|
1 Eylül 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İran hakkındaki Birleşmiş Milletler kararına rağmen, nükleer faaliyetlerine kısıtlama getirmeme kararı tüm İngiliz gazetelerinde tartışılıyor.
Daily Telegraph, İran'ın denenmiş bir taktikle, bir yanda talebi yerine getirmeyip öte yanda pazarlığı sürdürmeye çalıştığını savunuyor. Ve Birleşmiş Milletler'e sesleniyor: "İran'ın son meydan okuma adımı, Güvenlik Konseyi'nin adına layık olup olmadığını gösterecek bir sınav. Aldatmacalarla nükleer bombaya ulaşma çabası, İsrail'in yok edilmesi çağrısı ve teröre desteğiyle İran dünyanın en hassas bölgelerinden birinde istikrarı bozan başlıca güç. Üyeler arasında görüş ayrılıkları yaşanan Konsey ise, acil güvenlik konularına müdahalede yetersiz kalıyor." Financial Times, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun dün sunduğu raporda, 24 Ağustos'ta yeniden uranyum zenginleştirme faaliyetine başlandığı bilgisine dikkat çekiyor. Times'ın dış haber editörü Bronwen Maddox, dünkü mühlet “gürlemelerle değil mızıldanmalarla geçti” diyor ve soruyor: İran BM'ye meydan okudu, peki ne oldu? "Dün, tanınan süre dolarken gözlerini ilk kırpan Avrupalılar oldu. Özellikle Almanya ve İtalya, BM taleplerinin etkisini zayıflatma uğruna da olsa görüşmelerin devamının yaptırıma yeğleneceği görüşünü benimsedi. Bu da zaten yaptırımları hiç istemeyen Rusya ve Çin'in eline koz verdi. Böylece geride yaptırım isteyen Amerika, İngiltere ve Fransa kaldı. "Peki yaz başındaki saldırgan tavrı ne değiştirdi? Tek kelimeyle, Lübnan... İsrail ile İran destekli Hizbullah arasında barışı korumaya yönelik gergin çabalar sürerken Tahran ile yeni bir kavgaya tutuşmak isteyen pek az kişi var. İran doğru hesap yaparak hasımlarını başarıyla böldü." Maddox, AB dış ilişkiler sorumlusu Javier Solana'nın yakında İranlı yetkililerle görüşeceğine dikkat çekiyor, yaptırım sürecinin müzakere sürecine paralel ilerletilebileceği yorumuna yer veriyor. Yazara göre, gelecek hafta toplanacak altı ülke temsilcisi ellerindeki yaptırım listesinden en yumuşak maddeyi seçmeye çalışacak. Guardian da yaptırım konusundaki kararın Solana-Ali Laricani görüşmesi yapılmadan alınmayacağı görüşüne katılıyor. "Uzun vadede kozlar ağırlıklı olarak İran'ın elinde. Washington'un elindeki son seçenek, askeri operasyon. Buna bir alternatif, İran'daki azınlıkları kışkırtmak olabilir. Rusya ve Çin yaptırımları desteklemezse, Washington sadece İngiltere, Fransa Almanya gibi buna istekli ülkelerle yaptırım uygulayabilir. Ya da İran ile doğrudan görüşmeyi kabul edebilir." Chomsky: Lübnan aşırılığı körükleyecek Noam Chomsky, aynı gazetede yayımlanan makalesinde Lübnan'daki savaşın aşırı eğilimleri körükleyeceğini vurguluyor. "Ortadaki krizin adını koyalım: Bu Lübnan'a yönelik bir Amerikan-İsrail işgali. Tüm suçlamalara ve karşı suçlamalara rağmen, gerisinde de İsrail-Filistin gerginliği var. Bu zaten Lübnan'ın bir tehdit iddiasıyla ilk işgal edilişi değil. Peki döngüyü ne kırar? İsrail-Filistin anlaşmazlığında son 30 yıldır desteklenen temel formül iki devletli bir çözüm. Amerika ve İsrail bu siyasi çözümü engellemeyi 30 yıldır sürdürüyor. "Filistinliler yok edilişi yaşarken, en anlamlı desteği Hizbullah'tan görüyor. Bu nedenle İsrailli ve Amerikalı planlamacılar Hizbullah'ın yok edilmesi gerektiği sonucuna varıyorlar. Ama saldırganlıkları sadece Hizbullah'ın arkasındaki desteği keskin biçimde arttırıyor. Bu son maceranın da aynı Irak'ın işgalinde olduğu gibi, yeni ve öfkeli bir mücahitler nesli yaratması mümkün. Oysa temel sorun diplomasi ile çözülebilir." AB Hamas ile görüşsün Financial Times, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı'nın "Hamas ile görüşmeliyiz" sözlerini ilk sayfasından aktarıyor. Erkki Tuomioja, Financial Times Deutschland'a verdiği mülakatta, AB'nin terör örgütü olarak kabul ettiği Hamas ile temas kurması gerektiğini savunuyor. "Finlandiyalı Bakan, Orta Doğu barış süreci canlandırılacaksa, birliğin 'ilgili tüm taraflar' ile görüşmeye hazır olması gerektiğini belirtiyor. 'Hamas artık Filistin seçimlerinden önceki parti değil' diyen Tuomioja, 'temas kurmanın çok yolu var. Kimse, ortak basın toplantısıyla başlayalım demiyor' diye ekliyor. "Toumioja'nın çağrısı AB'nin ne ölçüde tavır değiştireceği tartışmalarını yoğunlaştıracak. Pek çok Avrupa hükümeti Hamas ile teması üzerinde düşünmeye değer, ancak henüz erken bir adım olarak görüyor." Guardian İsrail'de bir askeri mahkemenin, bir İsrail askerinin kaçırılmasını takiben gözaltına alınan 15 Hamas liderini yargılamaya hazırlandığını yazıyor: "Aralarında Filistin meclis başkanı ve iki bakan da olan 15 Hamaslı siyasetçinin yasadışı örgüte üyelik suçlamasıyla yargılanmak üzere mahkemeye sevki kararlaştırıldı. İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Ofer askeri kampında mahkeme önüne çıkan siyasetçilerin ilk duruşması 12 Aralık'ta yapılacak ve suçlu bulunurlarsa, 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecekler." Economist Türkiye'deki saldırıları değerlendiriyor Economist dergisi, Türkiye'de hafta başında düzenlenen bombalı saldırıları takiben, bu haftaki sayısında Türkiye hakkında üç ayrı yoruma yer veriyor. Bunlardan ilki 'kendi kaderini tayin bulmacası' başlığını taşıyor. Yazıda Türkiye'de sivilleri hedef alan son bombalı saldırılar ardından, "eğer bundan olası göründüğü gibi PKK ile bağlantılı bir grup sorumluysa, Amerikalıların, Avrupalıların ve hatta Irak'taki Kürt yetkililerin PKK'yı devre dışı bırakmak ve sığınağından çıkarmak için birleşmesi gerekir" deniyor. "Bu gaddarlığın sonucu olarak, Türkiye hükümetinin Kürtlere daha geniş hak tanınması için şiddete karışmadan kampanya yürütenlere baskı uygulaması da olası. Bu akıllıca olmaz... "Etnik köken ve mezhep rekabetinin barut fıçısına çevirdiği bölgede, Türkiye ve diğer ülkelerde yaşayan Kürtlerin ne ölçüde bir özgürlüğe layık olduklarını tespit etmek güç." Economist şu aşamada Irak'taki Şii çoğunluğun da Türkiye'nin de federal bir Irak'ta özerk bir Kürdistan gerçeğini kabul etmeye hazır göründüğünü yazıyor. Yakın gelecekte bağımsız değil, özerk bir Kürt yönetimi tahmininde bulunan dergi, İskoçlar veya Katalanlara atıfta bulunarak şu soruyu da soruyor: "Eğer istiyorlarsa Kürtler neden diğer her ulus gibi bağımsız olmasın?" Economist, yanıtını da şöyle veriyor: ''İdeal bir dünyada bağımsız olsunlar. Ama ne yazık ki, yaşadıkları dünya ideal olmaktan çok uzak, böyle de olmaya devam edecek gibi görünüyor. Bunu şiddet kullanarak tersine çevirmeye çalışmak ise, daha fazla eziyet demek.'' ''Çok uzak bir gelecekte Orta Doğu'nun istikrarlı ve hoşgörülü devletleri, kendi Kürtlerine bağımsızlık izni verebilir, kimbilir belki de İngilizler İskoçlara, İspanyollar da Basklılara aynı izni verir.'' ''Aslında Türkiye'deki Kürtler, daha geniş kültürel haklar talep ederken, Türk vatandaşı olarak kalmak istiyorlar. Çoğu şikayetçi olmadan kaynaştılar. Şam ve Tahran'daki yetkililerin tavırlarına bağlı olarak benzer durum Suriye ve İran'daki Kürtler için de söz konusu olabilir.'' ''Irak örneği, Kürtlerin daha mağrur bir gelecek planlamalarına neden oldu. Ancak görünür gelecekte, bağımsızlık değil özerklik en akıllıca hedeftir.'' 'Barış istiyoruz diyorlar' başlığını taşıyan diğer bir yazıda Kandil Dağı'nda bir kampta PKK liderlerinin Türkiye'deki son saldırıları kınadığı belirtiliyor; bağımsızlık değil, federalizme vurgu yaptıklarına dikkat çekiliyor. Son dönemde hem İran hem Türkiye'nin bölgede operasyonlara hız verdiği belirtiliyor. Irak hükümetinin Bağdat ve Erbil'deki PKK ofislerini kapattığı haberlerine rağmen, Kuzey Irak'taki iki büyük Kürt partisinin eğiliminin, "PKK'yı güç kullanarak bölgeden sürmektense müzakere yoluyla gitmesini sağlama" yönünde olduğu ifade ediliyor. Güneydoğu'da yükselen radikal İslam Economist, üçüncü yazısında ise Türkiye'nin özellikle güneydoğusunda yükselen asıl tehdidin aşırı İslam olduğunu savunuyor. "Bombaların ülkenin imajına etkisini sınırlı tutmak konusunda hassas olan siyasi liderler, bu konuda yorum yapmaya yanaşmadı. Dükkan sahipleri bir kaç saat içinde işlerinin başına döndü, piyasalar sallanmadı, pek az tatil rezervasyonu iptal edildi. "Saldırıya bir yanıt verildiyse bu silahlı kuvvetlerden geldi. 1990'larda Diyarbakır'da görev yaparken şahin ünü kazanan yeni Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, isyancılarla mücadelenin yoğunlaşacağını söyledi." "Ancak Orgeneral Büyükanıt bugün bölgeye dönse karşısında yeni bir düşman olduğunu sezecek. Diyarbakır'ın başlıca meydanında Mustazaflar adlı yeni bir İslamcı grup dev çadırlar kurmuş, Lübnan'da ölen çocukların resimlerini asmış durumda. "Burada 60 kadar İslami düşünceli örgüt kuruldu. Yoksullara burs, mali yardım ve manevi rehberlik sağlıyorlar. Yaz için açılan Kuran kurslarına yazılanların sayısı ikiye katlanıp 20 bine çıktı. "2002'de ülkeyi Avrupa'ya taşıma vaadiyle iktidara gelen ılımlı İslamcılar bugünlerde Avrupa'nın adını nadiren anıyorlar. Yeni düzenlenen terörle mücadele yasasının pek çok iyileşmeyi geriye çektiği söyleniyor. Kamuoyunda Avrupa Birliği'ne destek azaldığından birliğin bu gidişata karşı durma gücü de zayıflıyor. "PKK şiddeti ile Türk milliyetçiliği arasında sıkışıp kalan Kürtler ise gitgide artan sayılarda radikal İslam'a yöneliyorlar.'' Blair tarih vermemekte kararlı Times, bugünkü manşetini yaz tatilini tamamlayan Başbakan Tony Blair ile yaptığı özel mülakata ayırmış. Temel konu iktidarda başbakan olarak üçüncü dönemini tamamlamayacağını açıklayan Blair'in bu görevinden ne zaman ayrılacağı? "Blair, görevden ayrılma konusunda tarih verme çağrılarını kesin şekilde reddederek muhaliflerine meydan okudu, partisinden bu konuyu bir saplantı haline dönüştürmemelerini istedi." Ancak gazete başyazısında, "Blair daha karar verecek bol vaktim var dese de, bu karar sadece ona ait olmayacak" diyor ve şu uyarıda bulunuyor: "Blair, Margaret Thatcher gibi iktidara yapışıp kalmayacağında ısrarlı. Ama tüm kartların kendi elinde olduğunu sanıyorsa yanılıyor. Başbakanlık görevini teslim etmeye söz verdiği Maliye Bakanı Gordon Brown ve diğer bakanların sadece boyun eğmesine değil, kendisini açıkça desteklemesine ihtiyacı var. Eğer bunu sağlayamaz ve bir isyan çıkarsa, Thatcher'ın da yaşayıp gördüğü gibi, Blair çok daha sert ve acı sonuçlarla yüz yüze gelebilir." Guardian ise Başbakan'ın gelecek yaz görevden ayrılmayı düşündüğü kanısında. Gazete, "Açıklamanın Mayıs'ta İşçi Partisi'ne ağır yenilgiler getirmesi olası Galler ve İskoçya meclis seçimleri öncesinde yapılması gerek" diyor. Schwarzenegger'in hamlesi tartışmayı kızıştırdı Tüm İngiliz gazetelerinde en geniş tartışılan konulardan birisi ABD'nin Kaliforniya eyaleti valisi Arnold Schwarzenegger'in iklim değişikliği ile mücadele kararı. Schwarzenegger eyalette 2020 yılında atmosfere salınan zehirli gaz düzeyini 1990'ların düzeyine çekmiş olmayı hedefliyor. Financial Times, bundan 50 yıl önce hava kirliliğinden ilk zarar gören eyaletlerden biri olan Kaliforniya'nın bu adımla başka eyaletlerdeki çevreci hareketleri güçlendirebileceğini, hatta belki Kanada'yı Kyoto Sözleşmesi'nden çekilmekten vazgeçirebileceğini savunuyor. Guardian bu adımı yeşil hareketin siyasette merkeze oturması şeklinde açıklıyor. Independent ön sayfasını Başkan Buısh'a ve Cumhuriyetçi partiye meydan okuyarak dünyanın en sert çevre önlemlerini aldığını söylediği Arnold Schwarzenegger ile eski bir termik santralın kapatılması için eylem yapan İngiliz çevreciler arasında paylaştırmış ve "Yeşil Devrim" diye manşet atmış... Independent Başkan Bush'un taraf olmayı reddettiği Kyoto Sözleşmesi konusunda devre dışı kaldığını savunuyor. "ABD'de 300 kentin belediye başkanı, sanayi gazlarının indirgenmesini amaçlayan Kyoto protokolündeki hedeflere uyacakları vaadiyle bir anlaşmaya imza koydu. Anlaşmanın başını çekenlerden Seattle kenti, zaten liberal siyasetin ve çevreciliğin kalesi. Colorado'nun kayak merkezleri Vail ve Aspen gibi yerler ise küresel ısınma sonunda karların erimesi ihtimalinden kaygılı." Times, Kaliforniya'yı Amerika'nın en büyük eyaleti, dünyanın sekizinci büyük ekonomisi ve 12. en büyük gaz üreticisi diye tanımlıyor. Gazeteye göre Kaliforniya şimdi ayrıca ABD'nin en etkili siyasi laboratuvarı oluyor. Times, Schwarzenegger'in bu şekilde Kasım ayında valiliğe yeniden seçilmeyi garantilediğini belirtiyor. Bununla birlikte, gazete iş çevrelerinin "Küresel bir sorunun bedelini neden sadece Kaliforniya ödüyor?" şeklindeki itirazlarına da dikkat çekiyor. | İlgili haberler 31 Ağustos 2006 Basın Özeti31 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 30 Ağustos 2006 Basın Özeti30 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 29 Ağustos 2006 Basın Özeti29 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 28 Ağustos 2006 Basın Özeti28 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 27 Ağustos 2006 Basın Özeti27 Ağustos, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||