|
30 Kasım 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile üyelik müzakerelerini sekiz başlıkta askıya alma kararı, İngiltere basınında geniş yankı buluyor.
Avrupa Komisyonu'nun kararını sürpriz olarak niteleyen gazeteler, bunun Türkiye'yi küstürme riskinin yanı sıra, Avrupa Birliği üyeleri arasında da bölünme yarattığını vurguluyor. Guardian'ın yorumu şöyle: "Bu açıklama, daha yumuşak bir ceza beklentisinde olan Ankara ve Türkiye'nin İngiltere öncülüğündeki destekçilerini şaşırttı. İngiltere bir süredir, sadece Kıbrıs ile bağlantılı üç başlığın askıya alınması için bastırıyordu. "Ülkenin karşıt İslamcı ve Kemalist geleneklerinden gelen cumhurbaşkanı ve başbakanının rahatsızlıklarını dile getirmeleri ile, Türkiye'nin 40 yıldır sürdürdüğü; geleceğini Avrupa'ya bağlama rüyasından vazgeçebileceği endişeleri de arttı. "Brüksel'den yapılan açıklamadan sadece birkaç saat sonra, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'deki azınlıkların dini özgürlüklerini genişleten ve Avrupa Birliği'nin baskısı ile hazırlanan yasayı veto etti. "Türkiye'deki Müslüman azınlıkların birçok haktan mahrum olması Avrupa Birliği ile müzakerelerde sancılı konulardan biri. Bu durum, şu anda hassas Türkiye ziyaretini sürdüren Papa 16. Benediktus'un da öncelikli kaygılarından. "Cumhurbaşkanı Sezer, ülkenin seküler geleneklerine tehdit olarak algıladığı hükümete karşı son derece düşmanca bir tavır sergiliyor. Parlamentoda çoğunluğa sahip olan hükümet ise, bu vetoyu önemsemeden, bildiğini okuma şansına sahip. "Ancak bu veto, Türkiye'de giderek yükselen Avrupa Birliği karşıtı havanın bir işareti. Güçlü ve çabuk öfkelenen ülke, Avrupa Birliği'nin kendisine tepeden baktığını ve tehditkar bir tavır takındığını düşünüyor." Guardian'a göre Avrupa Komisyonu'nun tavsiye kararı, Türkiye'ye verilecek ceza konusunda farklı görüşlere sahip ülkeler arasında bir orta yol bulmayı hedefliyor. Ancak bu stratejinin başarılı olacağından şüphe duyan gazete, nihai kararın alınacağı Aralık'taki liderler zirvesine kadar yaşanabilecek sorunlara dikkat çekiyor. "Rahatsızlığını, açıklamadan önce Avrupa Komisyonu'na da ileten İngiltere Başbakanı Tony Blair, Brüksel'i temel bir stratejik hata yapmakla suçladı. Riga'daki NATO zirvesinde konuşan Blair; 'Şu anda Türkiye'ye olumsuz bir sinyal vermek, uzun vadede Avrupa için ciddi bir hata olur' dedi. "Türkiye'ye tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık önerilmesini savunan Almanya Başbakanı Angela Merkel ise aynı görüşte değildi. Merkel, 'Komisyon'un önerisi, Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulaması gerektiği yönünde ciddi bir sinyaldir' diye konuştu. "Blair ile Merkel'in birbirine zıt açıklamaları, Avrupalı liderlerin bu tavsiyeyi değiştirme ya da onaylama yönündeki kararı alacakları şu birkaç haftanın yıpratıcı geçeceğinin işareti. "İngiltere, nihai kararın verileceği 11 Aralık'taki dışişleri bakanları toplantısı ve 14-15 Aralık'taki Avrupa Birliği zirvesinde sert bir tutum izleyecek. Ancak Londra'nın, sonunda Komisyon'un önerilerini kabul edeceği anlaşılıyor." Financial Times ise ilk sayfasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Riga'daki NATO zirvesinde çekilen ve düşünceli göründüğü bir fotoğrafına yer vermiş. Altında, "Zirvedeki Avrupalı liderler Erdoğan'dan, müzakere masasından kalkmamasını rica ettiler" cümlesi dikkat çekiyor. Financial Times iç sayfalarındaki yorumunda ise, "Ankara'nın Avrupa Birliği'ne katılma yönündeki sorunlu gayreti hala rayında" diyor ve ekliyor: "Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin kulübe katılma gayretinin tren kazasına dönüşme ihtimalini ortadan kaldıracak bir yol bulduğunu savundu. Haklı olup olmadığını önümüzdeki iki hafta gösterecek." "Olli Rehn'in kendine güvenen tavrı, Türkler, Kıbrıslılar, Yunanlılar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve diğerleriyle haftalar süren yakın temaslarına dayanıyor. "Ancak nihayetinde önerileri, iyi tüyolara dayansa da siyasi bir bahisten ibaret. Bulduğu uzlaşma formülü, tek bir ülke tarafından bile reddedilirse boşa gitmiş olacak. "Hem Türkiye hem de Kıbrıs'ın önerileri kabul edilemez olarak nitelemesi, Rehn'in planının ne kadar kırılgan olduğunun altını çizer nitelikteydi. Kıbrıs, daha fazla başlığın askıya alınmasını istiyor. Ayrıca 12 ila 18 ay içinde, Türkiye'nin liman ve havaalanları konusundaki pozisyonunun Avrupa Birliği tarafından gözden geçirilmesini sağlayacak bir madde eklenmesini talep ediyor. "Olli Rehn'in kaçındığı, tam da böyle bir zaman sınırlaması getirmek. Şunu da biliyor ki asıl soru, ilk öfkeli tepki yatıştıktan sonra Türkiye'nin ne şekilde davranacağı." Financial Times bu yorumun yanında, Londra'da temaslarda bulunan Devlet Bakanı ve baş müzakereci Ali Babacan ile yaptığı bir mülakata da yer vermiş. Babacan'ın, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecinin dışında bir konu olduğu yönündeki sözlerinin altı çiziliyor. Papa "kuşatılmış kilisede" Avrupa Komisyonu'nun üyelik müzakerelerinin geleceği ile ilgili tavsiyesinin yanı sıra, Papa'nın Türkiye ziyaretinin ikinci gününden haberler de geniş yer buluyor İngiltere basınında. Independent gazetesi, 16. Benediktus'un Efes'teki Meryem Ana Kilisesi'nde yönettiği ayini "'kuşatılmış bir kilisenin resmi" olarak niteliyor ve gerekçelerini şöyle sıralıyor: "16. Benediktus, papa tarafından yönetilen bir ayinde şimdiye kadar görülen en küçük cemaate; 'İlahilerimizi neşe içinde söyleyelim' diye seslendi ve ekledi; 'Saygıdeğer papaz Andrea Santoro örneğinde olduğu gibi, zorluklar ve tehlikelerle sınandığımız da bile.' Santoro, Trabzon'daki kilisesinde, dua ettiği sırada öldürülmüştü. "Ayine, kuşatılmış bir kilise havası hakimdi. Papa salı günü, bir dünya dininin lideri ve devlet başkanı olarak Ankara'da birbiri ardına törenlerle ağırlanmıştı. Dün ise, Meryem Ana Evi'nin yanındaki zeytin ağaçlarının altında toplananlara önderlik ediyordu. Bu, Hristiyan cemaatin, bir zamanlar en hızlı büyüdüğü bölgede, şimdi ne kadar küçüldüğünün resmiydi. 70 milyonluk Türkiye'de artık 90 binden az Hristiyan var." Independent bu noktada, Meryem Ana Kilisesi'ndeki ayine katılanların görüşlerine de yer vermiş. Yakın zamanda bölgeye yerleşmiş İngiliz vatandaşlarından biri, "Müslümanlar ile bir arada yaşıyoruz. Bize çok iyi davranıyorlar" diyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka İngiliz ise ibadet özgürlüğü olmadığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: "Türkiye'de din özgürlüğü yok. Buradan 200 kilometre ötede, Bodrum'da yaşıyoruz. Bize en yakın kilise ise bu. Kasabada kendi kilisemizi kurmak istiyoruz. Ancak yetkililer bunu imkansız hale getiriyor. Kamuya açık binalarda Hristiyan ibadethaneleri oluşturulması yasak. Biz de evlerde ibadet ediyoruz." İngiliz gazeteleri, etrafı açık bir alanda ayin yönetmekle, Papa'nın büyük bir risk aldığını, ancak günün olaysız tamamlanması ile herkesin rahat bir nefes aldığının da altını çiziyorlar. | İlgili haberler 29 Kasım 2006 Basın Özeti29 Kasım, 2006 | Basın Özeti 28 Kasım 2006 Basın Özeti28 Kasım, 2006 | Basın Özeti 27 Kasım 2006 Basın Özeti27 Kasım, 2006 | Basın Özeti 26 Kasım 2006 Basın Özeti26 Kasım, 2006 | Basın Özeti 24 Kasım 2006 Basın Özeti24 Kasım, 2006 | Basın Özeti 23 Kasım 2006 Basın Özeti23 Kasım, 2006 | Basın Özeti 22 Kasım 2006 Basın Özeti22 Kasım, 2006 | Basın Özeti 21 Kasım 2006 Basın Özeti21 Kasım, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||