BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 03 Nisan, 2007 - TSİ 09:06
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
3 Nisan 2007 Basın Özeti
Solomon Adaları'nı etkileyen tsunami, Somali'de son 15 yılın en şiddetlisi olarak ifade edilen çatışmalar, 25. yıl dönümünde Falkland Savaşı ile ilgili değerlendirmeler ve 'sütçü' lakaplı İngiltere'nin en büyük kokain kaçakçısının mahkumiyeti tüm İngiliz gazetelerinde öne çıkan haber başlıkları.

İngiltere gazeteleri

Independent ise manşetten verdiği özel haberinde, 15 İngiliz denizcinin Basra Körfezi'nde geçen hafta gözaltına alınmasına, ya da kendi ifadesiyle, rehine krizine, ABD'nin düzenlediği bir baskının yol açtığını öne sürüyor.

Patrick Cockburn imzalı haberde, "Kuzey Irak'ı ziyaret eden İran'ın üst düzey iki güvenlik görevlisini kaçırmaya yönelik başarısız bir Amerikan girişimi, 10 hafta sonra İranlıların 15 İngiliz denizciyi rehin aldığı olay için başlama işareti oldu." deniyor.

Cockburn'ün sözünü ettiği olay 11 Ocak'ta beş İranlının gözaltına alındığı Erbil'de geçiyor. Ancak yazara göre gözaltına alınan İranlılar, asıl hedef değildi:

"Aslında bu baskının çok daha iddialı hedefleri vardı: Kürt yetkililere bilgi verilmeden başlatılan operasyonla İran güvenlik yapısının kalbindeki iki yetkilinin kaçırılması...

"Kürt yetkililere göre bu kişiler, bölgeyi ziyaret eden İran Ulusal Güvenlik Konseyi başkan yardımcısı Muhammed Caferi ile Devrim Muhafızları'nın istihbarat şefi General Minucahar Firuzende'ydi...

"Aslında o zaman da Amerika'nın açıklamalarına bakılırsa Irak cumhurbaşkanı ve Kürt bölgesel yönetiminin otoritesini sırf bir İran iletişim ofisini basmak için zedelemesi tuhaf görünüyordu.

"Amerika ve müttefikleri bir yılı aşkın süredir İran üzerindeki baskıyı artırmaya çalışıyordu. Ancak Erbil'deki baskın çok ciddi bir eylemdi. Dolaylı olarak değil bizzat Amerikalılarca düzenlendi ve Amerika ile İran arasındaki gerginliği tehlikeli şekilde tırmandırdı.

Times'ın dış haberler editörü Bronwen Maddox ise denizcilerle ilgili gelişmeleri İngiltere'ye bu konuda verilen destek açısından değerlendirmiş:

"İngiltere'nin Tahran ile giriştiği kavgada arkasına sağlam bir uluslararası destek sağlaması güç. Fransız siyasetçiler olayı kınamakla beraber, basında pek öne çıkmayan haberlerde, denizcilerin 'İngiltere Irak'ta olduğu için' orada bulunduğunun altı çiziliyor.

"Alman yetkililer İran'la ticaretin sürmesini ve tartışmanın kontrolden çıkmamasını istiyorlar. İngiliz yetkililer kapsamlı ve yararlı görüşmelerden söz etse de Körfez'deki Arap ülkeleri ve Türkiye'nin kaygısı da bu... Amerika'da bile, bu konuda ne kadar sert çıkılması gerektiğine dair tartışmalar var ve medya konuya neredeyse ilgisiz. İngiltere'nin bu tartışmada müttefikleri olduğu doğru. Ancak onların istediği, meselenin çabucak, kimse onlara bu yolda ne kadar ileri gitmeyi göze alacaklarını sormadan çözülmesi..."

Gazze'de kan davası

Guardian, Gazze Şeridi'nin kan davaları yüzünden paramparça olduğu uyarısına yer veriyor.

Bunu, birbirlerinin çocuklarını kaçırıp dövüp öldüren iki komşu ailenin hikayesiyle örnekliyor. Ailelerden biri Hamas, biri El Fetih destekçisi.

Oğlunu vuran komşusunu dövüp öldürdüğünü anlatan 70 yaşındaki Ömer Haddad, buna mecbur olduğunu, hakkını böyle elde ettiğini söylüyor.

"Yedi hafta önce Mekke'de düzenlenen zirve ardından bu iç çatışmaların son bulması gerekiyordu. Ancak sokaktaki Filistinlilerin anlattıkları düşmanlığın sürdüğünü ve uzun zamandır beklenen birlik hükümetinin şiddeti dizginlemekte zorlandığını gösteriyor.

"El Fetih'ten eski bir bakan, yaşananları Filistinlilerin kendi kendilerini yok etmekteki başarısı olarak ifade ediyor. Bu kanunsuzluk ortamına kapılıp gidenlerden birisi de, üç hafta önce kaçırılan saygın BBC muhabiri Alan Johnston.

"Kaçırmanın gerisinde büyük bir suç çetesinin olduğu düşünülse de Johnston'ın kimin elinde olduğu ya da salıverilmesi için ne talep edildiği bilinmiyor."

Bölgede bu karışıklık sürerken İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Arap liderlerle, önerdikleri barış planı konusunda görüşme çağrısı pek çok gazetede tartışılmış.

Independent bu öneriyi "olumlu ve şaşırtıcı bir girişim" olarak ifade ediyor.

"Ancak Orta Doğu'da her konuda olduğu gibi, bunun laftan mı ibaret, yoksa açmazı kırmaya yönelik samimi bir adım mı olduğunu kestirmek zor. Evet, belki Olmert, ya da Bush ve Blair iktidarda kaldıkça gerçekten bir şeylerin değişmesi güç. Ancak yine de ortada tarihi bir fırsat var. Ve buna hem Suudi krallığı enerji ve mali destek sağlıyor, hem de anketlere bakılırsa İsrail kamuoyunun çoğunluğu onay veriyor."

Times da Olmert'in çağrısının göz ardı edilmemesini istiyor ve Araplara ait bir önerinin desteklenmesinin, bir İsrail lideri için 'büyük bir psikolojik atılım' olduğunu savunuyor.

"(Liderleri bir araya getirecek) Böyle bir Orta Doğu zirvesine yönelik niyet aylardır ortadaydı. Olmert'in zamanlaması muhaliflerinin iddia ettiği gibi kendi çıkarı doğrultusunda seçilmiş değil. Haydi, görüşmeler başlasın..."

Avrupa borsaları ABD'yi solladı

Financial Times ilk sayfasındaki bir haberde, Avrupa borsalarının ilk kez değer açısından Amerikan piyasalarını geride bıraktığını duyuruyor.

Gazeteye göre bu, Amerika'nın sermaye piyasalarındaki hakimiyetinin azaldığının bir diğer kanıtı:

"Rusya ve gelişmekte olan ülkeleri de içeren 24 borsanın toplam sermayesi, 15 bin 720 milyar dolara yükseldi. Amerikan borsalarının toplam değeri 15 bin 640 milyar dolar. Muhtemelen Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemden bu yana ilk kez ortaya çıkan bu tabloya, Euro’nun dolar karşısında değer kazanması, Rusya gibi Doğu Avrupa pazarlarının büyümesi ve Avrupa'da karlılığın artması sebep gösteriliyor."

Gazete bununla beraber, Rusya ve Türkiye'yi Avrupa pazarı sayan bu hesaplamanın, daha doğru ve dengeli olması için sadece Amerika'nın değil, Kanada ve Meksika’nın da karşı kefeye eklenmesi gerektiği eleştirisini yapıyor.

AKP için büyüme koz, Erdoğan risk

Financial Times satırlarında Türkiye'deki ekonomik büyüme rakamları da mercek altına alınmış.

"Türk ekonomisinde büyüme, Erdoğan'a seçim öncesi destek" diye söze başlayan Vincent Boland, hemen ekliyor: "Başbakan'ın partisi böylece önemli bir siyasi koz elde etti, ancak eğer Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olursa, parti bundan zarar görebilir."

"Siyasi ve makro ekonomik istikrarın ve görülmedik düzeydeki doğrudan dış yatırımın rüzgarıyla, gayrı safi yurtiçi hasıla 2006 yılında yüzde 6,1 oranında artarak, beklentilerin çok ötesine geçti. Kümülatif artış son beş yılda yüzde 40'ı bularak bu dönemi 1970'ten bu yana en uzun ve istikrarlı büyüme süresi haline getirdi.

"Bu yılki cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçim ise ekonomik ufuklara siyasi riskler taşıyor. Erdoğan'ın gelecek ayki seçimde aday olacağının ipuçları var. Seçilirse neo-İslamcı partisinin liderliğinden ayrılması gerekecek. Bu da partisinin son bahardaki genel seçim şansını zedeleyebilir. Hatta ülke koalisyon hükümetlerine dönebilir."

Boland, Türkiye'de ekonominin büyümeye devam etmesinin siyasetin ekonomi kararlarına etki etmemesine bağlı olduğu değerlendirmesini aktarıyor, 2007 için büyüme beklentilerinin ise yüzde 3,5 ila 5,5 aralığında olduğunu anımsatıyor.

İşçi Partisi geriliyor

İngiltere de yeni bir seçim dönemine hazırlanıyor. Başbakan Tony Blair son kampanyasını bugün başlatacak.

Independent, ülke İskoçya ve Galler'de yerel meclis, İngiltere'de de yerel seçim için sandık başına gitmeye hazırlanırken, ana muhalefet Muhafazakar Parti'nin iktidarla arayı iyice açtığını duyuruyor.

Gazetenin her ay yaptığı anketlerin sonuncusunda, kime oy verecekleri sorulduğunda Muhafazakarlar diyenlerin oranı yüzde 39'a yükselirken, İşçi Partisi yüzde 31, Liberal Demokratlar yüzde 18 destek bulabilmiş.

Times da İşçi Partisi'nin yerel seçimde, 30 yıldır en düşük oy oranlarını göreceğini savunuyor. 10 bini aşkın belediye meclisi üyeliği için girilen seçimde en az 600 sandalyesini yitireceğini öngörüyor ve bunun Başbakan Blair'in yıldızını söndüren son gelişme olacağını kaydediyor.

Daily Telegraph ise seçim öncesinde halka ülkenin dış politikada oynamasını istediği rolü sormuş.

Verilerden çıkarılan sonuca göre, 'halkın büyük bölümü İngiltere'nin dünya sahnesinde sıkletinin üzerinde bir rol yüklenmeye soyunmaması gerektiği görüşünde' deniyor.

"Halkın büyük bölümü, İngiltere'nin dünya sahnesindeki rolünü sınırlayıp, İsveç, Kanada hatta Belçika gibi normal bir ülke gibi işlemesini istiyor. Halk özellikle askeri taahhütlerin kapsamını eleştiriyor. Nüfuzun British Council ya da yardım gibi, 'yumuşak' yöntemlerle sağlanması savunuluyor. 'Ülkenin mutlak çıkarı yoksa ülke dışında çatışmalara dahil olunmaması gerek' diyenlerin oranı yüzde 72."

Financial Times'ta yazan Charles Grant, İngiltere'yi özellikle AB kapsamında bu rolü tamamen kaybetmemek için dikkatli olması konusunda uyarıyor.

Avrupa Reform Merkezi adlı düşünce kuruluşunun başkanı olan Grant'a göre, İngiltere Avrupa Anayasası'na direnişini sürdürürse bu gayet olası...

"27 üyeden, sadece şimdiye dek metni onaylamış olan 18'inin değil daha da çoğunun, Almanya'nın anayasayı canlandırma planına destek vereceği ortaya çıkıyor. Hollanda, Çek Cumhuriyeti ve Polonya'nın şüpheleri var. İngiltere başkalarına da güvenip planları engelleyeceğini düşünürse makul davranmamış olur.

"Tek başına ya da bir kaç müttefikle anlaşmayı veto etmesi çok geniş bir alanda siyasetleri belirleme nüfuzunu yitirmesi anlamına gelir. Bunun ilk kurbanı da genişleme olacaktır. Bir anlaşma sağlanamazsa Türkiye ve diğer Balkan ülkelerinin üyeliği unutması gerekir. Bunun tek istisnası Hırvatistan olabilir.

"Ayrıca İngiltere tarım ve bütçe siyasetlerini şekillendirmekte de zorlanır. Almanya ve Fransa bu durumda gündeme hakim olup İngiltere gibi uyumsuz üyeleri dışlayacak yeni gruplaşmalara yönelebilir. Bu nedenle İngiltere ve ortaklarının bir orta yol bulması gerekli..."

İrade değil, gen mi?

İngiltere'nin batısındaki Galler bölgesinde kapalı alanlarda sigara yasağı yürürlüğe girerken, Independent, sigarayı bırakmakta zorlananların suçu genlerine atabileceklerini duyuruyor.

Zira sigarayı deneyip de bırakamayanların 221 geninde, bırakmayı başaranlara göre farklılıklar tespit edilmiş.

"Bu konuda yapılan ilk çalışma sonunda, bilim adamları alışkanlıklarından kurtulmayı başaramayan sigara tiryakilerinin bağımlılık konusunda bir dizi gene sahip olduğunu belirledi. İnsan gen haritasını çözmeye yönelik araştırmanın bir parçası olan çalışma sonunda, uzmanlar bireylerin genetik yapısını tarayarak sigarayı bıraktırmak için özel tedaviler önerilip önerilemeyeceğine bakacak."

Müzik indirmeye yeni düzenleme

İngiliz müzik devi EMI'ın bundan böyle internetten indirilecek müzik parçalarına veri koruma önlemleri koymama kararı geniş yankı buluyor.

Independent kararı EMI'ın internet korsanları karşısında yenilgiyi kabul etmesi olarak yorumluyor.

Guardian müzik devrimi yönünde büyük bir adım olarak ifade ettiği kararı şöyle ifade ediyor:

"İlk kez, Coldplay, Robbie Williams, Norah Jones gibi sanatçıların parçaları hangi internet satış mağazasından alınmış olursa olsun, tüm cihazlarda çalınabilecek. Ayrıca kullanımına hiç bir kısıtlama getirilmeyecek. Yani hem cihazınızın mutlaka bir Ipod olması gerekmeyecek hem de CD’lerde olduğu gibi, parçalarınızı arkadaşınızla paylaşabileceksiniz."

Daha yüksek kalitede olacak yeni korumasız parçalar, diğerlerine göre biraz daha yüksek fiyatla satılacak.

İsteyenler ellerindeki parçaları ek ücretle güncelleyebilecekler.

Tüm gazeteler, EMI'ın adımını diğer büyük müzik şirketlerinin izleyeceği öngörüsünde bulunurken, Ipod'ların üreticisi Apple pazarın rekabete açılmasını memnuniyet verici bulduğunu ifade ediyor.

Financial Times ise Avrupa Birliği'nin tam da bu sırada Apple'a yaptığı uyarıyı manşetine taşımış. Zira Avrupa Komisyonu, Apple ve müzik devlerini satışlarını, tüketicilerin seçeneklerini sınırlayıcı şekilde yapmakla suçlayarak bir tekelleşme soruşturması açma tehdidinde bulunuyor.

Suçlamaların kökeninde İngiltere'de Itunes'una şarkısını indiren bir kişinin aynı şarkıyı Almanya’da indiren bir kişiye göre daha çok para ödüyor olması var.

Ancak gazete, söz konusu grupların bu tutumlarını muhtemelen telif hakları ile açıklayacağını kaydediyor. Halihazırda telif hakları ülke bazında verilip kullandırılıyor. Bu da bir ülkedeki tüketicinin başka bir ülkeden müzik satın almasına engel oluşturuyor.

Hava kirliliği Çernobil'den ölümcül

Guardian, bugün yayımlanacak bir raporun verilerine göre, kentlerdeki hava kirliliğinin 1986'daki Çernobil felaketini yaşayanların uğradığından da büyük bir sağlık tehdidi oluşturduğunu aktarıyor.

Araştırmaya göre, yüksek kirlilik oranlarına maruz kalan bir bireyin ortalama ömür beklentisi, kaza sonrası Çernobil'e gönderilen ve radyasyona uğrayan acil müdahale ekiplerinden bile daha fazla kısalıyor.

Reaktördeki patlamanın Avrupa'da 16 bin kadar kişinin ölümüne yol açtığı düşünülüyor.

Kraliyet Çevre Kirliliği Komisyonu ise İngiltere'de her yıl 24 bin kişinin hava kirliliği sonucu vakitsiz öldüğünü belirtiyor.

Londra'da yaşayan bir kişinin, kuzeydeki Inverness'ta yaşayanlara göre kalp ve akciğer hastalıklarından ölüm riskinin yüzde 2,8 arttığı da veriler arasında.

İlgili haberler
2 Nisan 2007 Basın Özeti
02 Nisan, 2007 | Basın Özeti
1 Nisan 2007 Basın Özeti
01 Nisan, 2007 | Basın Özeti
30 Mart 2007 Basın Özeti
30 Mart, 2007 | Basın Özeti
29 Mart 2007 Basın Özeti
29 Mart, 2007 | Basın Özeti
28 Mart 2007 Basın Özeti
28 Mart, 2007 | Basın Özeti
27 Mart 2007 Basın Özeti
27 Mart, 2007 | Basın Özeti
26 Mart 2007 Basın Özeti
26 Mart, 2007 | Basın Özeti
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik