|
22 Haziran 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere gazetelerinde bu sabah öne çıkan başlıklardan biri, İngiltere'nin caydırıcı nükleer silah sisteminin geleceği.
Akıllardaki soru, bu sistemi zaman aşımı nedeniyle, yenileme vakti geldi mi? İngiltere'nin hâlihazırdaki dört nükleer denizaltısı, her biri İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve sayıları 16'ya dek varan Amerikan Trident balistik füzeleriyle donatılmış bulunuyor. Ancak bazı çevreler de bütçeye maliyeti 25 milyar doları aşacak böyle bir harcama gerekli mi? diye soruyor. İşte bu tartışmaların tam ortasında İngiltere Maliye Bakanı Gordon Brown, Başbakan olursa, Trident füze sistemini yenileme sözü verdi. Times gazetesinin aktardığına göre, sol kanat öfkeli. Maliye Bakanı'nın, dün "uzun vadede" nükleer yeterliliği koruma sözü vermesi, Sol kanatta tepkiyle karşılandı. Brown'ın, gelecek yıl Tony Blair'den görevi devralması bekleniyor. Gordon Brown, Amerikan hükümeti ve Silahlı kuvvetleri memnun edecek bu açıklamasıyla, İşçi Partisi lideri olduğunda, savunma konusunda yumuşak davranmayıp Sol'a yönelmeyeceğini de belli etmiş oldu. Bakanların bu konudaki kararı, 2007'nin başlarında almaları bekleniyor. Gordon Brown, komutanlar da olur verdiği takdirde, sistemi yenileyeceğini ilk kez kamu önünde doğruladı. Yeni sistemde de, eskisi gibi, denizaltıların kullanılması kuvvetle muhtemel. Iraklı Kürtlerin geleceği Independent gazetesinin bugünkü ekinin kapağında, "Yeni bir ulus mu doğuyor?" sorusu göze çarpıyor. Patrick Cockburn imzalı ve dört sayfa ayrılan analizde bahsedilen yer: Süleymaniye, Dahuk ve Erbil'i de içine alan Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan bölgesi. Cockburn, Saddam Hüseyin'in devrilmesinin beklenmedik sonuçları olduğunu belirterek, "Onlarca yıl süren şiddetin ardından, acaba bu bölgenin halkı kendi kaderini tayin edebilecek mi?" diye soruyor. Özetleyerek aktaralım. "Irak Kürdistanı teoride, bağımsız değilse de, Birleşmiş Milletler'in bazı üyelerinden daha güçlü. Irak'ın parçası ama aldığı kararlarda Bağdat'ın etkisi pek az. "Beyaz Saray ve Downing Street'ın bir zamanlar varlığını bile reddettiği liderleri, şimdi her ikisinin de, önemli müttefikleri arasında. Saddam'ın devrilmesinden kazara kârlı çıkan Iraklı Kürtler oldu. "Ancak bir felaketle sonuçlanabilir, fiili özerklikleri sona erebilirdi. Amerika'nın 40 bin Türk askeriyle Irak'a kuzeyden girme planları, Türk meclisinde reddedilmeseydi... Kürtler bir gecede, Amerika'nın Irak'taki tek gerçek müttefiki haline geldi. "Bugün, Kürdistan'daki oteller, dolup taşıyor, Erbil ve Süleymaniye'de birbiri ardına açılan inşaat alanlarından dev vinçler yükseliyor. Irak'ın başka yerinde çalışmak istemeyen doktorlar, gösterişli klinikler açıyor. Üstelik Kürtler sadece üç eyaletle de sınırlı kalmadılar, kontrollerindeki alan da genişledi." Patrick Cockburn, Kürtlerin sadece coğrafi anlamda güçlenmediği; hem Irak hükümeti hem de ordusu içinde, etkin olduklarına dikkat çekiyor ama pek çok Kürdün gelecek konusunda kaygılı olduğunu anlatıyor yazısında. "Şimdi Amerika'nın dostular ama Washington, geçmişte yüz üstü bıraktığında hiçbir pişmanlık duymamıştı. Irak'tan askerlerini çekmesinin ardından, bir kez daha geniş Kürt nüfusa sahip ve Iraklı Kürtler'den şüphe duyan, eski müttefiki Türkiye'ye yüzünü dönebilir. "Kürtler güçlü, çünkü Irak'ın yüzde 80'ini oluşturan Sünni ve Şiiler savaş halinde... Ama günün birinde birleşip Kürtlere hükmetmeye öncelik verebilirler. "Farklılık, Kürdistan'ın sınırlarının nasıl çizilmesi gerektiğinde yatıyor. Petrol zengini Kerkük, daima tartışmaların odağında. Kürtler diğer Iraklılardan giderek ayrışıyor. Büyük bölümü, bağımsızlıktan yana olan. Giderek daha az sayıda Kürt, Arapça konuşur oldu. "Bununla beraber, Şii partilerle ilişkilerini iyi tutmaları gerektiğinin bilincindeler. Kürt liderler, ayrıca İranlılar ya da Türkler karşısında, Amerika'nın garantör olmasından yanalar. Kürt liderler, şimdiye dek sayısız badire atlatmakta kurnaz davrandılar ama herhangi bir hatalarının, halka pahalıya patlayacağını da biliyorlar." Olağanüstü nakil tartışılmadı Avrupa'da pek çok gazetenin gündeminde, dün Viyana'da sona eren Avrupa Birliği - Amerika Birleşik Devletleri zirvesi yer alıyor. Almanya'da yayımlanan Süddeutsche Zeitung gazetesi, zirveden bir gün sonra, "hem Avrupa hem de Amerika'nın, eski adetlerini aşıp küresel konularda yakın işbirliğine gitmeye başlaması gerek" diyor. Gazete, "Avrupa Birliği, küreselleşme çağında başrol oyuncularından biri olmak için, bir tür süper güç olması gerektiğini fark etti" diyor ama ekliyor; "Bunun için Amerika'yla müttefik olması gerektiğinin de farkında." Gazete, "Amerikalı siyasetçiler de diğerleriyle beraber hareket ettiklerinde daha inandırıcı olduklarını öğrendiler" diye yazmış. Avusturya gazetesi Der Standard, "Zirve, belki alışıldık kalıplardaydı" diyor ama yine de Avrupa ile Amerika'nın bazı önemli konularda ortak fikre varabildiğini belirtiyor. Guantanamo skandalı ve bu skandalın, Amerika'nın imajı üzerindeki yansımaları, besbelli çok ciddi olmuş olmalı ki, Amerikan Başkanı Bush, hapishanenin kapatılacağı planlarını açık ifadelerle doğruladı. Der Tagesspiegel'e göre ise Amerika'nın tavrı sadece Guantanamo değil, İran ve Avrupa'nın savunma yapısı konusunda da değişti. İspanyol El Pais gazetesi ise zirveyi önemli insan hakları konuları tartışılmadığı gerekçesiyle eleştiriyor. Gazeteye göre, George Bush, Guantanamo kampını kapatmak istediğini söylese de Avrupalı temsilciler, yeterince bastırmadı ve "olağanüstü nakil" yani, ABD'nin imajı Romanya'da yayımlanan Curentful gazetesi ise Viyana'da Başkan Bush için uygulanan olağanüstü güvenlik önlemlerinin zirvenin önüne geçtiği yorumunu yapıyor. Nüfusun çoğunluğunun Bush'a düşman olduğu bir ülkede, nihai karar çıkmayan bu zirvenin, protesto edilmesi de normal, diyor Curentful. İngiliz gazetelerinden Daily Telegraph ise Bush'un zirvede, "Amerika'nın dünya sahnesindeki rolünü savunduğu" görüşünü haberin başlığına çekmiş. Ancak gazete, Amerika'nın imajının giderek karardığını belirterek, Avrupa'da Amerika'nın izlediği dış siyasete inanmayanların oranlarını aktarıyor: İspanya yüzde 90, Fransa yüzde 85, Almanya yüzde 72, İngiltere yüzde 68 ve Rusya yüzde 65. Daily Telegraph, aynı haberde bikinili protestocuların fotoğrafını ve kullandıkları pankartta yazanları aktarıyor okuyucularına: "Ajitasyonu bırak, İslam düşman değildir". Köle ticareti için af İngiltere'nin ilk köle tüccarlarından birinin torunu, Afrikalılardan af diledi" diye yazıyor Times. Sir John Hawkins'in soyundan gelen Cornwallı 37 yaşındaki Andrew Hawkins, Gambiya'ya giderek 25 bin Afrikalının önünde diz çöktü. Hawkins, katıldığı etnik bir festivalde, bir grup İngilizle beraber kendini zincirleyerek, ataların eylemlerinden dolayı özür diledi ve affedilmeyi istedi. Şimdi turizmin merkezlerinden bir haline gelen ülkenin başkan yardımcısı, yaşlı sakinler çok istekli görünmese de, Hawkins'in isteğini kabul etti. | İlgili haberler 19 Haziran 2006 Basın Özeti19 Haziran, 2006 | Basın Özeti 18 Haziran 2006 Basın Özeti18 Haziran, 2006 | Basın Özeti 16 Haziran 2006 Basın Özeti16 Haziran, 2006 | Basın Özeti 15 Haziran 2006 Basın Özeti15 Haziran, 2006 | Basın Özeti 14 Haziran 2006 Basın Özeti14 Haziran, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||