinde olduğu iddiasının da kabul edilmeyeceği kaydediliyor.

"Bu girişim, Cuma günü sunulan ve sıra dışı şekilde özür talebi değil, geleceğe yönelik bir teminat isteyen İran diplomatik notunun ardından gündeme geldi.

Gazeteye göre, İngiltere bu konuda Katar gibi bölge ülkelerinin yanı sıra Suriye'den de yardım alıyor.

Financial Times ise diplomatlar ve deniz kuvvetleri yetkililerinden oluşan bir heyetin ülkeye gönderilmesinin gündemde olabileceğini belirtiyor. Gazeteye göre bu, olayın başından bu yana atılan en uzlaşmacı adımlardan biri olur.

Aşağılama savaşı

Independent yazarı Robert Fisk yaşanan gelişmeleri "aşağılama savaşı" olarak ifade etmiş. Gazetesinin ilk sayfasını kaplayan satırları şöyle:

"Denizcilerimiz rehine. Yargılanabilirler. Tahran'daki İngiliz elçiliğinin duvarları gerisine molotof kokteylleri düşüyor. Ancak bu yaşanan, kesinlikle teröre karşı savaş değil. Bu, aşağılama savaşı. İngiltere'nin aşağılanması, Tony Blair'in aşağılanması, İngiliz ordusunun aşağılanması, George Bush'un ve Irak'ta olup bitenlerin aşağılanması. Ve Tony Blair farketmese de, aşağılamanın erbabı, ezelden beridir kendisini Batı tarafından aşağılanmış hisseden İran..."

Fisk, İkinci Dünya Savaşı yıllarında İran'ın işgal edildiğini, dönemin şahının tahttan indirildiğini, demokratik şekilde seçilmiş başbakan Muhammed Musaddık'ın da CIA ve İngiliz istihbaratından kişilerin planlarıyla devrildiğini, İranlıları işkenceye gönderen 'şahların şahı"nın İngiltere'nin 'polisi' sayıldığını ve bunların İranlıların belleğine işlemiş aşağılanmalar olduğunu anımsatıyor.

Şimdi oyunun kurallarını İran'ın yazdığını, hatta Başbakan Blair'in de kendine biçilen rolü harfiyen oynadığını savunuyor.

Fisk'e göre "Ortada başka karanlık sorular var."

"İran istihbaratı, İngilizlerin Kuzistan bölgesinde bir ayaklanma çıkarma peşinde olduğuna inanıyor. Burada bombalar patladı, İran olaydan İngiliz istihbaratını sorumlu tuttu. İngiltere yorum yapmadı. İran'da gerçekten SAS komandoları var mı? Ya da Amerikalılar Erbil'de bir kaç ay önce bir yere kapatıverdikleri beş İranlıyı serbest bırakacaklar mı?

Times'ta yazan Tim Hames'e göre, şaşırtıcı olan, İran'ın attığı adımlara şaşırılıyor olması. Hames soruyor: Peki bundan sonra ne olacak?

"İran, İngiltere'nin bundan böyle askerlerini görevlendirirken daha dikkatli olacağını varsayabilir. Tahran, İngiltere'yi Basra’dan çıkarmanın en iyi yolunun ateşi körüklemek olduğuna inanırsa bunu yapacak, ya da aksinin daha çabuk çekilmemizi sağlayacağına inanırsa, sessiz kalacak. İran'ın siyasetleri, iddiaların aksine görünüşü ve hedefleri açısından gayet tutarlı. Hele elinde bir de nükleer silahı olursa ne olur dersiniz?"

Tim Hames, bu ihtimalin mutlaka önlenmesi görüşünü dile getiriyor yazısında.

Yaptırımlar nükleer risk yaratabilir

Financial Times'a göre tam da bu ihtimali engellemek üzere uygulanan yaptırımlar ise istenmedik sonuçlara yol açabilir.

Gazete, nükleer konularda danışmanlık yapan bir İngiliz firmasının, hazırladığı raporda yaptırımların sivil bir nükleer felaket yaşanması riskini artırdığı uyarısına dikkat çekiyor:

"Large ve Ortakları adlı kuruluştan John Large'a göre, Buşehr santrali bu yıl faaliyete geçtiğinde, güvenlikte bir sorun, yani bir nükleer sızıntı yaşanması, Körfez’deki tüm denizcilik yollarını ve buradaki Arap ülkelerini tehdit edebilir.

"Buşehr'e yönelik bir saldırı İran'ın askeri amaçlı araştırmalarına zarar vermeyeceği gibi, bölgede müthiş sağlık ve ekonomi sorunlarına yol açabilir."

Financial Times İran ile yaşanan gerginliği değerlendirirken böylesi bir ortamda ufak bir hatanın bölgede daha geniş bir patlama yaratması kaygısını da dile getiriyor.

Olmert'ten görüşme çağrısı

Independent İsrail başbakanı Ehud Olmert'in Arap liderlerle barış konusunda görüşme önerisini ele alıyor.

"Böyle bir görüşme yapılırsa nasıl bir biçim alacağı, ya da Mısır'ın zirve sonunda İsrail-Filistin barışı hakkında kurulması kararlaştırılan komisyonla İsrail'in görüşmesi yolundaki teklifi ile bu önerinin nasıl bağdaşacağı belli değil. Ayrıca İsrail Arap ülkelerinin tavrıyla ilgili derin çekinceleri olduğunu da ifade etti.

"Diplomatik kaynaklar, İsrail'in genelde uluslararası forumların böyle çözümler için güvenilir olmadığına inandığını kaydediyorlar. Ayrıca Haaretz gazetesi için yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, halk desteği çok düşük olan Olmert'in Filistinlilerle nihai statü görüşmelerine girmek için yeterli desteği olmadığını düşünenlerin oranı yüzde 72. Bununla birlikte İsrailli yorumcular Riyad zirvesinin nadiren ele geçecek bir fırsat sunduğu kanısındalar."

Mücahitler topluma kazandırılıyor

Suudi Arabistan bugün pek çok İngiliz gazetesine "El Kaide ile mücadele programı" ile yansımış... Guardian Suudi makamlarının dünün radikal militanlarını eğitmek için başlattığı programda yüzde 80 başarı sağladığı iddiasını satırlarına taşımış.

Financial Times'ın konuyla ilgili haberinin manşeti ise 'tatlı hayat için cihaddan vazgeçmek'.

"Ebu Süleyman sıradan biri gibi görünüyor. 33 yaşında dar yüzlü, sakallı. Riyad'da bir mali araştırma şirketinde çalışıyor. Ama bir sırrı var. Geçen yıl boyunca Suudi makamları onu bir mücahit olmaması için eğitimden geçirirken, ailesine ayda 800 dolar ödediler.

"Guantanamo Körfezi’nin eski tutsağı, İngiltere ve Amerika'nın yakından izlediği ve şimdiye dek 700 eski mücahidin topluma kazandırıldığı bir programın eseri. Şimdiye dek onun gibi 700 kişi cezaevlerinden salıverildi.

"Programın parçası olarak düğün gününde yönetim ona 18 bin dolarlık bir hediye ve otomobil verdi. O da şimdi programın en başarılı mezunlarından.

"Radikallikten arındırma programı, yoğun bir dini ve psikolojik eğitimin karışımından oluşuyor. Seçilen adayları cezaevinden alınıp, 6 ila 10 hafta, 100 din adamı ve aralarında psikologların da olduğu 30 profesyonel tarafından beyin yıkama programına tabi tutuluyorlar.

"Ailelerine de El Kaide onları parayla saflarına çekemesin diye ayda 1500 dolara kadar çıkabilen bir maaş ödeniyor. Başarılı mezunların iş bulmasına ve evlenmesine yardım ediliyor.

İçişleri bakanlığı programdan hoşnut: Seçilen iki bin kişiden 700'ünün mezun olduğunu sadece dokuzunun ufak suçlara karıştığını belirtiyor.

Ebu Süleyman ise İçişleri yetkilileri huzurunda konuşmasına rağmen, programın ülke dışına giden militanlar için işe yaradığını, ülke içi hücreler için o kadar etkili olmadığını söylüyor.

Aşırılıkla mücadele fonu

İngiltere hükümeti de Müslümanlar arasında aşırılıkla mücadele etmeye yönelik girişimlerini sürdürüyor.

Daily Telegraph'a göre, Toplumsal İlişkilerden Sorumlu Bakan Ruth Kelly, bugün gönülleri ve zihinleri kazanmaya yönelik, altı milyar sterlinlik bir program açıklayacak.

"Bu kaynak toplumlar arası ilişkilerin geliştirilmesi, önde gelen Müslümanların liderlik eğitimlerine alınması, Müslüman okullarının daha çok beyaz Hıristiyanların gittikleri okullarla eşlenip ortak faaliyetler düzenlemesi gibi adımları içeriyor."

Brown'a emeklilik salvosu

İngiliz iç siyasetine hakim olan konu, Maliye Bakanı Gordon Brown'un bundan 10 yıl önce, emeklilik sisteminde yaptığı değişiklikler.

Times gazetesinin bilgi edinme yasasını kullanarak iki yıllık mücadele sonunda elde ettiği bilgiler, tüm gazetelerde geniş şekilde tartışılıyor.

Times 'emeklilik skandalı' olarak ifade ettiği bilgilerin, 220 yıllık yayın tarihinin en büyük gazetecilik olaylarından birisi olduğu kanısında ve bunun Brown'un bu yıl İşçi Partisi lideri olma planlarını sarsabileceğini öne sürüyor:

Özetle, Brown 1997'de bireysel emeklilik fonlarının vergi muafiyeti ve kolaylıklarından yararlanmasını sağlayan bir sistemi kaldırdı. Bu karar, o zaman için 5 milyar sterlinlik bir tasarruf sağladı.

Ancak Times'ın elde ettiği bilgilere göre, Hazine, Bakana bu adımın emeklilik fonlarına 75 milyar sterlin kadar ek yük getirebileceği ve milyonlarca emekliye zarar vereceği uyarısında bulundu.

Şimdi Brown bu uyarılara kulak asmayarak milyonlarca kişinin emeklilik imkanlarını sarsmakla suçlanıyor.

Falkland'da yıldönümü

Bugün Arjantin'in, sahili açıklarındaki Falkland Adaları’nı işgali üzerine İngiltere ile savaşa girmesinin 25. yıldönümü... Savaş gazetelerce çok farklı şekillerde yorumlanıyor:

Guardian'da adaların İngiltere'den çok Arjantin'in hakkı olduğu görüşü yer alırken, Times, 2.500 nüfuslu adanın geldiği noktanın memnuniyet verici olduğu görüşünde.

"Savaş, Margaret Thatcher'ın siyasi liderliğini tanımladı. İngiltere'nin ABD ile stratejik ilişkisinin altını çizdi. Arjantin'deki cuntanın sonunun getirdi. Latin Amerika'da askeri rejimlerin gözden düşmesine yol açtı ve Falkland Adaları’nı iyiye götürdü."

Financial Times, Arjantin'in 74 günlük savaşta bin kayıp verdiğine ancak adanın kendilerine ait olduğu yolundaki savlarından hala vazgeçmediğine dikkat çekiyor.

"Bugün, Arjantin'deki cunta 25 yıl evvel 2 Nisan işgali emrini vermiş olmasaydı, ülkenin şimdi adaların egemenliğine sahip olma emeline daha yakın olacağı görüşü yaygın. Arjantinliler içinse Malvinas dedikleri adalar, 174 yıldır İngiliz işgali altında olsa da Maradona, Che ve tango kadar Arjantinli".

Ege Adası'na talip

Guardian'da yer alan bir habere göre, Midilli Adası'nda yaşayan Rumlar, Türkiye'ye ait yakındaki bir adayı satın almak için para topluyor:

Satış girişimi gerçekleşirse bu ezeli rakip iki ülke arasındaki en büyük emlak el değişimi olacak. Midilli'nin 100 bin kişilik nüfusu, yakındaki Garip Adası'nı satın almak için istenen 22 milyon doları toplamaya istekli olduğunun işaretlerini veriyor.

Gazete Yunanlıların diplomasi ve askeri güç ile yapamadığını Midillililerin barışçı yollardan yapabileceğini ifade ediyor.

Midilli’nin merkezine 13 deniz mili mesafedeki Garip Adası'nın Ali ve Alaattin Dartar adlı iki kardeş tarafından altı ay önce satışa çıkarıldığını anımsatan gazete, Midilli yöneticilerinin fiyatı yüksek bulsalar da, "Neden olmasın?" diye düşündüklerini belirtip ekliyor:

"Hassasiyetlerin bilincinde olan Yunanistan satışın bireyler arasında bir mesele olduğunun altını çizmeyi seçti. Türkiye ise adadaki mülkler kime ait olursa olsun adanın üzerindeki egemenliğini sürdürecek."

İklim değişimi konferansı

Birleşmiş Milletler'in İnsani Kalkınma Raportörü Kevin Watkins, Hükümetlerarası İklim Değişimi Konferansı'nın bugün Brüksel'deki toplantısı öncesinde, atılması gereken adımların büyüklüğüne dikkat çekiyor:

"Manhattan'dan Thames'e, insanları korumak için sel bentleri güçlendirilirken, dünyanın en yoksul ülkelerindeki milyonlarca kişi kıtlık, fırtına ve sel tehlikesi karşısında kendi imkanları ile durmaya bırakılıyor.

"Son aylardaki karbon kesintileri sevincine kapılıp gitmek kolay. Avrupa Birliği'nin gaz salımlarını azaltmak için cesur planları var. Ancak tüm sanayileşmiş ülkeler AB'nin öngördüğü kesintileri sağlasa bile, sıcaklık artışının 2 derecelik tehlikeli iklim değişimi eşiğinin altında kalması ihtimali düşük. Aşırı hava olayları ise neredeyse kaçınılmaz.

Watkins, bu noktada en zor durumdaki Etiyopya, Kenya, Mozambik ya da Vietnam gibi ülkelerin bu sorun ile mücadele etmek için yeterli kaynaktan yoksun olduğunun altını çiziyor ve diğer ülkeleri göreve çağırıyor.

"İki yıl önce Gleneagles'daki G8 zirvesinde Afrika ve diğer kalkınmakta olan ülkelere yardımın ikiye katlanması sözü verildi. Belki de Berlin'deki G8 zirvesinde, hava yolculuklarına karbon vergisi getirilmesi ihtimali ele alınabilir.

"Kuzeyli ülkeler ya hiç bir şey yapmayıp felaket sonrasında etrafı toparlayıp bunun adına yardım diyecekler, ya da şimdi harekete geçip, yoksulluğu gidermeye ve kriz önlemeye yatırım yapacaklar."

Independent da Enerji Tasarrufu Kurumu'nca yapılan bir kamuoyu yoklamasından hareketle, iklim değişikliği konusunda artan kaygıya rağmen bireyler düzeyinde eylem olmadığını belirtiyor.

"Kamuoyunun yüzde sekseni iklim değişikliğinin çok ciddi bir sorun olduğuna inanıyor. Ancak bunların sadece yüzde 60'ı bireysel enerji tüketimlerini kısmak için bir şey yapıyor. Yeşil vergiler gibi adımların kabul edilebilir olduğunu düşünenlerin oranı sadece üçte bir. İşte bu, yeşil uçurum..."

Kan grupları değiştirilebilir

Times bilim adamlarının kan gruplarını değiştirmeyi başardıklarını duyuruyor:

Geliştirilen bir yöntemle, kandaki enzimler kullanılarak, bağışçılardan alınan A, B veya AB tipi kan gruplarının, 0 grubuna çevrilmesinin yolu bulundu.

0 grubu kan, ihtiyaç sahibin kan grubu ne olursa olsun bünye tarafından kabul edildiği için evrensel verici olarak adlandırılıyor.

Kopenhag Üniversitesi uzmanlarının yaptığı çalışmaların hastanelerde kullanılmadan önce biraz daha denenmesi gerekiyor.

Times'a göre bu durum, stoklarını korumakta zorlanan kan bankalarının işini çok kolaylaştırabilir.

Ancak uzmanlar henüz RH pozitif ya da negatif grupları birbirine çeviremiyor.

İlgili haberler
1 Nisan 2007 Basın Özeti
01 Nisan, 2007 | Basın Özeti
30 Mart 2007 Basın Özeti
30 Mart, 2007 | Basın Özeti
29 Mart 2007 Basın Özeti
29 Mart, 2007 | Basın Özeti
28 Mart 2007 Basın Özeti
28 Mart, 2007 | Basın Özeti
27 Mart 2007 Basın Özeti
27 Mart, 2007 | Basın Özeti
26 Mart 2007 Basın Özeti
26 Mart, 2007 | Basın Özeti
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik