|
15 Ocak 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz gazetelerinde yer verilen konulardan biri, Fransa'da iktidardaki Halk Hareketi Birliği partisinin, İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'yi resmen cumhurbaşkanı adayı olarak seçmesi.
Guardian gazetesi haberi, "Sarkozy Thatcher'cı bir Fransa sözü veriyor" başlığıyla duyuruyor. Gazetenin başyazısında ise şu yorumlar yapılmış: "Sarkozy'nin cumhurbaşkanı adaylığı, Fransız siyasetinin her iki kanadında da 20'nci yüzyıl boyunca hakim olan devlet merkezli ekonomik ve sosyal modellerden bir kaymaya gidildiğine işaret ediyor. Ancak yenilik yeterli değil. Sarkozy kışkırtıcı ve acımasız. Ayrıca göçmen karşıtı popülizm ile orta sınıf sosyal muhafazakarlığı ve kapsamlı ekonomik deregülasyonu birleştiren seçim vaadleri, kucaklamamız gereken bir 21'inci yüzyıl Avrupa modeli öngörmüyor." Independent gazetesi de başyazılarından birini Nicolas Sarkozy'ye ayırıyor: "Dünkü seçimlerde Sarkozy tek aday olmasına karşın, parti üyelerinin sadece yüzde 70'inin oylarını alabildi. Cumhurbaşkanı Chirac ve onun koruması altındaki Başbakan De Villepin'in kendisine destek vermediğinin zaten farkındaydı. Ancak şimdi, partinin neredeyse üçte birinin de onun adaylığı karşısında pek coşku duymadığını öğrenmiş oldu. Bu, daha geleneksel De Gaulle'cü kanattan başka bir ismin de adaylığını koymasına yol açabilir." Financial Times gazetesi, başyazısına "Gerçek Sarkozy lütfen ayağa kalkar mı?" başlığını atmış ve şu yorumlarda bulunmuş: "Kendisini, liberal kelimesinin neredeyse Amerika'daki kadar hoş karşılanmadığı bir ülkede, bir ekonomik liberal olarak tanımlıyor. Emek piyasasında daha fazla esneklik ve daha düşük vergileri teşvik ediyor. Ancak yaptığı son konuşmalar alarm verecek derecede korumacı geldi kulağa. Maliye Bakanı olarak yaptıklarıysa güdümcüydü. Bunlar, gerek sağda gerekse solda eski siyasi oluşumdan gına getirmiş olan ancak hala bir devrim için oy kullanmaya hazır olmayan seçmenler açısından kafa karıştırıcı sinyaller. Sarkozy'nin çelişkisi ortada. Fransa'ya eski kendine güvenini, açıklığı ve liberal değerleri yeniden kazandıracak vizyon ve tutarlılığa sahip olduğunu göstermek zorunda." "Bir sonraki hedef İran" Guardian gazetesinde yer alan Dan Plesch imzalı bir yorum yazısında, ABD'nin bir sonraki hedefinin İran olacağı ve tüm işaretlerin Başkan Bush'un İran üzerine bir askeri harekata girişeceğini gösterdiği öne sürülüyor. Yazıda özetle şu görüşler dile getiriliyor: "Bush, Körfez'e Iraklı isyancılarla mücadelede kullanılması anlamsız kuvvetler gönderdi. Bunlar arasında Patriot füzesavar füzeleri, bir uçak gemisi ve füze ateşleyici gemiler var. Birçok askeri uzman, bu konuşlandırmaları İran'la bir savaşın yakın olduğunun işaretleri olarak görüyor. Askeri harekatın gerekçesi olarak kitle imha silahları gösterilecek. Ancak saldırılar birkaç silah fabrikasıyla sınırlı kalmayacak. Tony Blair, Plymouth'ta yaptığı konuşmada, savaşlarımızı seçemeyeceğimizi söylemişti. Belki de farkettiğimizden daha fazlasını söylemiş olabilir." Büyük Birader ülkesi Independent gazetesinin manşeti "Big Brother"; yani George Orwell'in 1984 adlı romanında vatandaşları denetleyen Büyük Birader. Birçok ülkede yayımlanan ve yarışmacıların bir eve kapatıldığı, o ev içindeki her hareketlerinin kameralarla kaydedilerek, naklen televizyonlardan seyircilere ulaştırıldığı yarışma programına da aynı isim veriliyor İngiltere'de. Independent'a göre, artık ülke de bir nevi Büyük Birader yarışmasına dönüyor. Nedenini ise şöyle açıklıyor gazete: "Tony Blair kişisel özgürlüklere son saldırısının önündeki perdeyi de açıyor. Bugün hükümet bakanlıkları arasında hassas önem taşıyan kişisel verilerin değiş tokuş edilebileceği yönündeki planları açıklaması bekleniyor." Gazete, bu amaçla herkesin verilerinin saklı tutulacağı bir "süper bilgisayar" teklifi getirileceğini belirtiyor ve daha önce Blair'in her İngiliz yetişkinin DNA'larının devlet tarafından saklanması önerisini getirdiğini; İngiltere'nin sokaklara ve dükkanlara yerleştirilen güvenlik kameraları sayısında dünya lideri olduğunu; dört milyondan fazla kamerayla vatandaşların her hareketinin izlendiğini; milyonlarca tıbbi kaydın merkezi bir sağlık veri tabanına nakledileceğini; 2009 yılından itibaren İngiliz vatandaşları için kimlik kartı uygulamasının getirileceğini de hatırlatıyor. Tanzanya ihalesinde yolsuzluk Guardian'ın manşetinde yer alan haberde İngiltere'nin en büyük silah üreticisinin, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan Tanzanya'nın tartışmalı bir askeri radar sistemi almasıyla sonuçlanan anlaşma için gizlice bir İsviçre hesabına 12 milyon dolarlık komisyon ödediği belirtiliyor. "Sümen altından yapılan ödeme, kontrat değerinin yüzde 30'una tekabül ediyordu. Tanzanya, anlaşmayı finanse edebilmek için borç almak zorunda kaldı. Suudi Arabistan'la yapılan büyük bir silah anlaşmasında ödenen komisyonlarla ilgili soruşturmasını durdurmak zorunda bırakılan yolsuzlukla mücadele bürosu şimdi dikkatini Tanzanya'ya verecek." 301'e seçim mühleti Financial Times gazetesi, bugün Türkiye'nin Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi Volkan Bozkır'la yapılan bir mülakata yer veriyor. "Volkan Bozkır, Financial Times'a Ankara'nın üyelik müzakereleri üzerine aldığı son darbeyi 'sakin ve profesyonel bir şekilde' karşıladığını söyledi. 'Bu, Türkiye'nin AB'yle ilişkilerini sürdürmek istediğini gösteriyor' dedi. Dışişleri Bakanı Gül, geçtiğimiz hafta 150'den fazla üst düzey yetkiliyi toplayarak, ülkeyi AB üyeliğine hazırlamak için gerekli yasama planlarının hazırlanması talimatı vermişti. Bozkır, 2013 yılına kadarki yasama planlarının Ocak ayına kadar sunulacağını, bunun ardından da ülkedeki yasaları AB standardlarına getirebilmek amacıyla bunlara öncelik verileceğini belirtti. Ancak 301'inci maddenin seçimlerden önce değiştirilmeyeceğini ifade etti." 63 yıl sonra gelen adalet Times gazetesinde yer alan bir haberde, İtalya'da bir askeri mahkemenin, İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalyan topraklarında işlenen en büyük katliamdan ötürü gıyabında yargılanan 10 eski Nazi subayını suçlu bulduğu belirtiliyor. "1944 yılında 800'den fazla sivilin katledilmesiyle ilgili olarak hüküm giyen sanıkların tümü 80'li yaşlarında. Bu nedenle hiçbirinin Almanya'dan İtalya'ya iadesinin istenmesi beklenmiyor. Başbakan Romano Prodi, yargılamanın sadece sembolik olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi ve '40 yıl önce mümkün olsaydı, o zaman gerçek bir değeri olurdu' diye konuştu. Mahkeme, katliam kurbanlarının yakınlarına 100 milyon euro tazminat ödenmesine hükmetti, ancak mahkeme kararının nasıl uygulanacağı henüz bilinmiyor." | İlgili haberler 14 Ocak 2007 Basın Özeti14 Ocak, 2007 | Basın Özeti 11 Ocak 2007 Basın Özeti11 Ocak, 2007 | Basın Özeti 10 Ocak 2007 Basın Özeti10 Ocak, 2007 | Basın Özeti 9 Ocak 2007 Basın Özeti09 Ocak, 2007 | Basın Özeti 8 Ocak 2007 Basın Özeti08 Ocak, 2007 | Basın Özeti 7 Ocak 2007 Basın Özeti07 Ocak, 2007 | Basın Özeti 5 Ocak 2007 Basın Özeti05 Ocak, 2007 | Basın Özeti 4 Ocak 2007 Basın Özeti04 Ocak, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||