|
1 Aralık 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de yayımlanan gazeteler, Papa'nın Türkiye ziyareti ve Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerine bugün de geniş yer ayırıyor.
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile üyelik müzakerelerini kısmen askıya alma kararını başyazısında değerlendiren Guardian, "Avrupa kapıyı kapatıyor" başlığını atmış. Yazıda dikkat çeken satırlar şunlar: "Avrupalı liderler bundan bir yıl önce, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği için müzakereleri resmen başlattı. Bu kararı, seçmenlerine yönelik güçlü ve olumlu çağrılarla sık sık desteklemeleri beklenmiş olabilir. Ancak sınırlı sayıda istisna dışında bunu yapan olmadı. "Fransa, Almanya, Avusturya, Danimarka ve Hollanda'daki politikacılar, bunun yerine seçmenlerine, Türkiye'nin üyeliğine karşı olduklarının ya da en azından buna sadece çok sıkı koşullar altında izin vereceklerinin sinyalini gönderdiler. "Böyle yaparak, Türk, Müslüman ve göçmen karşıtı olduğunu varsaydıkları ciddi orandaki vatandaşlarına oynuyorlardı. Avrupa Komisyonu'nun tavsiyesini değerlendirirken bu arka planın akılda tutulması gerek. "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Komisyon'un tavsiyesine aşırı tepki göstermeyecek, makul ve kabiliyetli bir lider. Ayrıca karar da nihai değil. Geri çekilebilir, yumuşatılabilir, ya da sorunun çözümü için gerçek bir çaba gösterilirse -ki kesinlikle gösterilmelidir- geçersiz hale gelebilir." Guardian gibi Financial Times da başyazısında Avrupa Birliği'ni eleştiriyor. "Türkiye ve Avrupa Birliği Kıbrıs tarafından rehin alındı" başlığını atan gazete, Türk hükümetinin baskılar karşısında masadan kalkması ihtimalinin güçlü olduğunu vurguluyor ve şöyle devam ediyor: "Bu, jeopolitik açıdan korkunç bir tren kazası olacaktır. Türkiye'nin çatışmacı ve şiddetle seküler ordusu ile Erdoğan'ın, halk desteği hızla eriyen neo-İslamcı hükümetini birarada tutan hedef Avrupa Birliği. "Bu hedef ayrıca, özellikle demokrasi ve azınlık haklarını yerleştirme konusunda, reformun motoru. Herşeyden önemlisi ise, Avrupa Birliği'nin, İslam ile demokrasi evliliğine hamilik edebileceğinin kanıtı. "Avrupa Birliği Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yönelik sorumsuz tavrı ile tüm bunları riske atıyor. Brüksel, Ankara'nın Kıbrıs gemi ve mallarına kapılarını açmasını talep ederken, Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonuna son verme vaadini yerine getirmiş değil. "Kıbrıs sorunu, üye ülkeler Avrupa Birliği'nin stratejik çıkarlarını, Lefkoşa hükümetinin dar çıkarlarının üzerinde tutmaya hazır olduğu zaman çözülür. Ancak Avrupa Birliği şu anda, gerçek niyetini gizleyen bir dizi saçmalığın arkasına saklanmış ve kötü niyetle hareket eder görünüyor." Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceğine, bugün piyasaya çıkan sayısında haftalık Economist dergisi de geniş yer ayırmış. "Türkiye'nin tren kazası: Enkazdan neler kurtarılabilir?" başlıklı yazıda, üyelik müzakerelerinin çöküşün eşiğinde olduğu vurgulanıyor. Türkiye ile Avrupa Birliği'nin son bir yılda, Kıbrıs, Türk Ceza Kanunu ve Ermeni soykırımı gibi konularda sorun yaşadığını, ancak Türkiye'nin yine de yönünü Batı'dan saptırmadığını savunan Economist şöyle devam ediyor: "Tüm bunlar, sorunun Türkler kadar Avrupa Birliği'nden de kaynaklandığını gösteriyor. Avrupalı liderler 2005'te samimi bir kararla, Türkiye ile müzakereleri başlattılar. Ancak şu anda hepsinin samimi olup olmadığı net değil. "Türkiye'yi dışarıda tuttma niyetlerini itiraf etmeye gönülsüz davranan Fransa, Avusturya ve Kıbrıs, Türkleri masadan kalkmaya teşviki amaçladığı anlaşılan talepler getiriyorlar. Şimdi ise bir başka sinsi söylem ortada dolaşıyor. "Türkiye ile müzakerelerin yavaşlaması, ülkenin Batılılaşmasına da zarar veriyor. Tartışmalar nedeniyle, 2004'te üçte ikilerde seyreden Avrupa Birliği üyeliğine destek, üçte bire düşmüş durumda. Türklerin dörtte üçü, Avrupa Birliği'nin kendilerini hiçbir zaman kabul etmeyeceğini düşünüyor. Şimdi bazıları, bu tartışmaların daha fazla zarar vermesini önlemek için müzakereleri askıya almanın en iyisi olduğunu savunuyor. "Türkler için Avrupa Birliği, bir kimlik meselesinden ziyade bir tercih meselesi. Bu tercihten vazgeçilmesinin sonuçları, Avrupalıların sandığından daha ciddi olabilir. "Avrupa Birliği hedefi, ülkedeki bazı değişken unsurların istikrarını sağlıyor. Ilımlı İslamcı hükümet için, askeri müdahaleye karşı koruma sağlıyor. Ordu için, laikliği garanti altına alıyor. İş dünyası için, piyasa reformunu sağlamlaştırıyor. Kürtler için, azınlık hakları vaat ediyor. "Üyelik gayreti sonuçsuz kalırsa, Türkiye birden bire İran olmaz. Ancak bu unsurlardan herhangi birinde yalpalama görülebilir. Ayrıca İslamcılar ile ordu arasında çatışma riski de artar." Peki Türkiye'nin üyeliğinin reddedilmesi Avrupa Birliği açısından ne gibi sonuçlar doğurur? Economist, bu durumda son derece büyük bir fırsatın kaçırılmış olacağını vurguluyor ve şöyle devam ediyor: "NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip ılımlı Müslüman bir ülkeyi reddetmesi durumunda, Avrupa Birliği'nin dış politikası ve küresel ölçekte ciddi bir güç olma umutları korkunç bir darbe alır. Türkiye ile üyelik müzakerelerini yakından takip eden İslam dünyasındaki güvenilirliği, Amerika'nın bile gerisine düşebilir." Economist bu uyarıların ardından, Avrupalı liderlere bir çağrıyla noktalıyor yorumunu. Avrupa Komisyonu'nun tavsiyesinin, bu ay sonunda karara bağlanacağını hatırlatan dergi, Türkiye'ye olumsuz bir sinyal gönderse de, bunun, üzerinde uzlaşmaya varılabilecek en iyi çözüm olacağını kabul ediyor, ancak ekliyor: "Avrupalılar, müzakerelerin yeniden açılmasının önüne yeni engeller koymamalı ve Rumlara, Kıbrıs sorununun çözümü için çok daha fazla baskı yapmalı." Papa'nın Türkiye ziyareti Economist, Papa 16. Benediktus'un Türkiye ziyareti ile ilgili de kapsamlı yorumlara yer veriyor. Bunlardan birinde, Papa'nın ziyareti öncesinde yapılan karamsar yorumlar hatırlatılıyor, ancak beklentilerin gerçekleşmediği belirtiliyor. "Papa'nın, ülkenin dini ve siyasi liderleri ile görüşmeleri ardından, herkes derin bir nefes aldı. Türkiye'nin ılımlı İslamcı Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa ile havaalanında görüşmeye son anda ikna olarak, krizlerin eşiğinden dönme yeteneğini bir kez daha sergiledi. "Ardından da, Türklere şüpheyle yaklaşma konusunda Avrupa'nın en önde gelen isminin, ülkenin Avrupa Birliği üyeliğinin destekçisine dönüştürüldüğünü ilan etti. "Papa'nın, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği ile ilgili şahsi tereddütlerini aşıp aşmadığı tartışmaya açık. Ancak Vatikan'ın yeni çizgisi şu; 'Eğer Türkiye, kulübe katılmak için gerekli koşulları yerine getirirse -tabii bunlara Hristiyanların haklarına saygı da dahil- bu olumlu bir gelişme olacaktır.' "Ne var ki bu diplomatik nezaketin ardında, Türkiye'nin hem diğer dinler ile hem de potansiyel Batılı partnerleriyle ilişkisinde çözüm bekleyen bazı sorunlar kendi gösteriyordu. "Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Papa ile görüşmesinden bir gün sonra, hem Avrupa Birliği'nin uzun süredir dile getirdiği taleplere, hem de ülkedeki dini azınlıkların en büyük şikayetlerinden birine cevap veren yasayı kısmen veto ettiğini duyurdu." Economist bu noktada, Papa'nın Türkiye'deki Hristiyanlar ile temaslarına da değiniyor ve bunun, cemaati 1950'lerden bu yana gitgide eriyen Fener Rum Patriği için büyük moral olduğunu vurguluyor. Ancak bu durumun bazılarını kızdırmaya da aday olduğunu hatırlatan dergi, ilk sırada, Patrikhane'nin Türkiye topraklarında bir Vatikan devleti kurmayı hedeflediğinden şüphelenen Türk milliyetçilerinin geldiğini belirtiyor. Dünyadaki Ortodoks Hristiyanların da bu ziyareti dikkatle izlediğine dikkat çeken dergi şöyle devam ediyor: "Herhalde en dikkatle takip edenler, gerek dini gerekse siyasi Rus gözlemcilerdi. Papa'nın, Ortodoks Hristiyanlar ile yakınlaşma arzusunu dile getirmesi, Ortodoks dünyası içinde, kendilerini sayı ve jeopolitik güç açısından daha yukarıda gören Ruslar ile İstanbul'daki Patrikhane arasındaki kırılmayı yeniden gün yüzüne çıkardı. "Ankara'daki yetkililer de, bu konuda Rusya'nın baskısı altında olduklarını kabul ediyor. Moskova, Türkiye'nin Patrikhane konusundaki mevcut tutumunun devamını talep ediyor." Papa'nın Türkiye ziyareti, Economist'in başyazılarından birinde de işleniyor. Ancak farklı bir boyutuyla. "Müslüman dünyadaki Hristiyanlar, Hristiyan dünyadaki Müslümanların desteğine ihtiyaç duyuyor" başlıklı yazıda, özetle şu görüşlere yer veriliyor: "Türkiye'nin Avrupalı olma umutlarını, dini azınlıkların hakları konusundaki tavrını değiştirmesine bağlayan Papa, İslam dünyası ile Batı arasındaki ilişkilerde 'karşılıklılık' talep eden ve sayıları giderek artan insanlara umut verdi. "Bu insanlar, 'Tarihi olarak Hristiyan ülkelerde yaşayan Müslümanlar, dinlerini özgürce yaşayabiliyorlarsa, Batı dünyası da, Müslüman ülkelerin Hristiyan azınlıklarının haklarına daha fazla saygı göstermesini talep etmelidir' diyorlar. "Ancak buradaki sorun, Papa gibi kilise liderlerinin, bu görüşün öncülüğünü yapmaya uygun olmaması. Zira Müslümanlar, Hristiyan komşularının düşman Batılı güçlerin parçası olduğundan endişe ediyorlar. "Peki Müslüman dünyadaki dini azınlıkların haklarını en iyi kim savunabilir? Bu tartışmaya en büyük katkıyı yapabilecek grup, Batı'da yaşayan Müslüman düşünürlerdir. Zira kendi dinlerini yorumlamakta ve diğer dinler ile iletişim kurmakta, Müslümanların çoğunlukta oldukları toplumlara kıyasla daha özgürlerdir." Camide dua eden ilk papa Papa 16. Benediktus'un Türkiye'deki üçüncü gününde Sultanahmet Camii'ni ziyareti, "İlk kez bir Papa camiide dua etti" başlıklarıyla duyuruluyor. Guardian, İslamiyet ile ilgili sözleri nedeniyle tepki toplayan Papa'nın, bu jestle Müslümanların gönlünü almayı amaçladığını belirtiyor. Gazete, Papa'nın Fener Rum Patriği Bartolomeo ile görüşmesi konusunda ise şu yorumu yapıyor: "Papa, Roma Katolikleri ve Hristiyan Ortodoksları arasında, 1054'teki bölünmeden bu yana yaşanan ayrılığı sona erdirmeyi denedi. Patrik ile yakınlaşma iyi gitti. Ancak en büyük engeli Moskova oluşturuyor. Rus kilisesinin başı ve Ortodoks dünyasının en etkili ismi Patrik Alexy, Vatikan'ın niyetinden derin şüphe duyuyor." Papa 16. Benediktus'un Türkiye'de başarılı bir diplomasi yürüttüğünü vurgulayan Independent ise şöyle diyor: "Papa dün üç saat süren bir ayinden sonra şu açıklamayı yaptı: 'Tüm Hristiyanlar, Avrupa'nın Hristiyan köken, gelenek ve değerlerinin yeniden farkına varması için çalışmalı.' Bu açıklamanın kolay sinirlenen Türkler tarafından Papa'nın yeni bir tokadı olarak algılanmaması, 16. Benediktus'un özenle yürüttüğü diplomasinin eseriydi. "Ülkeye ayak basar basmaz dile getirdiği ve ziyaretin en büyük sürprizi olan; Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine destek veren sözlerinin de bunda payı büyüktü." | İlgili haberler 29 Kasım 2006 Basın Özeti29 Kasım, 2006 | Basın Özeti 28 Kasım 2006 Basın Özeti28 Kasım, 2006 | Basın Özeti 27 Kasım 2006 Basın Özeti27 Kasım, 2006 | Basın Özeti 26 Kasım 2006 Basın Özeti26 Kasım, 2006 | Basın Özeti 24 Kasım 2006 Basın Özeti24 Kasım, 2006 | Basın Özeti 23 Kasım 2006 Basın Özeti23 Kasım, 2006 | Basın Özeti 22 Kasım 2006 Basın Özeti22 Kasım, 2006 | Basın Özeti 21 Kasım 2006 Basın Özeti21 Kasım, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||