|
Şaron'un çözüm bekleyen sorunları | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İsrail'de 2001'de Likud Partisi'nin iktidara gelmesiyle Başbakan olan Ariel Şaron, görevdeki ikinci döneminde bir yılı geride bıraktı. Şaron, 28 Ocak 2003'te gittiği erken genel seçimi yüzde 30'a yaklaşan oy oranıyla kazanarak, 2007'ye kadar görevde kalmayı garantlemişti.
Bu son bir yıl içinde ise, Beyaz Saray'ın desteklediği yol haritası adlı barış planı başarılı olamadı ve çatışmalar hem İsrail hem de Filistinlilere ağır bedeller çıkarmaya devam etti. Bunların üstüne Şaron'un adının yolsuzluk suçlamalarına karışması, Başbakan'a siyasi anlamda ek bir yük getirdi. Bu ortamda, üzerindeki gerek yurtiçi gerekse uluslararası baskılar artan Şaron, yakınlarda yeni bir öneriler paketi sundu. Bu öneriler arasında Batı Şeria'daki bazı Yahudi yerleşim birimlerinin terkedilmesi de var. Bu konu Başbakan Şaron'un partisi sağ kanat Likud için yakın zamana dek adeta tabuydu. Bu adımın akla getirdiği bir soru, Şaron'un siyasi açıdan böylesine riskli bir adımı neden ve nasıl attığı; ve yolsuzluk iddialarıyla karşı karşıya kalan Şaron'un böyle bir projeyi hayata geçirecek siyasi kredisinin olup olmadığı... Yerleşim planları Ocak ayı başlarında bir parti toplantısında partililere seslenen Başbakan'ın sesi yuhalamalar arasında zorlukla duyuluyordu. Şaron ilk kez geçen Aralık ayında partisinin üyelerine yaptığı bir konuşmada Filistin topraklarından, kendi ifadesiyle, 'tek taraflı çekilme'den bahsetti.
İsrail Başbakanı bu kavramı "Filistin topraklarının merkezi kesiminde yaşayan İsraillilerin sayısını elden eldiğince azaltacağız." diyerek açıklıyordu. Şaron Ocak ayında yaptığı açıklamalarda da Gazze Şeridi'ndeki yerleşimleri boşaltmak konusunda bazı planlar yapıldığını belirtti, hatta gerekirse bu amaçla koalisyonu bozup yeni bir hükümet kurmaktan söz etti. Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki bazı yerleşim birimlerinden vazgeçilmesi, İsrail sağı için uzun süredir tabu olan, kimsenin aklından bile geçirmeye kolay kolay cesaret edemediği bir düşünce. Sayıları yüzbinleri bulan Yahudi yerleşimciler de bu konuda son derece hassas. Yerleşimciler arasında ihanete uğradıkları duygusu yaygın. Adı, yerleşim birimleri inşasıyla özdeşleşmiş bir kişinin, böylesi bir adımı dile getirmesine inanmak istemiyorlar. Ancak bazı yorumculara göre, Şaron'un tavrı aslında o kadar şaşırtıcı değil. Londra'daki Doğu ve Afrika Çalışmaları Enstitüsü'nden Colin Shindler Şaron'un yerleşim birimlerini, devleti korumak için gerekli unsurlar olarak gördüğünü belirtiyor. Shindler, "Bu güvenlik esaslı bir görüş, dinsel veya ideolojik bir görüş değil. Bunun bir nedeni Şaron'un 1950'lerde İşçi Partili olmasıdır; bu yüzden de Menahem Begin veya Dinci Milliyetçi Siyonistlerin türünden düşüncelere sahip değildir." diye ekliyor. Peki ya Likud partisinin önde gelen isimleri başbakanın planını nasıl değerlendiriyor? Şaron'un destekçilerinden biri olan, İsrail'in eski Amerika büyükelçisi Zalman Şoval, konunun Likud partisi bünyesinde tartışıldığını, bir çok parti üyesinin ileri sürdüğü gibi bunun, parti ideolojisi ile çatışıp çatışmadığının değerlendirildiğini, söylüyor. Şoval, "Şaron'un uzun yıllardır özellikle de başbakanlığa gelmesinden bu yana sık sık İsrail'in çok acı ödünler vermesi gerektiğini söylüyordu" diyor. Şaron'un yeniden başbakan seçilmesinden bu yana geçen bir yıl içinde, Filistinlilerle görüşmelerde kayda değer bir ilerleme sağlanabilmiş değil. Müzakere süreci Amerika Birleşik devletleri başta olmak üzere, uluslararası topluluk tarafından desteklenen, yol haritası adı verilen barış planı büyük ölçüde olduğu yerde sayıyor. Dahası Filistinlilerin yanısıra, uluslararası arenada da geniş çaplı tepkilere yol açan duvarın inşası sürüyor ve çatışmalar can almaya devam ediyor. Müzakere sürecindeki durgunluk karşısında, İsrailli ve Filistinli siyasetçiler yol haritasına alternatif bir planla ortaya çıktılar. Cenevre Girişimi, 2003 Aralık ayında kamuoyuna sunuldu. Ne İsrail hükümeti ne de Filistin Yönetimi girişime yeşil ışık yaktı. Ancak kamuoyu yoklamaları planın İsrailliler arasında popüler olduğunu gösteriyor.
Dahası ABD Dışişleri bakanı Colin Powell da planın mimarlarıyla yaptığı görüşmede bir düzeyde de olsa destek ifade etmişe benziyor. İsrail kökenli 'Barış, şimdi' hareketinin İngiltere kolunun başkanı olan Paul Usiskin, İsrail ordu ve güvenlik teşkilatının yürütülen operasyonlara muhalefetinin ise, Şaron'a Cenevre Girişimi'nden daha güçlü bir mesaj yolladığı kanısında. Bir grup İsrailli asker bir kaç yıldır Filistin şehirlerine yönelik operasyonlara katılmamakta direniyor. Son olarak bir grup savaş uçağı pilotu da bir açık mektupla Filistin kentlerinin bombardımanlarına katılmayacaklarını ilan ettiler. Bir asker konuda "Düşman uçaklarını tahrip etmek için üretilmiş F-16'ları veya düşman tanklarını tahrip etmek için üretilmiş Apaçi ve Kobra helikoptepleri, dünyanın nüfus yoğunluğunun en yüksek bölgesi olan Gazze Şeridi'nin merkezinde insanlara karşı kullanmak meşru mudur?' diye soruyor, kendi sorusuna "Ne yazık ki, gerçekliğin, benim değil gerçekliğin, bu soruya yanıtı, 'hayır' dır." diyerek yanıt veriyor. Önde gelen bir İsrail gazetesinin, istihbarat servisinin dört eski başkanı ile yaptığı mülakatlarda da 'İsrail Filistinlilere karşı, şu ana kadarki muameleyi sürdüremez' görüşü öne çıktı. Bizzat Genelkurmay Başkanı da benzer açıklamalar yaptı. Daha da şaşırtıcı bir olay, Sayeret Matkal isimli elit komando birimi yayınladıkları mektupta, 'bu bölgelerde artık bu türden operasyonlara katılmayacağız' dediler. Tüm bunlar bir araya gelince, Şaron tek taraflı çekiliş açıklamaları yapmak zorunda kaldı ki, böyle bir şeyi daha önce hiç yapmamıştı. Peki, Şaron'un bu açıklamasının arka planında ne tür dönüşümler var? Şaron'a genel hatlarıyla destek veren, Bar İlan üniversitesi öğretim görevlisi Gerald Steinburg, İsrail sağının da Şaron'un da düşünce tarzının değişmeye başladığını söylüyor. Steinburg, "Şaron evrim geçirdi, farklı gerçeklikler olduğunu kabul etti, nihayetinde kendisinin inşa ettirmiş olduğu bazı yerleşim birimlerinden çekilmeyi önerdi. Otuz yıl önceki hakim anlayış, güvenlik ve varlığını sürdürme gerekçeleriyle, tüm bölgenin İsrail egemenliği ve kontrolünde olacağı ve Filistinlilerin buna karşı çıkacak tutarlı bir siyasi yapıları olmayacağı şeklindeydi. Bu anlayış değişti. Bence Şaron işte bu değişimi temsil ediyor. " diyor. Şaron muhalifi Paul Usiskin'e göre ise Şaron'un görünüşteki bu değişimi, büyük şaşkınlık ve kafa karışıklığı yaratıyor. Hatta kendi partisi bile nereye varmak istediğini çözebilmiş değil. Yolsuzluk suçlamaları Şaron'un son dönemde başını ağrıtan başlıca konu ise ne Yahudi yerleşimleri, ne operasyonlar... Başbakan'ın siyasi geleceğine yönelik tehdit, yolsuzluk iddialarına ilişkin süreç ve bunun sonucunda yapılabilecek yargılamalardan gelebilir.
Başbakan Şaron'a yönelik yolsuzluk söylentileri uzun süredir dilden dile geziyordu ancak geçtiğimiz günlerde atılan bir adım, konuya somutluk kazandırdı: İsrailli bir işadamı hakkında, dışişleri bakanlığı yaptığı dönemde Şaron'a rüşvet vermekten dava açıldı. İşadamı David Appel'e yönelik suçlamalar 1990'ların sonunda Yunanistan'a ait bir adada inşa edilmesi planlanan turistik bir tesisle ilgili. Savcıların iddiasına göre Appel o zamanki İsrail hükümetinin bu projeye desteğini sağlayabilmek için o yıllarda Dışişleri Bakanı olan Şaron'un hiç turizm tecrübesi olmayan oğlu Gilad Sharon'u danışman olarak işe aldı, yüksek ücretler ödedi. Muhalefet bu davaya dayanarak Şaron'a istifa çağrısı yaptı. Şaron hakkında, partiye yasadışı bağış toplamaya ilişkin diğer bir suçlama hakkında da soruşturma yürütülüyor. Şaron'un yakın çevresi ise bu iddiaları ısrarla yalanlayan 75 yaşındaki Başbakan'ın, gayet rahat, kendinden emin olduğunu söylüyor. Peki, tüm bunların İsrail siyasetine olası yansıması ne olabilir? Washington'daki Miras Vakfı'ndan Ortadoğu uzmanı Ariel Coheh, eğer Şaron sahneden çekilirse, yerine muhtemelen Binyamin Netenyahu geçecektir; ama onun da, en az General Şaron kadar sevmeyeni vardır' diyor. İsrail gazeteleri de Likud üyelerinin muhtemel bir liderlik yarışına hazırlık yaptığını yazıyor. Ariel Şaron ise şimdilik görevi bırakmaya niyeti olmadığını söylüyor. İsrail başbakanı eğer bu ortamdan ağır bir darbe almadan çıkabilirse, önümüzdeki aylarda kendisini ciddi bir sınav bekliyor. Şaron Filistinliler bir adım atmasa bile tek taraflı çekilme operasyonunu bu dönem içinde hayata geçirebileceğini söylüyor. Böyle bir adım Şaron'un kariyerinin en zorlu dönemlerinden biri olmaya aday... Yukarıdaki metin, BBC Türkçe Yayınlar Bölümü'nün 30 Ocak 2004 tarihinde yayınlanan GÜNDEM programından uyarlanmıştır. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||