|
15 Mayıs 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz gazeteleri Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez'in Londra'ya yaptığı özel geziye geniş yer ayırıyor. Independent'ın başlığı, "İngiltere'nin solcu aristokratları kahramanları Chavez'i selamlıyor."
Gazete Chavez'in, ABD Başkanı George Bush'la yakınlığı nedeniyle, "Hitler'in en büyük müttefiki" olarak nitelendirdiği İngiltere Başbakanı Tony Blair'le görüşmediğini vurguluyor. Independent, Chavez'in İngiltere'ye daha önce son olarak 1998'de geldiğini, ancak geçen sürede çok şeyin değiştiğini belirtiyor: "Bu süreçte Tony Blair'in popülaritesi en azından ülkesinde azaldı. Cumhurbaşkanı Chavez ise Time dergisinin en etkili 100 kişi listesine girdi." Hugo Chavez, dün Londra'da Camden Merkezi'nde coşkulu bir kalabalığa hitap etti. Guardian, Chavez'in şu sözlerine yer vermiş: "Washington'a göre ben, bazen bir teröristim, bazen de askeri darbeler yapan bir kişi. Ancak yaptığımız sadece devrimci harekete katılmaktı." Hugo Chavez daha önce Viyana'daki Avrupa Birliği-Latin Amerika Zirvesi sırasında Amerika için "İmparatorluğun son saatleri geldi. Ona korkmadığımızı, kağıttan bir kaplan olduğunu söylememiz lazım" ifadesini kullanmıştı. Times, bu iddialı sözlere karşın Hugo Chavez'in Londra'nın Camden semtini "kızıla boyayamadığını" belirtiyor ve ekliyor: "Hugo Chavez'in konuşmasının içeriği dinleyicilerin arzuladığı devrimci coşkudan yoksun görünüyordu. Chavez konuşmasında, Londra gezisinde hiçe saydığı Tony Blair'den ya da İngiltere hükümetinden bahsetmedi." Londra Belediye Başkanı'ndan Chavez'e övgü Hugo Chavez'in bugün ofisinde ziyaret edeceği Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone Guardian'daki yazısında Venezuela liderini övüyor: "İlk kez nüfusu 25 milyonu aşan bir ülkede iyi işleyen bir sağlık sistemi oluşturuldu. 17 milyon kişiye hayatlarında ilk kez ücretsiz sağlık hizmeti sağlandı. Ülkede okuma yazma bilmeyen kalmadı. 15 milyon kişiye yiyecek, ilaç ve diğer gerekli ürünlere uygun fiyatlarla erişim imkanı verildi. 250 bin kişi finanse edilen göz ameliyatlarıyla körlükten kurtuldu.... ''Bunlar olağanüstü düzeyde pratik başarılar. Bu nedenle, Chavez ve destekçilerinin sekiz yılda 10 seçim kazanmalarına şaşmamak gerek. Üstelik bu zaferler büyük ölçüde muhaliflerce kontrol edilen medyaya rağmen kazanıldı." Cambridge Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Enstitüsü'nün eski direktörü David Lehmann'ın Financial Times'taki yazısının başlığı "Niçin Chavez ve politikalarından rahatsız olunmalı" Lehmann'a göre Hugo Chavez, Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales ve onları izleyebilecek liderler Avrupa'ya en iyi yaptığı şeyi -liberal demokrasiyi savunmayı- tekrarlama imkanı veriyor. Lehmann'ın Avrupa'ya bir önerisi var: "Avrupa, Bolivya gibi Venezuela'nın etkisi altına giren ülkelere yardımda yapıcı bir rol oynayabilir. Ancak bu, Avrupalı çok uluslu şirketlerin yatırımları savunularak değil; sivil toplum kuruluşlarına yardımlar arttırılarak, iyi bir hükümete desteğin demokrasinin kurallarına saygıya bağlı olduğu ihtimalini canlı tutarak yapılmalıdır." 'Blair itirafa hazırlanıyor' Times'a göre İngiltere Başbakanı Tony Blair bugün yapacağı bir konuşmada İşçi Partisi'nin suçla mücadelede yeterince sert olamadığını kabul edecek. Guardian ise manşetinde, "Blair'in kamu hizmetlerini kurtarma yolunda yeni girişimi" diyor. Gazeteye göre kamuoyu yoklamalarında kötüye gidişi ve üç haftadır sürekli olumsuz başlıklarla medyanın gündeminde olması sonrası Blair, iç siyasi gündemi yeniden kontrole çalışacak. Guardian, Blair'in konuşmasında şu cümleye yer vereceğini vurguluyor: "Yasaları sertleştirme ve ceza hukuku sisteminde reform çabalarımıza karşın, sistem hala makul insanların taleplerinin en uzağındaki kamu hizmeti." Daily Telegraph yazarı Janet Daley bu noktada, "suçluya yönelik kaygının ülkede adalet sistemini rehin aldığını" öne sürüyor. "Kanunlara uyan insanlar, suçluların haklarının kendilerininkini aştığı yönünde bir şikayette bulunduklarında şunu hissediyorlar: Suçluya merhamet ve onu koruma kararlılığı artık adalet sisteminin ikinci planda gelen bir amacı değil, tam tersine herşeyin özü." 'Linç eden kalabalığa katılmak kolay' Guardian ise ülkenin bir panik havasında başıboş sürüklendiği kanısında. Gazete başyazısında, "Ülkede ne zaman bir yabancı suç işlese, bazı gazeteler bir şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni suçluyor" diyor ve ekliyor: "İşçi Partisi'ne destek düştükçe ve parti seçmen nezdinde oy kaybetmeyi sürdürdükçe, hükümet liderleri linç eden bir kalabalığa katılmayı, ona karşı durmaktan daha kolay buluyor." 'İngiltere'nin artık hürriyet dersi verme hakkı yok' Yasmin Alibhai-Brown Independent'taki yazısında, başbakanın bir avukat olmasına rağmen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle ilgili olarak halkını yanılttığını söylüyor. Yazar, Avrupa Birliği üyelerinin, sözleşmeyi iç hukuklarının parçası haline getirmelerinin tamamen kendi tercihleri olduğunu hatırlatıyor. "İngiltere, hürriyet dersi verme hakkını yitirdi" başlıklı yazıda şu satırlar var: "Irak'ta askerlerimiz yardıma muhtaç sivillere saldırıyor. Afganistan'da aşiret liderleri, açık onayımızla akla gelmeyecek ölçüde zalimce davranıyor. Guantanamo'dan Özbekistan'a işkence yapılıyor, başka bir adla ve bizi yönetenlerin desteğiyle...Şimdi de insan hakları ayıbımızı evimize getiriyoruz." İngiltere Avrupa'nın hasta kalbi Independent'ın manşetindeki sağlık haberindeyse, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu için kullanılan "Avrupa'nın hasta adamı" deyişine atıf var: "İngiltere: Avrupa'nın hasta kalbi." Habere göre kalp hastalıkları İngiltere'ye her yıl 29 milyar sterline mal oluyor. Ülkede hastalığın ekonomik boyutu üzerine yapılan ilk araştırmadan iki sonucunu aktaralım: "İngiltere'de yaklaşık 2 milyon 700 bin kişi kalp hastası. Bu nedenle yılda kaybedilen iş günü sayısı ise yaklaşık 69 milyon." İspanyol futbolseverlerin Dünya Kupası öfkesi Times İspanya'da futbolseverlerin Dünya Kupası'nı seyredememe riski bulunduğunu belirtiyor. Zira kupanın ülkedeki yayın haklarını satın alan LaSexta kanalının, halkın milli takımın maçların seyretmesini garanti altına almaması öfke yaratmışa benziyor. Times, ülkedeki tartışmanın nedenini şöyle özetlemiş: "İspanya yasaları gereği Dünya Kupası gibi büyük spor etkinliklerini yayınlamaya talip olan kuruluşlar, nüfusun yüzde 95'ine ulaşabildiklerini göstermek zorundalar. Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği FIFA büyük bir rekabet sonrası kupanın İspanya'daki yayın haklarını bazı koşullarla LaSexta'ya verdi. Kanal, İspanya'nın tüm maçlarını ve kupanın yarı finalleriyle finalini şifresiz yayınlamayı kabul etti... ''LaSexta geçen yıl yayına başladığında, İspanya nüfusunun yüzde 70'ine ulaşmayı umuyordu. Yayının ulaşmadığı bölgedeki izleyeciler ise dekoder almak zorunda kalacaktı. Ancak bu dekoderlerin maliyeti yaklaşık 500 euro. Üstelik kanal halen ancak İspanya'nın yüzde 55'inde izlenebiliyor." İspanya hükümetine sorunun çözümü için devreye girmesi yolunda sürekli çağrı yapılıyor. | İlgili haberler 14 Mayıs 2006 Basın Özeti14 Mayıs, 2006 | Basın Özeti 12 Mayıs 2006 Basın Özeti12 Mayıs, 2006 | Basın Özeti 11 Mayıs 2006 Basın Özeti11 Mayıs, 2006 | Basın Özeti 10 Mayıs 2006 Basın Özeti10 Mayıs, 2006 | Basın Özeti 9 Mayıs 2006 Basın Özeti09 Mayıs, 2006 | Basın Özeti 8 Mayıs 2006 Basın Özeti08 Mayıs, 2006 | Basın Özeti 7 Mayıs 2006 Basın Özeti07 Mayıs, 2006 | Basın Özeti 5 Mayıs 2006 Basın Özeti05 Mayıs, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||