You’re viewing a text-only version of this website that uses less data. View the main version of the website including all images and videos.
AKP'nin yasa teklifi, kadına karşı işlenen suçları önlemekte ne kadar etkili olabilir?
- Yazan, Fundanur Öztürk
- Unvan, Ankara
AKP tarafından Meclis'e sunulan yasa teklifinde, kadına karşı işlenen bazı suçlarda cezai yaptırımın artırılması öngörülüyor. Hukukçulara göre olumlu sayılabilecek bazı düzenlemeler içeren yasa teklifi, kadına yönelik şiddeti önlemek açısından hala yetersiz ve İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin sebep olduğu boşluğu doldurmaktan çok uzak.
Yasa teklifine göre kamuoyunda "iyi hal indirimi" olarak bilinen "hâkimin takdir yetkisi" için belirli koşullar getiriliyor.
Pek çok olayda indirim nedenlerinin belirlenmeden indirim uygulandığı belirtiliyor ve "failin duruşmada mahkemeyi etkilemeye yönelik şekli tutum ve davranışlarının" takdiri indirim kapsamına alınamayacağı kaydediliyor.
Failin yargılama sürecindeki davranışları yerine, "pişmanlığını gösteren davranışlarına göre" takdiri indirim hakkının kullanılabileceği hükme bağlanıyor.
BBC Türkçe'ye konuşan hukukçulara göre bu madde, "pişmanlık" ifadesi sebebiyle hala muğlak ve yoruma açık.
Avukat Ezgi Koç, "Çok pişman olduğunu söylemesi yeterli olacak mı? Bu maddede her şey yoruma dayalı. Hâkim hala fail yararına cezayı hafifletmek için bu maddeyi kullanabilir" diyor.
Avukatlar pek çok kadına şiddet davasında faile uygulanan iyi hal indirimlerinin yasa eksikliğinden değil, hakimlerin cinsiyetçi bakış açısından kaynaklandığını belirtiyor.
Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Avukat Ceren Kalay Eken, bu değişiklikle birlikte iyi hal uygulamasının önüne geçilemeyeceğini çünkü sorunun zaten uygulayıcılarda olduğunu kaydediyor.
Öte yandan Koç, yasa teklifine göre hakimlerin artık iyi hal indirimi uyguladığında bunun gerekçesini yazılı olarak sunması gerektiğini ve bu düzenlemenin faydalı olacağını belirtiyor.
'Israrlı takip suçunun cezası caydırıcı değil'
Kadının öldürülmesiyle sonuçlanan pek çok kadına karşı şiddet vakasında, kadınların öncesinde failler tarafından ısrarlı takibe maruz kaldığı görülüyor.
Bu yasa teklifi ise "ısrarlı takip" fiili ilk kez Türk Ceza Kanunu'nda müstakil bir suç olarak düzenleniyor ve 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.
Israrlı takip fiilinin TCK'da ayrı bir suç olarak belirlenmesi olumlu bir gelişme olarak görülürken, bir fiilin ısrarlı takip sayılabilmesi için "çok fazla şartın arandığı" ifade ediliyor.
Teklife göre bir fiilin ısrarlı takip suçu sayılabilmesi için "ısrarlı şekilde fiziken takip etmek, haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak" fiillerinin, "mağdurda ciddi bir huzursuzluk oluşmasına ya da mağdurun kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasına neden olması" gerekiyor.
Avukat Selin Nakıpoğlu, ısrarlı takibin ciddi bir şiddet bir biçimi olduğunu söyleyerek, belirlenen ceza süresinin caydırıcı olmayacağını değerlendiriyor:
"Israrlı takip maruz kalanda hayatını zehreden bir boyuta ulaşıyor. Ancak 6 aydan 2 yıla olan suçta fail cezaevinde girmiyor, cezası erteleniyor. Israrlı takip suçunun basit halinde bile alt sınırı iki sene olmalı."
Düzenlemeyle ayrıca ısrarlı takip suçlarının uzlaştırma kapsamı dışında tutulduğunu belirten Koç ise, sadece ısrarlı takibin değil kadına karşı işlenen tüm suçların uzlaşma dışı bırakılması gerektiğini belirtiyor.
Kadın öldürmenin cezası ağırlaştırılırmış müebbet olacak
Teklifte "kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet ve tehdit suçları" bakımından mağdurun kadın olması hali, cezayı ağırlaştırıcı neden olarak kabul ediliyor ve kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu katalog suçlar arasına alınıyor.
Ayrıca kasten öldürme suçunun kadına karşı işlenmesi halinde müebbet ceza yerine "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezası öngörülüyor.
Eken'e göre katalog suçlara kadına yönelik yaralamanın getirilmesi, tutuklamayı kolaylaştırmak açısından oldukça iyi bir gelişme:
"Kadını yaralayan kişiler genelde tutuklanmıyordu ve bunun halktaki izdüşümü 'nasılsa tutuklanmayacağım' şeklinde oluyordu.
"Çünkü tutuklama olmadıkça fail güçleniyor. Sen 30 kere de şikâyet etsen, hâkim nasılsa önce çağırıp sonra bırakıyordu. Ancak şimdi yaralanma vakalarında tutuklama olacak."
Eken, kadını kasten öldürme suçunun nitelikli hal kapsamına alınarak müebbet yerine ağırlaştırılmış müebbet cezası öngörülmesini de olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor:
"Türkiye'de bir kişi ağırlaştırışmış müebbet dahi alsa, mevcut infaz rejimi sebebiyle maksimum yatarı 30 yıldır. Müebbet cezalarının yatarı ise 15 yıla kadar düşebiliyor.
"O yüzden kadını kasten öldürme suçunun doğrudan ağırlaştırılmış müebbet ile cezalandırılması, faillerin çekeceği cezayı artıracak."
"Örneğin bir adam müvekkilime, 'Ben birini öldürdüm ve dört yılda çıktım. Seni de öldürür, dört yıl daha yatarım' diyor. O adam muhtemelen 10 yıl ceza aldı ama cezada indirim, infazda erteleme ve açık cezaevi derken 4 yıl yatıp çıkmış."
Koç ise, "Artık kadın cinayetlerinin cezası, cinayetin tasarlanıp tasarlanmadığına bakılmadan ağırlaştırılmış müebbet olacak. Ama takdiri indirim varken hâkim hala ağırlaştırılmış müebbeti, müebbete çevirebilir" diyor.
Nakıpoğlu ise TCK'da yapılacak bu değişiklikteki "kadına karşı" ibaresinin, Anayasa'daki eşitlik ilkesi sebebiyle AYM tarafından iptal edilebileceğini değerlendiriyor.
'Her şeyden önce infaz kanununun değişmesi gerekiyor'
Yasa teklifi olumlu düzenlemeler içerse de esas işin yasa uygulayıcılarında biteceğini söyleyen hukukçular, Türkiye'nin bu konudaki karnesinin iyi olmadığını değerlendiriyor.
Örneğin beş gün önceki Yargıtay kararında, 2014 yılında evlilik teklifini kabul etmeyen Hatice Kaçmaz'ı 16 yerinden bıçaklayarak öldüren Orhan Munis'in cezası, reddedilme karşısında "duygusal çöküntü" yaşadığı gerekçesiyle düşürüldü.
Yargıtay, evlenme teklifi ettiği sırada yanında bıçak bulunan Munis'in cinayeti tasarlayarak işlemediğini, "tutku derecesindeki aşırı sevgiden kaynaklı duygusallığın etkisiyle ve ruh halinde yarattığı hiddetle yanına bıçak aldığını" savundu.
14 erkek üyenin oyuyla alınan kararda, "Kaçmaz'ın, evlilik teklifini kabul etmesi halinde Munis'in cinayeti işleyemeyebileceği" vurgulandı:
"Sanığın eyleminin, isteğinin kabul edilmemesinden kaynaklanan duygusal çöküntü ve hiddetin etkisi altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir."
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca verilen kararlara itiraz edilemediği ve bu açıdan en üst karar merci olduğu düşünüldüğünde hukukçular, toplumsal cinsiyet eşitliğinin benimsenmediği toplumlarda "en iyi yasanın" bile kötü uygulanabileceğini belirtiyor.
Koç, "Pınar Gültekin'i vahşice katleden ve tasarlayarak öldüren insanlardan bazıları tahliye edildi. Sadece ceza maddesine koyulması yetmiyor, bunun uygulanması önemli" diyor.
Hukukçuların dikkat çektiği bir başka konu ise infaz kanunu.
Türkiye'de 6 yılın altındaki hapis cezalarında faillerin cezaevine girmediğini söyleyen Eken, "Erkekleri güçlendiren sistem de bu. Her şeyden önce kadına yönelik şiddet vakalarında tutuklamayı kolaylaştırmak gerekiyor" diyor.
Koç da "İnfaz kanununda ısrarlı takip, eziyet, kişinin huzur ve sükûnunu bozma gibi ciddi suçların hepsi infaz sınırının altında kalıyor. İnfaz erteleme kavramı da çok geniş kullanıldığı için, kadına şiddet failleri infaz ertelemeden de yararlanabiliyor" diyor.
İstanbul Sözleşmesi'ne alternatif olabilir mi?
Peki, bu düzenleme İstanbul Sözleşmesi'ne "alternatif" olabilir mi? Hukukçulara göre bu sorunun cevabı çok kesin bir şekilde 'hayır'.
Bu düzenlemenin sadece kadına karşı şiddetin cezalandırılmasında değişiklik öngördüğü, ancak İstanbul Sözleşmesi'nin tüm kamu kurumlarında ve sosyal politikalarda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını hedeflediği belirtiliyor.
"Dünyanın hiçbir yerinde sadece cezayı ağırlaştırarak sorunu çözemezsin" diyen Koç, İstanbul Sözleşmesi'nin ise ilk basamaktan itibaren toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı bir toplum inşası için kamu otoritelerine görevler verdiğini belirtiyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin toplumda ve yasa uygulayıcılarda derin boşluklara yol açtığını söylüyor.
Ataselim'e göre, kadına yönelik şiddetle mücadele edebilmek için çözümün odağına toplumsal cinsiyet eşitsizliğini koymak gerekiyor:
"Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı ve bu konudaki eğitim modülleri müfredattan, yargı mensuplarına yapılan eğitimlerden ve tüm mevzuattan çıkarıldı.
"Siyasi iktidarın attığı her adımda, toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı hamleler yaptığını görüyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği denilemediği her durumda, sorunun esas çözümünden uzaklaşılıyor demektir.
"Sorunun sonuçlarının yarattığı ceza kısmını konuşmaktan önce, önleyici politikalara ağırlık verilmesi gerekirken bunun yapılmadığını görüyoruz."
Ataselim ayrıca 6284 sayılı yasayı uygulamayan kamu görevlileri ilgili etkin yaptırımlar olmadıkça, hiçbir yasal düzenlemenin etkili olamayacağını belirtiyor.