|
8 Ocak 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Dün pazar gazetesi Sunday Times'da yayımlanan İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine saldırı planladığı haberine ilişkin yorumlar bu sabahki İngiltere gazetelerinde geniş yer buluyor.
İsrail hükümeti dün haberi asılsız olarak nitelemişti. Daily Telegraph gazetesi, ''çok şükür İsrail hükümeti, İran'a doğrudan saldırı haberlerini yalanladı, ama eğer tek seçenek nükleer güce sahip bir İran olursa o zaman Tel Aviv'in böyle bir saldırıya izin vereceği konusunda çok az tereddüt var'' diyor: ''Bazı uzmanlar, Tahran'ın Yahudi soykırımını sorgulayan açıklamalarıyla, İsrail'i haritadan silme söylemlerinin bir İsrail saldırısını kışkırtmayı hedefliyor olabileceği görüşünde.'' ''Eğer bu saldırı nükleer silahla düzenlenirse, ki Tel Aviv yönetimi yer altı tesislerine bir saldırının başarılı olabilmesi için garanti yolun bu olduğunu düşünebilir, işte o zaman İran'ın da karşı bir nükleer saldırı için meşru bir gerekçesi olacaktır.'' ''Bu da, mollaların itibarını yalnızca İran'da değil, bütün Arap dünyasında garanti altına alacaktır.'' Daily Telegraph, uluslararası toplumun Irak savaşı sonrasında kitle imha silahları söylemini dinlemeye hazır bir havada olmadığına dikkat çekerken, ''ama hiçbir şey yapılmaması da, İsrail'in harekete geçmesine neden olacak, bu da bölgeyi felaketle karşı karşıya bırakacatır'' görüşünde. Daily Telegraph'ın önerisi ise, Tahran üzerindeki baskının arttırılması, yaptırımların daha kapsamlı uygulanması ve rejim muhaliflerinin desteklenmesi. 'İran'a saldırı felaketimiz olur' Aynı konuyu başyazısında işleyen Independent gazetesi de, İsrail'in diplomasiye zaman tanıması gerektiği uyarısında bulunuyor: ''İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırısı, stratejik açıdan 1980'lerde Irak'ın tesislerini hedef alan operasyonu gibi basit olmayacaktır. Bunun tek nedeni, İran'ın tesislerinin geniş bir alana yayılmış ve yer altında olması da değil üstelik.'' ''En önemli etkisi Müslüman dünyayla ilişkilerimize vereceği ağır hasar olacaktır ve artık bu müslüman dünya, kapımızın eşiğinde değil, göçler sayesinde bizzat toplumumuzun giderek büyüyen bir parçası.'' Batı ile İslam dünyası ilişkilerinin Irak savaşı nedeniyle kırılma noktasının eşiğine geldiğine dikkat çeken Independent, ''Müslümanların demokratik bir devleti hedef alacak bir eylem olarak göreceği muhtemel saldırıya, Batı'nın karıştığı görüntüsü oluşursa, boyutları tahayyül bile edilemeyecek bir gerilime hazır olmalıyız'' diyor. ''Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin son yaptırımları, İran'ın meydan okumasını sonlandırmadı. Ama Batı'nın Tahran'la ilişkilerinde diplomatik seçeneği tüketmediğini ortaya koydu.'' ''İsrail'in askeri çatışma yolunu tercih etmeden önce diplomasiye zaman tanıması gerekir. Aksi, hepimiz için felaket olur.'' Bağdat'a peşmerge tugayları Bugün gazetelerde, Amerikan Başkanı Bush'un çarşamba günü açıklaması beklenen yeni Irak stratejisinden sızan ayrıntılar da geniş yer buluyor. Bush'un Irak'ın yeniden inşaası için ayrılan bütçeyi, iki katına, yani bir milyar dolara çıkarmayı hedeflediğini yazan Guardian'a göre, Beyaz Saray Irak'a ek 20 bin asker sevk etmeyi planlıyor. Planlardan biri de, Irak hükümetinin Bağdat'a üç tugay ek asker göndermesi. Tugaylardan ikisini, Kürt peşmergeler oluşturacak. Bu adımın ne kadar etkili olacağına ilişkin soru işaretlerinin gündeme geleceğine dikkat çeken Guardian, ''Kürt liderlerin güneyde Şiiler ile Sünniler arasında giderek aran mezhep şiddetinin dışında kalma arzusu sergilediklerine'' dikkat çekiyor. BAE Systems uçakları satıyor mu? Times gazetesinin birinci sayfasından duyurduğu habere göre, İngiliz BAE Systems adlı şirket Suudi Arabistan'a savaş uçağı satmak üzere yürütülen pazarlıkları sonlandırmak üzere. ''Suudi Arabistan Veliaht Prensi, aynı zamanda ülkenin savunma bakanı olan Sultan bin Abdul Aziz el Saud, Riyad'da yaptığı açıklamada, bir anlaşmaya varılmasının an meselesi olduğunu açıkladı. BAE Systems, Riyad'a Eurofighter Typhoon tipi savaş uçaklarından 72 adet satmayı planlıyor.'' Times, Suudi yetkilinin açıklamasının şirket hakkında, bir önceki savaş uçağı satışında rüşvet verildiği iddiasıyla İngiltere'de yürütülen soruşturmanın kapatılmasından birkaç hafta sonra geldiğine dikkat çekiyor. Soruşturmaya Suudi hanedanına mensup isimlerin de karışması Suudi yönetimini öfkelendirmiş; Blair hükümeti de ''devamı halinde soruşturmanın Londra-Riyad ilişkilerine büyük darbe vuracağını'' savunmuştu. Romanya'nın Avrupa'ya ilk hediyesi Guardian ''Romanya'nın, Avrupa'ya ilk hediyesi'' başlığıyla, Bulgaristan ve Romanya'nın katılımının Avrupa Parlamentosu'nda yeni bir siyasi grubun doğmasına yardımcı olabileceğine dikkat çekiyor. Parlamentoda grup kurabilmek için, altı ülkeden en az 19 milletvekili gerekiyor. Parti grupları olmayan ırkçı siyasi hareketler de, bu son genişlemenin ardından yeni üyelerin katılımıyla gruplaşabilecek, böylece Avrupa Birliği fonlarından da yararlanabilecekler. En büyük katılımın ise, beş üyeyle Büyük Romanya Partisi'nden olması bekleniyor. Guardian'a göre, Büyük Romanya Partisi, ''Macar, Yahudi ve Roman karşıtı.'' ''Plan, parti grubunun kurulduğunu parlamentonun yılın ilk toplantısını yapacağı 15 Ocak'ta açıklamak. En az 6 ülkeden 20 parlamenteri biraraya getirecek parti grubunun 40 üyeyi de bulabileceği söyleniyor.'' ''Grubun liderliği için Yahudi soykırımının gerçekliğini sorguladığı için Fransa'da eğitim vermesi yasaklanan ve hakkında dava açılan bir Fransız parlamenterin, Bruno Gollnisch'in adı geçiyor. Gollnisch, Fransa'da ırkçı lider Le Pen'in de yardımcısı.'' ''Bulgaristan'dan çingene, Romanlar ve Türklere karşı bir milletvekilinin de katılabileceği söyleniyor. Muhtemel üyelerden biri de, İtalyan diktatör Mussolini'nin torunu Alessandra Mussolini.'' Avrupa Birliği'ne, 2004 yılında tam üye olan Slovenya, bu yılbaşında Euro bölgesine katılan ilk yeni üye. Slovenler yeni paralarından memnun değil Daily Telegraph muhabiri Bruno Waterfield, başkent Ljubljana'da Slovenlerin Eurolu ilk günlerine tanıklık etmiş. ''Eurolu ilk haftalarında Slovenler, yeni para birimiyle birlikte hayat pahalılığının artmasından şikayetçi. Mesela, bir fincan kahvenin fiyatı, yüzde 28 zamlanmış. Görüştüğümüz Breda Kutin adlı bir Sloven, 'Euroya geçişte vatandaşın geliri artmadığı için hayat pahalılığı kaygı verici' diyor.'' ''Hayat pahalılığı ve 1991'de Yugoslavya'dan bağımsızlığın simgesi haline gelen para birimi toların artık kullanılmaması da Slovenlerin Euro'yu benimsemesini zorlaştırıyor.'' ''20 yaşındaki Eva Menart karamsar: 'Bu yalnızca para birimimiz toları kaybetmek değil. Avrupa Birliği'ni pek de etkileyici bulmadım. Bağımsızlığımızı kazanmak için çok mücadele ettik. Şimdi, bizden daha büyük birşeylerin parçası olmaya çalışıyoruz. Anlaşılır gibi değil' diyor.'' | İlgili haberler 7 Ocak 2007 Basın Özeti07 Ocak, 2007 | Basın Özeti 5 Ocak 2007 Basın Özeti05 Ocak, 2007 | Basın Özeti 4 Ocak 2007 Basın Özeti04 Ocak, 2007 | Basın Özeti 3 Ocak 2007 Basın Özeti03 Ocak, 2007 | Basın Özeti 2 Ocak 2007 Basın Özeti02 Ocak, 2007 | Basın Özeti 31 Aralık 2006 Basın Özeti31 Aralık, 2006 | Basın Özeti 28 Aralık 2006 Basın Özeti28 Aralık, 2006 | Basın Özeti 27 Aralık 2006 Basın Özeti27 Aralık, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||