|
10 Nisan 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz pazar gazetelerinde öne çıkan konulardan biri, Başbakan Tony Blair'in hafta içinde yaptığı seçim tarihi açıklamasının ardından ivme kazanan siyasi kampanya.
Observer gazetesi, Tony Blair'ın seçim kampanyasını gelecek hafta Maliye Bakanı Gordon Brown'la birlikte yürüteceğini aktarıyor. Gazeteye göre, Gordon Brown'ın seçim kampanyasında etkin bir rol oynaması, seçmen nezdinde güven kaybına uğrayan Tony Blair'in ve partisinin, seçimlerden güçlü çıkmasına da önemli bir katkı sağladı. İşçi Partisi'nin rakiplerinin yedi puan önünde olduğunu, Mori şirketi tarafından yaptırılan araştırmaya dayanarak aktaran Observer'a göre, Blair'ın uğradığı güven erozyonuna karşın, seçmenler, Gordon Brown'u ''güvenilir, açık sözlü ve hükümetin arkasındaki gerçek güç sahibi'' olarak görüyor. Independent On Sunday gazetesiyse, ikilinin bir gazeteye verdikleri ortak röportajda, Tony Blair'in ilişkilerini zaman zaman görüş ayrılıkları yaşadıkları ''siyasi bir evliliğe'' benzettiğine dikkat çekiliyor. Gazetede seçimlere ilişkin yer alan bir diğer haber ise, bir uyarıyı içeriyor. Gazeteye konuşan bir seçim yetkilisi, ''Seçim sonuçlarının sandıklarda değil, mahkemelerde kararlaştırılmasından endişe ediyorum'' diyor. Bu endişenin nedeni ise, posta yoluyla kullanılacak oyların usülsüzlüklere elverişli olması. Sunday Times gazetesi, konuyu iç sayfalarında iki tam sayfa ayırdığı haberinde ele almış. Gazeteye göre, posta yoluyla kullanılacak oyların güvenliği ve denetimini sağlayacak mekanizmalar yeterli değil. Gazetenin haberinde yer verilen iddialara göre, seçmenlerinin sandığa gitmemesinden kaygı duyan İşçi Partisi ise, bütün uyarılara karşın posta yoluyla kullanılacak oyların sınırlandırılması yönünde herhangi bir adım atmaya niyetli görünmüyor. 'Kral Williams mı olsun?' İngiltere pazar gazetelerinde geniş yer alan haberlerden biri İngiltere tahtının varisi Prens Charles''ın dün gerçekleştirilen evliliği... Observer gazetesi, ''Nisan ayının soğuk bir gününde Camilla'ya sıcak karşılama'' başlığıyla aktarıyor evlilik törenini okurlarına. Kraliçe 2. Elizabeth, kıyılan nikah törenine katılmadı, ancak kilisede yapılan takdis töreninde yer aldı ve gelinle damadın onuruna 800 kişinin katıldığı bir davet verdi. Prens Charles'la Camilla'nın evlendiği saatlerde İngiltere'de at yarışları sezonunun en önemli yarışlarından biri de yapılıyordu ve at yarışlarına düşkün olan Kraliçe'nin davetin açılışında yaptığı konuşmadaki esprili sözleri de gazetelerde yer bulmuş. Sunday Telegraph'ın haberine göre, ''Sizlere iki duyurum var'' diyerek sözlerine başlayan Kraliçe 2. Elizabeth , ''Yarışı Hedgehunter adlı at kazandı ve, muradına ererek sevdiği kadınla evlenen oğlum da, artık kazananlar bölümünde yer alıyor'' dedi. Sunday Times gazetesiyse Prens Charles ve Camilla Parker Bowles'un evliliğini manşetinden ''34 yılın sonunda nihayet evlendiler'' başlığıyla duyuruyor. Gazete iç sayfalarındaki bir haberinde ise, İngiltere tahtı konusunda yaşanan tartışmaya yeni bir boyut katıyor. Habere göre, evliliği Charles'ın kamuoyu nezdindeki popularitesini arttırmadı ve bir araştırma şirketi tarafından yapılan kamuoyu yoklamasına katılanların üçte biri, Prens Charles yerine oğlu Prens Williams'ı Kraliçe'nin ardından kral olarak görmek istiyor. Evliliğin ardından Cornwall Düşesi unvanını alan Camilla Parker Bowles'ın bir gün kraliçe olarak görmek isteyenlerin oranı ise yüzde 18 düzeyinde. Yaralı Amerikan askerleri tartışması Independent On Sunday gazetesi, iç sayfalarında yer alan bir haberde, Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon'un, kamuoyuna olumsuz yansımasını önlemek için Irak savaşında yaralanan askerleri, ülkeye gece karanlığında getirdiği iddiasına yer veriyor. Gazete hastanelere götürülen yaraları askerlerin fotoğraflarının çekilmesinin de engellendiğini yazıyor. Gazeteye göre, kayıtlar, yaralıları Almanya'daki askeri üsten ülkeye getiren uçakların varışı gece saatlerine denk geldiğini ortaya koyuyor. Yetkililere göre, bunun nedeni, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki saat farkı nedeniyle yapılan düzenlemeler. Askeri bir sözcü, yaralıların gece transferi konusunda bir politikalarının olmadığını, uçuş zamanlarını belirlerken kamuoyunun algılamalarına ilişkin bir kaygılarının da bulunmadığını söylüyor. Yaralıların tedavi edildiği hastanenin sözcüsü, tedavi gören hastaların sayısını saklamak gibi bir niyetleri olmadığını ve her hafta düzenli olarak basın açıklamaları yaptıklarını belirtiyor. Hastanenin önünde eylem yapan Code Pink adlı barış örgütünün sözcüsü Ellen Taylor ise, aynı görüşte değil. ''Amerikan halkı Irak savaşının gerçek boyutları hakkında çok sınırlı bilgiye sahip'' diyor. Gerçek Operasyon adlı Irak ve Afganistan savaşları gazilerinin oluşturduğu örgütün kurucusu Paul Rieckhoff ise, ''Örtbas nitelemesi, yaptıkları herşeye uyan bir tanımlama. Savaşın gerçek maliyetini halkın bilgisi dışında tutmak için yürütülen çabaların parçası olabilir. Ve şaşırtıcı değil ama iç karartıcı. İnsanları kızdırmalı'' diyor. 'Fransa referandumu tedirgin ediyor' Observer'ın iç sayfalarında ''Bir zamanlar Avrupa'nın en sadık toplumu olarak görülüyorlardı'' cümlesiyle başlayan haber, Fransızların ruh halinin Avrupa anayasasını çökertmek yönünde olduğuna işaret ediyor. Alex Duval Smith imzalı haberde, halkını Avrupa anayasasına ''evet'' oyu vermeye ikna etmek için Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın büyük bir kampanya başlatmaya hazırlandığı vurgulanıyor. Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrel'in, Fransızların referandumda anayasaya verecekleri hayır oyunun Avrupa'yı bir krize sürükleyeceği uyarısına yer verilen haberde, Borrel'in şu sözleri aktarılıyor: ''Avrupa'nın her tarafında ciddi bir kaygı var. Herkes İngilizlerden çıkacağını düşündükleri sorunun, Avrupa Birliği'nin kurucusu olan yani, dışarda kalması durumda Avrupa projesinin yürümesini hayal edemeyeceğiniz Fransa'dan geldiğini keşfetmeye başladı.'' Avrupa Parlamentosu Başkanı'nın kaygıları daha çok birliğin geleceği üzerine odaklanırken, Fransa hükümetinin bakanları, halkı, olası bir hayır kararının ülke içinde yaratacağı sorunlar konusunda uyarıyorlar. İçişleri Bakanı Dominique de Willepin, anayasaya hayır oyu verilmesinin, ülkeyi çok çetin bir durumla, yani dizginleşmemiş bir ekonomik liberalizmle karşı karşıya bırakacağını öne sürüyor. İktidardaki Halk Hareketi Birliği'nin lideri ve Maliye Bakanı Nicholas Sarkozy ise, çiftçilere soruyor: ''Eğer Brüksel'de olmazsak, ortak tarım politikasını kim savunacak?'' |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||