|
5 Aralık 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz gazetelerinin iç siyasette öne çıkardığı konu, Başbakan Tony Blair'in dün ülkenin nükleer savunmasıyla ilgili açıkladığı modernizasyon planları.
Blair, hükümetin hazırladığı öneriyi Avam Kamarası'nda açıklamış ve İngiltere'nin nükleer silah kapasitesini korumaya kararlı olduğunu söylemişti. Guardian gazetesi baş yazısında "Neden? Ve neden şimdi?" diye soruyor. 'Nükleer caydırıcılık' sözlerinin hükümetin hazırladığı öneride en sık kullanılan ifade olduğunu belirten gazete ancak neye karşı caydırıcılık gerektiğinden hiç söz edilmediğini yazıyor. "Nükleer silahlar konusunda alınacak karar aslında İngiltere'nin bir nükleer güç olmaya devam etmeyi isteyip istemediğiyle, bunun ulusal güvenlik üzerindeki etkisine ve dünya meselelerine bakışla ilgili. Bu hassas bir karar. Bu nedenle de siyasî ihtiyaçlara bağlı olarak aceleye getirilmemeli. Hükümet sadece "neden" sorusunu değil, "neden şimdi" sorusunu da yanıtlamalı. Hazırlanan öneri bunları açıklamaya yeterli değil. Bu belge ne genel olarak nükleer silahlara duyulan ihtiyacı ne de İngiltere'nin nükleer sisteminin gerekliliğini izah edebiliyor." Guardian gazetesinin aksine Times, 'İngiltere'nin en büyük caydırıcı gücü' diye tanımladığı nükleer silahlarla ilgili kararı 'cesur ve doğru' diye değerlendiriyor. "Yeni sistemi tasarlamak ve kurmak en az 17 yıl alacak. Nükleer füzeleri taşıyan denizaltıların yenilenmesi 2040'lı yıllara kadar ertelenebilir. Ancak nükleer füzeler ömürlerini 2017'de dolduracak. yenileme kararını daha da geciktirmek, İngiltere için uzunca bir dönem herhangi bir caydırıcı güçten mahrum kalmak anlamına gelecek. Hakkını vermek lazım, Başbakan Blair, İngiltere'nin gelecekteki güvenliği üzerine kumar oynamaya niyetli değil." İngiltere hükümeti, İngiliz vatandaşı olmak isteyen kişilere 'vatandaşlık sınavı' uygulamasına, geçen yıl vatandaşlık için başvuran yaklaşık 200 bin kişiyle başlamıştı. Guardian gazetesi İçişleri Bakanlığı'ndan dün yapılan ve sınav uygulamasını oturma izni almak isteyen kişilere de genişleten açıklamayı aktarıyor. "Her yıl İngiltere'de oturma izni almak için başvuruda bulunan yaklaşık 180 bin kişinin, gelecek Nisan ayından itibaren İngilizce ve İngiltere'de yaşamla ilgili bilgilerini bir sınava girerek kanıtlamaları gerekecek. İngiltere'de göç ve göçmenlerden sorumlu bakan yardımcısı Lian Byrne, süresiz oturma izni almak için başvuran kişilerin topluma tam entegrasyonu için bu uygulamanın gerekli olduğunu savundu." "Oxford Üniversitesi tarafından hazırlanan bir raporun bulgularına göre göçmenlerin topluma uyum sağlamalarının önündeki başlıca altı engel, dil ve meslekî beceri eksiklikleri, sık sık yer değiştirme, bir ev ya da okul bulma gibi hizmetlerin işleyişini bilmeme, toplumun 'düşmanca' tavrı, sosyal hizmet kurumlarının yetersizliği ve göçmenlik statüleri nedeniyle ortaya çıkan yasal güçlükler olarak belirleniyor." Guardian'ın aktardığı haber, Daily Telegraph'ın da bir yorum yazısına konu olmuş. "İngilizliği sınamak" başlıklı yazı geçen yıl 7 Temmuz'da Londra'da meydana gelen bombalı saldırıların ardından azınlıklar ve göçmenlerin farklı bir açıdan gündeme geldiğini yazıyor ve 'Konuya derinlemesine bakınca bu kişilerin İngiltere'de tecrit edilmiş halde yaşadıkları ortaya çıktı' diye yazıyor. "Azınlıklar ve göçmenler ne İngilizce öğrenmeye ne de üstlendikleri ulusal kimliği kabullenmeye çaba harcıyorlar. Çok-kültürlülük politikaları bu kişilerin kendi toplumları içine kapanmalarına, yaşadıkları ülkeyle kaynaşmamalarına gerekçe oldu. Vatandaşlık sınavının sürekli oturma izni almak isteyen kişilere de uygulanması olumlu bir işaret. Verilen mesaj şu: İngiltere bundan böyle, bizim yaşayışımızla hiç ilgilenmeyen kişilere, sorgusuz sualsiz oturma izni vermeyecektir." Financial Times gazetesinin yazarlarından Quentin Peel, 'Satır arası' adlı köşesinde Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini değerlendiriyor. Peel'in yazısı özetle şöyle: Bu, Türk ve Rum taraflar arasında bir anlaşma sağlanmadan, 2004 yılında Kıbrıs Avrupa Birliği üyesi olduğundan beri ortaya çıkması beklenen bir 'tren enkazıydı'. Ancak, Türk ve Rum taraflar arasında kalması olası bir anlaşmazlık şimdi Türkiye ve Avrupa Birliği arasında bir soruna dönüştü." "Eskiden bunu halletmek çok zor değildi. Avrupa'dan istediğini alamayan Türkiye, destek için diğer müttefiki Amerika'ya giderdi. Washington NATO ülkelerine baskı yaparak uzlaşmalarını sağlar, engebeli bir kaç yıldan sonra normal ilişkiler devam ederdi. Ancak şu anda Ankara'nın Washington'la ilişkileri en az Brüksel'le olduğu kadar zor. Türkiye ne Avrupa için ne de Amerika için kolay bir müttefik oldu. Ama hep stratejik önemi bilinen bir ülkeydi. Önceki yıllarda Sovyetler Birliği önünde şimdi de Orta Doğu'ya açılan koridorda hep başlıca cephe oldu Türkiye." "Son dönemlerde bozulan ilişkiler, Türkiye hükümetinin değil Batılı müttefiklerinin hatası. Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununa, Türkiye'yle ilişkileri etkilemeyecek bir çözüm bulmayı başaramadı. Hukuki olarak limanlarını Kıbrıs'a açmayan Türkiye, siyasî olarak ise Kıbrıslı Türkler'e izolasyona devam eden Avrupa Birliği hatalı. Hem Washington hem de Brüksel, Türkiye'yle ilgili olarak 'önemli stratejik ortaklık' söylemini unutmuşa benziyor. Bu unutkanlık başımızı derde sokacak." Daily Telegraph gazetesinin mektuplar köşesinde ise, Lordlar Kamarası'nın sekiz üyesinin imzasını taşıyan bir açık mektup yer alıyor bugün. Gazetenin 'Türkiye'ye hakaret' başlığıyla yayınladığı ve Lord Ahmed, Lord Harrison, Lord Kilclooney, Lady Knight of Collingtree, Lord Maginnis of Drumglass, Lord Manson, Lord Rogan ve Lady Butterworth imzalarını taşıyan mektup şöyle: "Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle müzakerelerini kısmen askıya alma kararı Türk halkına bir hakarettir. Laik bir devlet ve NATO'nun önemli bir üyesi olan Türkiye Avrupa'dan uzaklaştırılıp İslamî köktenciliğe doğru itiliyor. Avrupa Birliği'nin bu kararı devasa bir hatadır. Konuyu Kıbrıs meselesiyle izah etmek kabul edilemez. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler planı lehinde oy kullanırlarsa Kıbrıslı Türkler'in izolasyonunu sona erdireceğine söz vermiş ve bu sözünü tutmamıştır. Buna karşılık, planı reddeden Kıbrıslı Rumlar üyelikle ödüllendirilmiştir." "Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs, Avusturya ve Ermeni meselesi konusunda ifade özgürlüğünü suç sayan Fransa'nın da desteğiyle Türkiye'nin üyeliğini veto etme tehdidinde bulunmaktadır. Türkiye Birliğe üye olduğunda elbette Kıbrıs'ı tanımak zorundadır. Ama bugünkü Kıbrıs'ı değil, Türk ve Rum halklarının üzerinde anlaşmaya varacakları bir Kıbrıs'ı. Avrupa Birliği'nin, hem Türkiye'den limanlarını Kıbrıs'a açmasını istemesi hem de Avrupa limanlarını kıbrıslı Türkler'e kapatması haksız ve anlamsızdır. Bu nedenle İngiltere hükümeti, tek taraflı olarak Kuzey Kıbrıs'a doğrudan uçuşlara izin vermelidir." | İlgili haberler 4 Aralık 2006 Basın Özeti04 Aralık, 2006 | Basın Özeti 3 Aralık 2006 Basın Özeti03 Aralık, 2006 | Basın Özeti 1 Aralık 2006 Basın Özeti01 Aralık, 2006 | Basın Özeti 30 Kasım 2006 Basın Özeti30 Kasım, 2006 | Basın Özeti 29 Kasım 2006 Basın Özeti29 Kasım, 2006 | Basın Özeti 28 Kasım 2006 Basın Özeti28 Kasım, 2006 | Basın Özeti 27 Kasım 2006 Basın Özeti27 Kasım, 2006 | Basın Özeti 26 Kasım 2006 Basın Özeti26 Kasım, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||