BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 18 Aralık, 2004 - TSİ 22:48
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Müzakereler: Uzun ince bir yol
AB bayrakları
Müzakere başlıkları açılmadan önce o konularda ilerleme istenecek

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 3 Ekim 2005'te başlayıp en az 2014'e kadar sürmesi öngörülen müzakere sürecinde neler yaşanabilir?

Neler tartışılacak, nasıl tartışılacak ve Türkiye'nin şimdi neler yapması gerekiyor?

Müzakere sürecini Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği TÜSİAD'ın Brüksel temsilcisi Bahadır Kaleağası'na sorduk.


BBC: 10-15 yıllık bir müzakere süreci olacağını varsaymak, gerçekçi mi?

BAHADIR KALEAĞASI: 10 sene doğaldır. Bir takım beklenmedik gelişmeler olursa sarkmalar olabilir.

İşler önümüzdeki dönemde AB ve Türkiye için iyi giderse, o zaman 10 yıl içinde, belki daha bile önce, bir tam üyelik anlaşması olabilir.

Ama eğer AB için işler kötü gider, ekonomik büyüme gerçekleşmez, kurumsal etkinlik iyice azalır, anayasal reform krizler içinde devam eder ve siyasi bütünlük iyice çatlarsa, tabii o zaman süreç yavaşlayabilir, sanallaşabilir.

Diğer yandan Türkiye'nin de tabii hem demokrasisini pekiştirmesi, hem ekonomik büyümeyi devam ettirmesi, hem de bu uyum sürecinin gereklerini yerine getirmesi gerekiyor.

Böyle bir durumda, böyle bir senaryoda 10 yıl makul bir süredir.

BBC: Otuzbir bölümde yapılacak müzakerelerden söz ediyoruz. Nedir bu bölümler? "Birinci bölüm şudur, 31. bölüm budur" demek mümkün mü?

BAHADIR KALEAĞASI: Bunların sırası ülkelere göre düzenleniyor.

Bundan önceki ülkelere baktığımızda serbest dolaşımla başlayan ve başka bir başlıkla biten bir bölünme vardı. Bunları daha alt bölümlere de bölebilirler.

 Beyaz peyniri 'beyaz peynir' diye satarız da 'feta' diye satamayız. Halbuki bu adla pazarlamak daha kolay olurdu. Ama pastırmanın isim hakkını alabiliriz.

Bu bölümler AB'nin mevzuatları, politikaları. Kişilerin serbest dolaşımı, malların serbest dolaşımı, rekabet politikası, tüketici hakları, çevre politikası, dış ilişkiler gibi değişik alanlarda AB'nin müktesebatı var.

Müktesebat dört ana unsurdan oluşuyor: Birincisi, Roma Antlaşması'ndan bu yana, AB'yi kuran anlaşmalar.

Bunlara belki yakında, eğer üye ülkelerin meclislerinde onaylanırsa, Avrupa Anayasası da eklenecek.

İkinci unsur AB müktesebatı, yani tüzükler ile çerçeve yasalar.

Üçüncü unsur, Avrupa Adalet Divanı'nın içtihat. Adalet Divanı'nın geçmişte değişik konularda almış olduğu kararlar da yasa yetkisinde.

Bir de tabii, AB'nin farklı ülkelerle yapmış olduğu uluslararası anlaşmalar var.

İşte tüm bu unsurlardan oluşan müktesebatı Türkiye'nin kabul etmesi gerek.

BBC: Kabul etmesi derken, müzakereler ne derece bir pazarlık unsuru içeriyor, ne derece kabulden ibaret acaba?

Yani AB "Bizde bu konudaki mevzuat böyle" diyecek; Türkiye de "Tamam yapalım" mı diyecek?

BAHADIR KALEAĞASI: Tabii aslında esas olarak bir al-ver süreci değil bu. Esas olarak diyorum çünkü bazı istisnaları var.

Esas olarak aday ülke mevzuata uymak zorunda. Üstelik müzakere öyle hemen de açılmıyor.

Önce aday ülke biraz ilerleme kaydediyor, komisyonun belirlediği bazı eşiklere geliyor (ki burada yasal uyumla beraber uygulama da olduktan sonra demek lazım, o da çok önemli), ondan sonra müzakere başlığı açılıyor.

Sonra komisyon ve 25 üye ülkenin onayıyla o başlık kapatılabiliyor.

Al-ver bölümü ise örneğin bütçeyle ilgili konularda olabiliyor. Diyelim ki, aday ülkenin birlik bütçesine katkısının ne kadar olacağı konusunda.

Ya da müstakbel üyenin AB Bakanlar Konseyi'ndeki ağırlıklı oy oranı ve Avrupa Parlamentosu'ndaki sandalye sayısı. Bunlar da pazarlığa tabi.

Bir de geçiş dönemleri olabiliyor, yani aday ülke diyor ki "Ben bunları hemen yürürlüğe koyamam, bana zaman ver."

Ya da birlik üyeleri diyor ki "Bu konuda geçici olarak kısıtlamalar koymamız gerek. Bunun için şu kadar süre lazım."

Geçmişteki uygulamalara baktığımızda bunlar genellikle tarım sübvansiyonları, yapısal fonlar, bölgesel yardımlar ve çalışanların serbest dolaşımıyla ilgili olabiliyor.

BBC: Müzakereler her bir başlıkta bayağı ayrıntıya iniyor değil mi?

Mesela "Kasapta şu etle bu et yanyana duramaz; beyaz peyniri satarken de adına dikkat edin," gibi maddeler Türkiye'nin karşısına çıkabilir.

BAHADIR KALEAĞASI: Beyaz peyniri Avrupa'da genel olarak tanınan adıyla, yani 'feta' adıyla pazarlamakta sorun olabilir.

Danimarkalılar da 'feta' diye pazarlıyordu (ki onlar da çok ilerlemiştir peynir endüstrisinde) ama Yunanistan 'feta'nın isim hakkını alınca başka isim aramak zorunda kaldılar.

Biz de beyaz peyniri 'beyaz peynir' diye satarız da 'feta' diye satamayız. Halbuki Avrupalı tüketici bu adla tanıyor, belki daha kolay olurdu pazarlamak.

Ama pastırmanın isim hakkını da biz alabiliriz, hiçbir engel yok önümüzde.

BBC: Peki müzakereler sırasında en dikenli maddeler ne olacak sizce?

BAHADIR KALEAĞASI: Türkiye'nin önceden belli hazırlıklar yaptığı alanlar, nisbeten daha kolay olacak. Gümrük birliği, ticaret vs gibi.

 İyi bir müzakere stratejisi geliştirmek gerekiyor. AB'nin bugününe değil, yarınına uymamız lazım.

Ama ortak tarım politikası ve sosyal politika alanlarında Türkiye'nin AB ile müzakereleri hemen başlamayabilir veya önce alt başlıklar açılabilir.

Kaldı ki tarım politikasında AB kendi içinde bir reforma gitmek zorunda. İşlemeyen, tıkanmış bir tarım politikası var.

Sosyal politikada da AB küresel ekonomik rekabet gücünü kaybetmek üzere olduğu için, orada çok ağır bir bürokrasi yaratılmış durumda şirketler üzerinde.

Ama bu iki politika dışındaki alanlarda aşağı yukarı hızlı gidilecektir.

Bir de her zaman sona bırakılan alanlar vardır, bütçe ve kurumsal konular gibi. Onlar önümüzdeki altı yıldan sonra gündeme gelecektir sanıyorum.

BBC: Türkiye'nin şimdi neler yapması gerekiyor sizce?

BAHADIR KALEAĞASI: Türkiye tabii çok önemli bir dönüşüm sürecine giriyor.

Herşeyden önce bu işin yapısının iyi kurulması gerek. Çok bariz bir durum var, Türkiye mevcut devlet yapısıyla, bu bürokratik kültürüyle müzakere sürecini uzun bir süre etkin şekilde götüremez.

Diğer taraftan tabii insan sermayesi çok önemli. Bürokraside, diplomaside, özel sektörde, sivil toplum kuruluşlarında, akademide, medyada bu konuyla ilgili belli bir bilgi birikimi var insanlara tek tek baktığımızda.

Ama bu insan sermayesinin içinde verimli olabileceği sistem yok.

Üstelik bu insan sermayesi, müzakerelerin ilk dönemi için yeterli ama ondan sonrasını hazırlamamız gerekiyor. Çok daha geniş kadrolara ihtiyacımız var.

Diğer bir husus, iyi bir müzakere stratejisi geliştirmek gerekiyor. Bunun için de bugünkü AB'nin yanısıra birliğin nereye doğru gittiğini, neleri değiştirmek zorunda olduğunu görmemiz gerekiyor.

AB'nin bugününe değil, yarınına uymamız lazım. Bugün yaptığı hatalara, değiştirmeye çalıştığı şeylere uyum sağlamaya çabalamak, Türkiye'ye zarar verebilir.

Tabii stratejik çerçeve derken, küresel düzeni de gözönünde bulundurmamız lazım.

Dünya Ticaret Örgütü, ABD ile AB arasındaki ilişkiler, Çin, Hindistan, Japonya gibi büyük ekonomik güç odaklarıyla ilişkilere dikkat edip, kendi Avrasya eksenindeki ilişkilerimizi de bunlara iyi entegre etmemiz gerekiyor.

Şimdiye kadar sadece ikili ilişkiler mantığıyla yaklaştık bu konuya.

İlgili haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik