|
20 Kasım 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Independent on Sunday Irak'ta başlıklara yansıyan intihar saldırıları ve askeri operasyonların ardında daha da karanlık bir savaşın sürdüğünü yazıyor.
Gazeteye göre ölüm timlerinin operasyonları, işkenceler ve ortadan kaybolanlarla dolu bu dünyada olup bitenleri önlemeye ne Amerika'nın ne İngiltere'nin gücü yetiyor... Gazetenin Bağdat'taki muhabiri Kim Sengupta'nın haberinden bazı bölümler şöyle: 'Bağdat şimdi silahların gölgesinde yaşayan bir kent... Bombalanan otelime, odamın ne halde olduğunu görmek için dönmeye çalışırken, önce Bedr Tugayları'nın, sonra onların Şii rakipleri olan Mukteda es Sadr'a bağlı milislerin, ardından da Kürt peşmergelerin kurduğu kontrol noktalarında nöbet tutanları bana geçiş izni vermeye ikna etmek için dil dökmek durumunda kaldım. Irak polisi ve hükümete bağlı askerlerin de bunlardan ayrı kendi kontrol noktaları var. Hepsi bu da değil... Mukteda es Sadr'ın kuzeninin kurduğu grup ve hükümetin desteklediği Kaplan ve Akrep tugayları da diğer bazı oluşumlar. Elleri silahlı bu kişiler kontrol noktalarında nöbet tutmadıkları zamanlarda, trafiği açmak için havaya kurşun sıkarak, ciplerinde caddeler boyu tur atıyor. Gözlerden ırak olduklarında da keyfi gözaltılar, göz korkutmalar ve yargısız infazlarla suçlanıyorlar. Polis meslektaşlarının aileleri bile bu uygulamalardan muaf değil. Sınır muhafızı olarak görev yapan bir polis olan Ammar Muthar babasının Şii milislerin ölüm listesinde olduğunu söylüyor; nedeni ise babasının İran-Irak savaşı sırasında Irak saflarında füze mühendisi olarak görev almış olması...' Independent on Sunday gazetesinin Bağdat muhabiri Kim Sengupta'nın haberinden bazı bölümler... Afganistan'a asker takviyesi Sunday Times Afganistan'da görev yapan İngiliz asker sayısının artırılabileceğini bildiriyor; nedeni ise Hollanda parlamentosunun bu ülkeyi kendi askerleri için 'çok tehlikeli' addetmesi. Afganistan'da şu anda 650 civarında askeri olan Hollanda'nın, buna ek olarak, ülkenin güney kesimlerinde görev yapacak bin asker daha göndermesinin planlanmış olduğunu belirten gazete, Hollanda askeri istihbaratı ve güvenlik servisinin uyarıları ardından hükümetin geri adım atma işaretleri verdiğini kaydediyor. Gazeteye göre, Hollanda'nın Afganistan'daki askerlerini geri çekmesi, önümüzdeki mayıs ayında bu ülkedeki NATO operasyonlarının liderliğini üstlenecek olan İngiltere'nin üzerindeki yükü daha da artıracak. Sunday Times, önce Afganistan'ın güney kesiminde görev yapacak yeni gücün büyük kısmının İngiltere'den gelmesinin planlandığını ancak Irak'taki askerlerin erken bir tarihte çekilmesi planının rafa kaldırılması ardından İngiltere'nin Hollanda'nın yanısıra, Avustralya ve Kanada'dan destek istemek durumunda kaldığını yazıyor. Gazeteye göre, Afgan güvenlik yetkilileri, ülkenin güneyinde el Kaide bağlantılı Arap ve Çeçen savaşçıların bölge halkına yetkililer ve yabancıları öldürmek veya kaçırmak için para verdiğini söylüyor. Gazete, bu ülkedeki el Kaide ve Taliban savaşçılarının, Amerikan ve İngiliz askerlerine karşı Irak'ta kullanılan yöntemler üzerinde Arap cihadiler tarafından eğitildiklerine dair haberler olduğunu da belirtiyor. Endonezya'da dinsel gerilim Observer 'pala cinayetleri Endonezya'da din kökenli nefreti körüklüyor' diyor. 15 ve 17 yaşlarında iki hristiyan kızın kafalarının kesilmesinden cihadi unsurların sorumlu tutulduğunu belirten gazete, Endonezya'nın Sulavezi arasının orta kesiminde azınlık hristiyanlarla, müslümanlar arasında gerilimin arttığını bildiriyor. Bölgede hristiyanlara yönelik bir dizi saldırıyı sıralayan gazete, toplumlar arası şiddeti tetikleyen bir gelişmenin, 2001 yılında bir müslüman kızın hristiyan biri tarafından tecavüz edildiği söylentisinin olduğunu yazıyor. Bu söylenti ardından Endonezyalı radikal islamcıların dikkatlerinin Sulavezi'deki 200 bin civarında hristiyana yöneltiğini kaydeden Observer, 2001 yılı yazında Endonezya'nın dört bir yanından binlerce militanın bölgeye akın ettiğini belirtiyor. Endonezya hükümetininin gelişmelere seyirci kalmakla yetindiğini yazan gazete, bölgeye gidenler arasında Leşker-i Cihad ve Cemaat-i İslamiye gibi yasaklı örgütlerin üyeleri ve Afganistan'da silahlı eğitim almış kişiler olduğunu ileri sürüyor. Suharto rejiminin 1998 yılında devrilmesi ardından katliam öykülerine sık sık rastlanır olduğunu yazan gazete, devrik diktatörün iktidardayken uyguladığı yaygın baskı politikalarının dinsel ve etnik gerilimleri dizginlediğini belirtiyor ve bu baskının ortadan kalkmasıyla bölgede korkunç olaylar yaşanmaya başladığı yorumunu yapıyor. İran'da sanat dünyası 'İran karanlık çağın eşiğinde': Sunday Telegraph gazetesine göre, Tahran modern sanat müzesinin eski müdürünün tespiti böyle; nedeni ise yeni cumhurbaşkanının 'ahlaki dejenerasyona neden olan Batı kültürüyle mücadele' vaadi. Gazeteye göre, Tahran Modern Sanat Müzesi müdürlüğünden kısa bir süre önce istifa eden Ali Rıza Sami-Azer, son beş yılın kültürel 'glasnost' politikasının artık sona erdiğini söylüyor. Gazete eski müze müdürünün şu sözlerini aktarıyor: 'devrimin hemen sonrasındaki günlere geri dönme tehlikesi ciddi biçimde önümüzde; o günlerde sadece islami olduğu ileri sürülen değerleri yansıtan sanatçılara yer verilir, önceki rejim zamanında parlayan sanatçılar baskılara maruz kalırdı'. O günlerin İran'da kültür hayatı açısından 'karanlık çağ' olduğunu söyleyen Sami-Azer, kendisinin 'veda sergisi' olarak nitelediği son sergiyi de anlatıyor. 20. yüzyıl resminin en önde gelen isimleri olan Picasso, Wahrol, Dali, Pollock ve Francis Bacon gibi sanatçıların eserlerinin sergilendiği bu sergi bu hafta sona eriyor. Eski müze müdürü, serginin Modern Sanat Müzesi'nin kurulduğu 1977'den bu yana en popüler sergi olduğunu söylüyor. Sergiyi ziyaret edenlerin, yeni cumhurbaşkanının 'ahlaki dejenerasyona yol açtığını' söylediği Batı kültürüyle mücadele sözüne aldırış etmediklerini belirten Sami-Azer, serginin kapanışının da İran için bir dönemin sonuna işaret edeceği yorumunu yapıyor. Sunday Telegraph Tahran Modern Sanat Müzesi'nin eski müdürünün şu sözlerini de aktarıyor: 'Hatemi döneminde bir kültürel aydınlanma yaşadık, sanatçının ifade özgürlüğü göreli olarak arttı, sanatçıyı kontrol zihniyetinden sanatçıya desteğe geçiş oldu, ancak şimdi bu sona eriyor'. | İlgili haberler 17 Kasım 2005 Basın Özeti17 Kasım, 2005 | Basın Özeti 16 Kasım 2005 Basın Özeti16 Kasım, 2005 | Basın Özeti 15 Kasım 2005 Basın Özeti15 Kasım, 2005 | Basın Özeti 14 Kasım 2005 Basın Özeti14 Kasım, 2005 | Basın Özeti 13 Kasım Basın Özeti13 Kasım, 2005 | Basın Özeti 11 Kasım Basın Özeti11 Kasım, 2005 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||