|
28 Mart 2008 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'ye iki günlük bir resmi ziyaret düzenleyen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve eşi Carla Bruni-Sarkozy'nin fotoğrafları bugün de sayfaların büyük bölümünü kaplamayı sürdürüyor.
Independent, Sarkozy'nin işbirliği önerileri ile 'İngiltere'nin de paylaşabileceği bir Avrupa vizyonu' ortaya koyduğuna inanıyor. "Başbakan Brown, Lizbon Anlaşması parlamentodan geçene dek Avrupa konusunda ilgisiz bir tavır izlemenin hem kendisi hem de hükümeti için en iyisi olduğuna inanıyor olabilir. Ancak Sarkozy’nin söylediklerinin birazı bile doğruysa, aslında burada yakalanması gereken bir fırsat var." Guardian ise bu ziyarette iki ülkenin siyasetlerini geniş bir yelpazede eşgüdüm içinde sürdürmekte uzlaştığına ve bunun iki ülke ilişkilerini tarihte görülmemiş şekilde "sistematik ve kurumsallaşmış bir kimliğe" büründüreceğine dikkat çekiyor. Bununla kastedilen düzenli yapılacak görüşmeler. "Hükümet yetkilileri her üç ayda bir, üst düzey bakan ve yardımcıları altı ayda bir, liderlerse her yıl görüşecek. İki ülke liderleri ayrıca önemli zirvelerden önce bir araya gelerek ortak tavır belirleyecek. Büyük savunma ihaleleri ile BM reformundan, mali denetim ve küresel ısınmaya pek çok konuda ortak tavır koyacaklar." Daily Telegraph ise İngiltere'ye ziyarette verilen mesajı "Avrupa Birliği'ne tam anlamıyla üye olun" şeklinde özetlemiş. Gazete, tarafların ortak tarım politikası, entegrasyon gibi konularda farklı düşündüklerinin altını çizmiş. Daily Telegraph yazarlarından Con Coughlin de Fransa'nın NATO'nun askeri kanadına yeniden katılma ve Afganistan'a asker takviyesi önerisini ele almış. Bu sözlerin çok benzerlerinin geçen yıl Washington’da verilmiş olduğunu belirten yazar, asker takviyesi önerisinin de fazla heyecan yaratmaması gerektiği görüşünde. "Sarkozy NATO'ya katılma konusunda ciddiyse bile, bunu ancak Fransa'nın belirleyeceği şartlar yerine gelirse yapacak. Fransa, Afganistan'daki askerlerini de NATO işleri onların dediği şekilde yaparsa artıracak. Böyle bakınca Sarkozy'nin büyük jesti birden pek de büyük gözükmüyor. NATO daha fazla muharip asker istiyor olabilir, ama bunun için her bedeli ödemeye de hazır değil. " Sarkozy bu konudaki önerilerini yaklaşan NATO zirvesinde netleştirecek. Financial Times'a bir mülakat veren NATO genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer asker sayısının artması ihtimalinden gayet hoşnut görünüyor: "Scheffer, Afganistan'a asker katkısının artması konusunda 'parçaların yerine oturmaya başladığını' söyledi. Başka ülkelerden destek görmezse Afganistan'dan çekilebileceği uyarısında bulunan Kanada'nın 'istediği desteğe kavuşacağını' da ekledi. Financial Times, Scheffer'e göre zirvenin başarısını asıl Rusya ile yapılacak toplantının belirleyeceğini kaydediyor: "Jaap de Hoop Scheffer, Rusya Başkanı Vladimir Putin'i gelecek haftadaki zirvenin "yararsız söylemlerle" bulandırılmaması konusunda uyardı. Scheffer "Gelecek hafta ne kadar uyumlu bir müzik duyabileceğimiz büyük oranda Başkan Putin'in NATO-Rusya Konseyi'ndeki söyleminde kullanacağı tona bağlı olacak" dedi. Scheffer, "Füzelerimizi A, B, C kentlerine çeviririz gibi söylemlerden kaçınmaya gayret edelim" diye konuştu. Basra ve Bağdat'ta operasyonlar Irak güvenlik güçlerinin Basra’da özellikle Mukteda es Sadr denetimindeki Mehdi Ordusu'na karşı başlattığı; ancak ülkenin daha pek çok kentine yayılan operasyon da yakından izleniyor. Independent, "fazla bir ilerleme sağlanamayan operasyon Irak hükümetinin otoritesinin ne kadar zayıf temellere oturduğunu gözler önüne serdi" yorumunu yapmış. "Dün Bağdat'ta Mukteda es Sadr'ın binlerce taraftarı sokaklarda Maliki hükümetinin devrilmesini isteyen sloganlar atarak yürüdü. Eylemcilerden Hüseyin Ebu Ali, 'Maliki hükümetinin yıkılmasını istiyoruz. Halkı temsil etmiyorlar. Bush ve Cheney'i temsil ediyorlar' diyordu. "Basra'da hükümetin 15 bin kadar askeri bir o kadar da polisi var. Ancak bu iki milyon nüfuslu bir kent için çok önemli bir sayı değil. Polis de militanlarla ilişkili olduğundan Mehdi Ordusu karşısında fazla güvenilir bir güç olmayabilir." 'Irak polisinden memurların, üniformalarını çıkarıp, devletin verdiği silahlarıyla militan grupların saflarına döndüğü' haberlerine dikkat çeken Times'a göre, "İngilizler polis kuvvetlerine doğru düzgün ateş etmeyi öğretmiş olabilirler, ama devlete sarsılmaz bir sadakatle bağlılık duygusu aşılayamamışlar" "Basra'dan gelen haberler, Iraklı askerlerin kayda değer bir ilerleme kaydedemediğine ve militanların silah bırakması için verilen mühlete uyulmadığına işaret ediyor. Times, krizin İngiltere'nin yakın zamanda bölgeden çekilme planlarını askıya almasına yol açacağına inanıyor. Gazetenin savunma bakanlığına dayanarak aktarduığı habere göre, bu bahar dört bin askerden 1.600'ünü geri çekme planları allak bullak olmuş durumda. Gazetenin dış haberler editörü Richard Beeston'a göre Basra'daki dört bin kadar İngiliz askeri önünde iki ihtimal var: "Çarpışmaya hazırlanmak ya da savaşın kaybedildiğini itiraf etmek..." "İngiltere nihayet Irak'ın güneyindeki mücadelesini kaybettiğini itiraf ederse, bu yüz kızartıcı bir çekilme ve Basra'nın denetimini de bundan hiç hoşnut olmayacak Amerikalılara teslim etmek anlamına gelebilir. Amerikalı yetkililer şahsi sohbetlerde Basra'daki sorunların kökeninin zaten, başta İngilizlerin buraya yeterli sayıda asker göndermemiş olmasında yattığına inanıyorlar. Gazete başyazısında da çekilmenin askıya alınmasını, hatta asker sayısının bir süreliğine artırılmasının bile gerekebileceğini savunuyor; başka türlü hareket etmenin 'sorumsuzluk' ve 'görevi ihmal' olacağını söylüyor. Financial Times da Iraklıların hükümeti ve devlet kurumlarını 'farklı siyasi hiziplerin arpalıklarından oluşan bir yamalı bohça' gibi görmeye başladığını kaydetmiş. "Maliki'nin açmazı şu: Silahlı grupların liderlerine eşitiymiş gibi muamele ederse, hükümeti zayıf görünecek. Ama onları görmezden gelirse, yandaşlarının sokağa dökülüp hükümete güç kullanarak direnmesi ihtimali var." Financial Times başyazısında, Irak ordusunun şimdiye dek üstlendiği bu en büyük operasyonun başarısız olması durumunda bölgedeki gelişmelerin daha da karanlık bir noktaya gidebileceği uyarısında bulunuyor: "Bu olaylar, Irak'ın çok boyutlu iç savaşında yeni bir aşamaya işaret edebilir, Amerikan (ve geri kalan İngiliz) kuvvetlerini de çoğunluk olan Şii toplumu içindeki iktidar kavgasının içine çekebilir. "Mukteda es Sadr, birleşik bir Irak'ın başlıca Şii lideri ve aynı zamanda da Arap milliyetçisi lideri olmak istiyor. Ve bu nedenle Maliki ve Amerikan işgali için ölümcül bir tehdit olarak görülüyor. "Sadrcılar, 2005 seçimlerinden en büyük parti olarak çıktılar. ve çoğunluktaki yoksul Şiilerin siyasi iradesinin yansıması durumundalar. Bu nedenle askeri yöntemlerle saf dışı edilemezler. Amerikalılar öncülüğündeki işgal kuvvetlerinin Şii militanlar arası güç denemesinde taraf tutması ise ne kendileri, ne de Irak'ın geleceği için faydalı olur." Hillary Clinton'a son darbe mi? Times yazarlarından Gerard Baker, Demokrat Parti'nin başkan aday adaylarından Hillary Clinton'ın başarı şansının ciddi şekilde azaldığını düşünüyor. Buna gerekçesi, geçtiğimiz günlerde Balkanlarda keskin nişancı ateşi altında kaldıklarını anlattıktan kısa süre sonra, aksi bir duruma işaret eden görüntülerin ortaya çıkması ardından Clinton'ın sözlerini geri almak zorunda kalması. Baker 'Bu olay yalancı Hillary'nin tabutuna bir çivi daha çaktı' diye yazmış. "Bosna konusunda yanlış şekilde kullandığı sözler, Bayan Clinton hakkında çok daha ciddi bir gerçeği ortaya çıkardı. Bu da ön seçimlerde sürekli vurguladığı, Beyaz Saray'da geçirdiği sürenin kendisine başkan olmak için gerekli deneyimi kazandırdığı şeklinde, gerçek olmayan iddiaydı. "First Lady'ler dış politika konusunda hakiki bir deneyim kazanmazlar. Örneğin Bayan Clinton'ın iddia ettiği gibi Kuzey İrlanda barış sürecinde etkin bir rol oynamadığını, iddia ettiği gibi Balkanlar konusunda görüş sunmadığını, hatta ulusal güvenlik konusundaki ciddi sohbetlerde bulunmak için gerekli güvenlik iznine bile sahip olmadığını biliyoruz." Baker, umut bağladığı Michigan ve Florida ön seçimlerinin iptali kararının da teyit edilmesiyle; Clinton için "artık ön seçim sezonunu Obama'nın önünde tamamlamasının imkansız" hale geldiğini yazıyor. Zimbabve seçimlerinde hile öngörüsü Guardian hafta sonunda seçime gidecek Afrika ülkelerinden Zimbabve'deki durumu ele alıyor: "Muhalefet, başkanlık ve milletvekilliği seçimlerine hile karıştırılırsa Kenya'daki gibi kitlesel protestolara gidileceği uyarısında bulunurken, Robert Mugabe de herhangi bir eylemi orduyu kullanarak bastıracağını söylüyor. Seçim izleme grupları iktidardaki Zanu-PF partisinin milyonlarca fazladan oy pusulası bastığını, kırsal alandaki seçmenleri yiyeceklerini kesmekle tehdit ettiğini ve seçmenlere yardım adı altında polisin de seçmenlerle beraber oy kabinine gireceğini söylüyorlar." Seçimleri başyazısında işleyen gazetelerden Daily Telegraph'a göre bu ortamda seçimi 'Robert Mugabe'nin kazanmasının temin edileceğine' hiç şüphe yok. Ancak gazete, 'Mugabe bir gün gidecek' diye ekliyor... Tibet'te gergin ortam Tibet'i ziyaret etmesine izin verilen çok az sayıdaki yabancı gazeteciden birisi olan Financial Times muhabiri Geoff Dyer izlenimlerini anlatmayı sürdürüyor. Dyer, Lhasa'daki turları sırasında aniden bir manastırın salonuna ağlayıp bağırarak giren Tibetli rahiplerin, Çin'in yansıtmak istediği tablodan farklı bir görüntü oluşturduğunu belirtiyor. Dyer, yirmili yaşlarındaki rahiplerin manastırların polis denetiminde olduğu, içeride ibadet ederken görülenlerin aslında yetkililerce özellikle getirildiği iddialarını aktarıyor. Yetkililerinse bunu yalanladığını kaydediyor. "Çin gazetecileri davet ettiğinde kente uyumun döndüğünü göstermek istiyordu. Dikkatli bir senaryo şeklinde düzenlenmiş uyum gösterisi ise Lhasa hakkında çok farklı bir öykünün ortaya çıkmasıyla son buldu." "Görüştürüldüklerimiz, daha çok eylemlerin mağduru olmuş Han Çinlileriydi ve olaylar konusunda Dalay Lama ile işbirliği yapan 'suç unsurlarını' itham ediyorlardı. (Çin denetimindeki) Tibet hükümetinin başkan yardımcısı ise "tüm etnik gruplar bu suç faaliyetlerini kınamak konusunda tek vücut. Bu isyanın etnik kökeni olduğunu savunanlar farklı etnik gruplar arasında etnik gerginlik yaratmak isteyenlerdir" diyordu. Ancak Dyer, kimi anlarda kendilerine sunulan tablonun 'prova edilmiş' izlenimi yarattığını söylüyor. Financial Times, Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin Çin'den oyunlar sırasında yayın akışının kesilmeyeceği ve engellenmeyeceği konusunda teminat istemesinin kaygıların bir yansıması olduğunu ekliyor bir diğer haberinde. Gazeteye göre, özellikle Yunanistan'da meşale yakılırken düzenlenen protesto sırasında yayınların kesilmesi Avrupa ülkelerinde bu kaygıları güçlendirdi. Sığınma siyasetinde değişim çağrısı Independent, bugün ilk sayfasında kendilerine gönderilen bir mektubu yayımlamış. Gazeteye göre, bu mektup Lordlar Kamarası üyelerinin sığınma siyaseti konusundaki isyanının resmi... Konu, 19 yaşındaki İranlı Mehdi Kazımi'nin sığınma başvurusunun reddi. Kazımi eşcinsel olduğu için İran'a geri gönderilirse idam tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını söylüyor. Parlamentonun üst kanadı Lordlar Kamarası'nın 17 üyesi, gazeteye gönderdikleri açık mektupta, hükümete İran'a sınırdışı uygulamasının dondurma çağrısı yapıyorlar: "Bir grup önde gelen Lordlar Kamarası üyesi bugün hükümete göçmenlik siyasetinde radikal bir değişikliğe gitme çağrısı yapacaklar. Sığınma başvuruları reddedilenlerin İran'a iadesine moratoryum uygulanması çağrısı yapanlar, Mehdi Kazımi vakası karşısında, değişikliğinin hükümetin başvurabileceği 'tek ahlaki yol' olduğunu savunuyorlar." Heathrow'da karmaşa Avrupa'nın en işlek havalimanı olan Heathrow'da dün Beşinci Terminal'in hizmete açılışını Times felaket, Guardian kaos, Independent fiyasko olarak nitelemiş. Financial Times'ın muhabiri, Brüksel'e valizsiz gittiğini, valizinin kendisini Londra'ya götürecek uçakla Brüksel'e indiğini ama aynı uçakla geri dönmesi sağlanamadığından yolculuk boyunca buluşamadıklarını anlatıyor ilk sayfada... Geri dönüşünde ise "İngilizlerin beceriksizliği yüzünden gözlerimden yaşlar fışkırmak üzere" diyen yolcularla karşılaşınca, kendisinin şanslı olduğuna karar vermiş. 8,5 milyar dolara mal olan terminalin bagaj işleme sistemlerindeki sorunlar nedeniyle binlerce kişi valizleri olmadan uçmak zorunda kalırken, 34 uçuş da iptal edildi. Aksamaların bugün de sürmesi bekleniyor. Independent, dün yaşanan sorunlar bir yana, iç ve dış yolcuların aynı salonlarda tutulması nedeniyle güvenlik kaygıları olduğunu anımsatıyor, ancak "daha da önemlisi, bu terminal Heathrow'da yeni bir pist ya da uçuş sayısında artışa gidecek yolda bir ilk adım olmamalı" diyor... 'İşçi Partisi'ne destek düşüyor' Daily Telegraph kamuoyu yoklama şirketi Yougov ile olağan anketlerinden birini yapmış. Gazete İşçi Partisi'ne desteğin iyice düştüğünü ilan ediyor. Gazete göre küresel ekonomi konusundaki karamsarlık, ekonomiye duyulan güveni ve hükümetin ekonomiyi iyi yönettiğini düşünenlerin sayısını azalttı. İşçi Partisi bu ankete göre, yüzde 29 seçmen desteği ile yüzde 43 destek toplayan muhalefetteki Muhafazakarların 14 puan gerisine düştü. Bu bugün bir seçim olsa muhafazakarların 100 sandalye farkla çoğunluk olacağını gösteriyor. "Ancak bugünkü anket gösteriyor ki, muhafazakarlar artık korku ya da nefretle karşılanmıyor olsalar da, hala pek de sevilmiyorlar. Dolayısıyla muhafazakarların göstermesi gereken sadece İşçi Partisinin neden iktidar olmaya uygun olmadığı değil, kendilerinin de neden bunu yapabilecek durumda olduğu." | İlgili haberler 27 Mart 2008 Basın Özeti27 Mart, 2008 | Basın Özeti 26 Mart 2008 Basın Özeti26 Mart, 2008 | Basın Özeti 25 Mart 2008 Basın Özeti25 Mart, 2008 | Basın Özeti 24 Mart 2008 Basın Özeti24 Mart, 2008 | Basın Özeti 23 Mart 2008 Basın Özeti23 Mart, 2008 | Basın Özeti 21 Mart 2008 Basın Özeti21 Mart, 2008 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||