|
14 Nisan 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngilitere'deki hemen hemen tüm gazetelerin manşetinde Kamil Burgas adlı Cezayirli El Kaide zanlısının iki yıl önceki kimyasal saldırı hazırlığı nedeniyle 17 yıl hapis cezasına çarptırılması haberi var.
Times, "El Kaide'nin İngiltere'yi zehirleme planı" başlıklı haberinde şöyle diyor: İltica başvurusu reddedilen Kamil Burgas, 2002 yılında bir mağazadan hırsızlık yaparken yakalandı. Sınır dışı edilebilecekken bürokrasinin hantallığı nedeniyle 70 sterlin para cezasıyla kurtuldu. Afganistan'daki El Kaide kamplarında eğitim gördüğü söylenen Burgaz'ın Londra'daki evine polis Ocak 2003'te baskın yaptı. Burgaz'ın evinde ricin ve siyanür ürettiği belirlendi. Burgaz bu zehirli maddeleri, yüz kremleri ve diş macunlarına zerkederek süpermarket raflarına yerleştirmeyi planlıyordu. Aynı yıl Manchester'da kendisini yakalamaya çalışan bir polisi öldürdü. Cinayetten mübebet hapis cezasına çarptırıldı. Şimdi de kimyasal saldırı planları nedeniyle 17 yıl daha hapse mahkum oldu. Independent gazetesi İngiltere'ye yaklaşık 100 milyon dolara mal olan adli kovuşturma sürecinde Burgaz'ın işbirlikçileri olduğu iddia edilen 8 zanlı hakkındaki suçlamaların ise geri çekildiğini belirtiyor. Daily Telegraph gazetesine göre bu olay, göçmenlerin sayısını sınırlama vaadini seçim kampanyasının merkezine oturttuğu için ırkçılık suçlamalarına hedef olan ana muhalefetteki Muhafazakar Parti'nin haklılığını gösteriyor. 'Terör tehdidini abartmak ricinden tehlikeli' Guardian ise farklı görüşte. Gazete, ABD'de ve İngiltere'de iktidarların Irak'ın işgalini haklını çıkarmak için halkı terör saldırısı tehdidiyle korkuttuğunu savunuyor ve "Terör tehdidini artırmak, ırkçılığı da artıracaktır. Terör tehdidini olduğundan büyük göstermek ricinden daha tehlikelidir" diyor. Guardian, bir başka haberinde de Muhafazakar Parti'nin göçmenlik politikasının geri teptiğini öne sürerek 10 Nisan'da yaptırdığı bir ankette Muhafazakarlar'ın İşçi Partisi'nin altı puan gerisine düştüğünü belirtiyor.
Muhafazakar Parti'den sonra iktidardaki İşçi Partisi'nin de seçim bildirgesini açıklaması gazetelerde geniş yer buluyor. Times gazetesine göre İşçi Partisi, ekonomik istikrarı temel alan 112 sayfalık seçim bildirgesini bir cümleyle şöyle özetliyor: "Daha fazla fırsat eşitliğinin olduğu, daha güvenli ve geleceğinden daha emin bir ülke" Financial Times gazetesi, eğitim ve sağlık sistemin iyileştireceğini söyleyen İşçi Partisi'nin vergi indirimi ve istihdam politikasına ilişkin hiçbir vaatte bulunmamasının iş çevrelerini kaygılandırdığını yazıyor. Daily Telegraph ise İşçi Partisi'nin en iddialı alanı olan ekonomi politikalarının IMF'nin dünkü uyarısıyla ciddi bir darbe aldığını öne sürüyor. Gazeteye göre, IMF, İşçi Partisi'nin ekonomide öngördüğü hedefleri gerçekleştirebilmesi için vergileri artırmak ya da kamu yatırımlarında 12 milyar sterlinlik kesintiye gitmek zorunda kalacağı uyarısında bulunuyor. 'Chirac istifa edecek mi?' Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 29 Mayıs'ta yapılacak Avrupa Anayasası referandumunda halkı "Evet" demeye ikna etmek için bugün televizyonda canlı yayına çıkarak 80 gencin sorularını yanıtlayacak. Chirac'ın Avrupa Anayasası için devreye girmesi hem İngiltere hem de Avrupa'daki diğer gazetelerde geniş yer buluyor. Financial Times şöyle diyor: "Avrupa Birliği yetkilileri Fransa ve Hollanda'dan 'Hayır' çıkma olasılığı karşısında ne yapacaklarını düşünmeye başlarken Chirac, siyasi kariyerini ortaya koyarak devreye girdi." Fransa'da yayımlanan Le Monde, "Arka arkaya yayımlanan 13 anket 'Hayır' cephesinin zaferine işaret ederken Chirac'ın referandum için ilk kez televizyona çıkması Anayasa'nın kaderi açısından yaşamsal önem taşıyor" diyor. Gazete yorumunu şöyle sürdürüyor: "Avrupa Anayasası için halkın onayına başvurmayı tercih eden Chirac, şimdi Fransızları ikna etmek zorunda. Chirac'ın bazı destekçileri 'Keşke Avrupa Anayasası'nı referanduma götürmeden Meclis'te onaylasaydık' diyor. Ama artık buna üzülmek için çok geç. Chirac referanduma evet diyerek kendini ateşe attı. Chirac, referandumdan 'Hayır' çıkarsa gerçekten istifa edecek mi?" Liberation gazetesi ise alaycı bir yorumla, anayasanın kaderinin Chirac'ın ağzından çıkacak "Evet' sözcüğüne bağlı olduğunu savunuyor: Bu, Avrupa Anayasası için değil "Fransızlar, Anayasa'yı referandumda kabul ederse istifa edecek misiniz?" sorusuna verilecek 'Evet' yanıtı olmalı: 'Bu durumda 'Hayır' kampanyasının başını çeken solcular daha fazla direnemez. Böylece, Chirac Avrupa'nın zafere ulaşması için kendisini feda eden lider olarak adını tarihe yazdırır" Almanya'da yayımlanan Die Welt, Almanya'da eyalet başbakanlarının bugün Meclis'in üst kanadı Bundesrat'ta bir araya gelerek Avrupa Anayasası'nı ve hükümetin anayasası Meclis'te onaylamak için belirlediği takvimi değerlendireceklerini yazıyor. Gazeteye göre, Almanya Hükümeti, Avrupa Anayasası'nı 12 Mayıs'ta Meclis'te onaylamayı, 27 Mayıs'ta yani Fransa'daki referandumdan iki gün önce de Bundesrat'tan geçirmeyi ve böylece Fransız halkına mesaj göndermeyi umuyor. Fakat, muhalafetin elinde bulunan bazı eyaletler, bugünkü toplantıda hükümetin bu planını bozmayı hedefliyor. İsviçre'de yayımlanan Le Temps gazetesi de İngiltere Başbakanı Tony Blair'in seçim bildirgesinde İngiltere'nin Avrupa içinde öncü rol oynayacağı iddiasıyla Avrupa Anayasası için 'Evet' kampanyası yürütme taahhüdünde bulunduğunu anımsatıyor ve şu yorumu yapıyor: "Blair'in seçim bildirgesinin kuşkusuz en tartışmalı yanı Avrupa'yla ilgili bölümü. Bazı siyasi gözlemcilere göre, Blair'in bu kararı alması büyük bir kumar. Onlara göre, bu karar, başbakanlığı önemli bir başarıdan sonra, siyasi kariyerinin zirvesinde Maliye Bakanı rakibi Gordon Brown'a devretmeye yönelik çıkış stratejisinin bir parçası. Ancak bazı gözlemciler ise Blair'in Avrupa karşıtlarının giderek sesini yüksellttiği İngiltere'de Avrupa borazanı çalmasının büyük bir risk olduğunu söylüyorlar" Times gazetesinde yazan Anatole Kaletsky ise "Fransızların hayırına niçin evet diyorum" başlıklı yazısında şöyle diyor: "Fransızlar'ın hayır oyuyla Avrupa halkı ve yönetim kademesindeki seçkinler, yaşam standartlarının kültürlerinin ve dünya katındaki nüfuzlarının entegrasyon, uyum, genişleme ya da anayasa yazmakla değil, ekonomik performansla korunabileceği gerçeğiyle yüzleşecekler." 'Genişleme Avrupa'yı hasta adam yapacak' Guardian'da yazan Timothty Garton Ash ise "Osmanlı İmparatorluğu'nun kalıntılarından yeni bir Avrupa İmparatorluğu yaratılabilir mi" sorusunu soruyor ve "Genişleme, Avrupa Birliği'nin Avrupa'nın hasta adamı haline getirebilir" diyor. Ash'ın yazısı özetle şöyle: "Bir imparatorluğu parçalamak kaç yıl alır. Kaç savaş gerektirir. Osmanlı İmparatorluğu için bu sorunun yanıtı 400 yıl ve 20 savaştı. 16'ıncı yüzyılda Osmanlı'nın sınırları, adı etnik çatışma ve savaşlarla özdeşleşen Balkanlar'dan, Irak, Suriye, Lübnan Filistin, İsrail'e, Kızıl Deniz'de Yemen'e Kuzey Afrika'da Mısır ve Cezayir'e kadar uzanıyordu. İsrail'in Yakın Doğu'daki varlığından biz ve Hitler sorumluyuz. Diğer tüm sorunlu bölgeler ise Kanuni Sultan Süleyman'ın mirasıdır. Avrupa Birliği 2014'e kadar Balkanlar'la enregrasyona gitmeyi planlıyor. Avrupa Parlamentosu dün Bulgaristan ve Romanya'ya 2007'de gerçekleşecek üyelikleri için yeşil ışık yaktı. Sırada Hırvatistan Türkiye ve Balkanlar'daki diğer ülkeler var. Buna göre 10 yıl içinde her altı kişiden birinin Müslüman olduğu, 35 üyeli 600 milyon nüfuslu bir Avrupa Birliği ortaya çıkacak. Ukrayna, Moldova, Belarus hatta Yemen bile üye olmak istiyor. Şimdiye kadar genişleme birliği zayıflatmadı, güçlendirdi. Ama şimdi tersi olmaya başlıyor. Fransa'da referandumdan Türkiye yüzünden hayır çıkabilir. Genişleme bir yerde durmalı. Osmanlı İmparatoluğu'nun tüm kalıntılarını birliğe alırsak, onun kaderini paylaşır, hasta adam biz oluruz." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||