|
25 Mart 2008 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Yunanistan'da dün bu yaz yapılacak Olimpiyat meşalesinin yakılması töreni sırasında Tibet'e destek vermek üzere düzenlenen protesto eylemleri bugün tüm İngiliz gazetelerinde yer bulmuş.
Independent, eylemi bir 'niyet beyanı' olarak niteliyor ve "Çin, Olimpiyat meşalesinin dünya turu sırasında karşı karşıya kalabileceği eylemlerin ilk örneğini gördü" diyor. Times, İngiltere'de şimdiden meşalenin 6 Nisan'daki turu öncesinde eylemler planlandığını polisin de meşaleyi korumak için iki bin polis seferber edeceğini belirtiyor. "İkinci Dünya" adlı bir kitabın yazarı Parag Khanna, Guardian'da yer alan makalesinde, Tibet ve Şincan bölgesinde yaşanan gerginlikleri Çin'in Amerika gibi bir 'imparatorluk' haline gelmesi sancıları olarak yorumlamış. "İçten içe özgür bir Tibet fikrini savunmayan bir batılı bulamazsınız. Ama ya Amerikalılar sizce hiç Teksas ya da California'dan vazgeçer mi?" diye başlayan yazıda Khanna, Çin ve Rusya arasında 1800'lerin sonunda yapılan anlaşmalar ardından Batı Türkistan'ın Sovyet Türkî cumhuriyetlerine, Uygurların yaşadığı doğu Türkistan'ın ise Şincan eyaletine dönüştüğünü hatırlatıyor. Yazar, en büyük eyaletlerinden Şincan ve Tibetsiz bir Çin'in, batı yarısı olmayan bir Amerika'dan farksız olacağını savunuyor. "Hem Tibet hem Şincan'ın talihsizliği, Çin'in istediği kaynaklara sahip olmaları ya da bunların yolu üzerinde bulunmalarından kaynaklanıyor. Tibet ve Şincan'da bugün Amerika'nın 200 yıl önce batıya doğru yaptığı genişleme hareketini andıran şekilde; farklı etnik grupları kapsayan bir imparatorluğu doğuşu için ortam hazırlanıyor... "Çinliler ülkenin batısındaki faaliyetlerini Amerikalı yerleşimciler gibi görüyorlar: Bu bölgelere kalkınma ve çağdaşlık götürdüklerini düşünüyorlar. Çin milliyetçiliğinin yeni mitolojisi, azınlıkları silmekten değil, onlara babacan bir devlet içinde ortak bir statü vermekten geçiyor: Uygur ve Tibetlilere Han soyundan olmasalar da siz Çinlisiniz deniyor." "Tibetliler ve Uygurlar komşuları Moğol, Kırgız, Tacik ya da Afganlardan daha müreffeh hale gelebilir; bu da Çin'in Asya'da iyi niyetli bir hegemonya iddiasını destekleyebilir. Ancak Çin önce bu hâkimiyeti kuracak ondan sonra bunu konuşmaya yanaşacak." Dolayısıyla, Khanna Çin'in Tibet konusundaki savlarında değişiklik beklemiyor. Pakistan'da yeni dönem Pakistan'da Yusuf Rıza Gilani'nin başbakan olarak ilk icraatının gözaltındaki yargıçları serbest bırakmak olması ardından, ülkeyi ve Cumhurbaşkanı Müşerref'i bekleyen gelecek tartışılıyor... Gazetelerde serbest bırakılan eski başyargıç İftihar Çaudri'nin gül yaprakları yağmuruna tutulmasının fotoğrafları yer alıyor. Independent "Çaudri'nin serbest bırakılması iktidarın Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref'in elinden nasıl kayıp gittiğinin en açık işaretiydi" diyor. "Ancak Çaudri ve 60 kadar yargıcın görevlerine iade edilip edilmeyeceği bir başka mesele. Pakistan'ın en büyük iki partisi iktidara geldiklerinde bunu yapacakları sözünü vermişlerdi. Ama şimdi (Gilani'nin) Pakistan Halk Partisi PPP içinde bazı yetkililer Çaudri'nin bürokrasiyi sarsma hevesinin hükümetin işleyişini zorlaştırmasından endişe duyuyorlar." Gazete başyazısında da konuyu "Yeni bir başlangıç ve bir ulusun geleceği için temkinli umutlar" başlığıyla ele almış: "Benazir Butto'nun öldürülmesi sonrasındaki saat ve günlerde, Pakistan için ufuk uzun yıllardır olmadığı kadar karanlıktı. Ancak üç ay sonra en kara bulutlar dağılıyor gibi... "Dün ülke, pek çoklarının aklından geçmeyecek üç olaya tanık oldu: Yeni parlamento yeni başbakanı onayladı. Başbakan Gilani tüm yargıçların serbest kalacağı sözünü verdi, bir kaç saat sonra eski başyargıç İftihar Çaudri cezaevinden çıktı. "Çaudri'nin özgürlüğü hem Gilani'nin gücünü gösterebileceğinin, hem de Müşerref'in seçilen hükümetle işbirliği yapacağı sözlerinde ciddi olduğunun kanıtıydı. Tüm bunlar Pakistan için bir umut ortamı yaratıyor. Bugünden sonra Pakistan'ın hiç bir zorlukla karşılaşmayacağını söylemek güç. Ancak istikrar sağlanması, bu yılın başına göre çok daha güçlü bir olasılık... " Eski meclis başkanı Gilani, dün mecliste 42'ye karşı 264 oyla başbakanlığa seçilmişti. Guardian, "Gilani'nin zaferi, Pakistan'ın tarihindeki en güçlü hükümetlerden biri haline gelebilecek dört partili koalisyonun etkisini ortaya koydu." değerlendirmesini yapıyor. "Müşerref'in seçenekleri ise gitgide daha nahoş görünüyor. Yeni hükümet, aleyhinde azil talebi getirecek üçte iki çoğunluğa sahip. Bunu atlatsa bile Müşerref'in yetkileri büyük olasılıkla sınırlanacak ve rolü sembolik hale indirgenecek." Medvedev'den NATO'ya uyarı Financial Times, ay başında Rusya Federasyonu Başkanlığına seçilen Dimitri Medvedev ile bir özel mülakat yapmış. Gazete Kremlin'de iki saat süren mülakattan edindiği izlenimi, 'Medvedev'in NATO'nun genişlemesi konusunda uyarı ateşi' olarak özetliyor: "Rusya Başkanlığını üstlenmeye hazırlanan Dimitri Medvedev, eski Sovyet cumhuriyetleri Ukrayna ve Gürcistan'ın NATO üyeliğine kabul edilmesinin Avrupa'da güvenliği tehdit edebileceği uyarısında bulundu. "Medvedev 'bu durumdan hiç hoşnut değiliz ve bunu varolan Avrupa güvenlik yapıları açısından son derece kaygı verici buluyoruz' dedi. Medvedev'in sözleri gelecek hafta Bükreş'te yapılacak zirvede iki ülkeye üyelik yolunda bir eylem planı sunulması aleyhindeki baskıyı artıracaktır. Çok sayıda Avrupa ülkesi, Rusya ile bir çatlak oluşmaması için bu planın sunulmasına karşılar." Medvedev mülakatında İngiltere ile kötü giden ilişkileri geliştirmek istediğini belirtiyor. İç siyaset konusunda ise, ülkesinde hukukun üstünlüğünü sağlama, yolsuzlukla mücadele ve yaşam standartlarını yükseltme sözleri veriyor. Financial Times, Rus siyasetçinin 'kendisinin selefi Vladimir Putin'den daha az zorlu olmayacağı' hükmüne ve Putin dönemiyle süreklilik sağlanması niyetinin altını çizdiğine dikkat çekiyor Sarkozy'nin ziyareti NATO ile ilişkilerin izlenmesine bir diğer vesile, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin yarın başlayacak olan İngiltere ziyareti. Sıradışı bir şekilde, eşinin yanı sıra annesiyle birlikte ülkeye gelecek olan Sarkozy, yine sıradışı bir şekilde Başbakan Brown ile başbakanlıkta değil, Arsenal futbol stadında görüşecek... Daily Telegraph'a göre, bu ziyarette Sarkozy Afganistan'a bin ek asker gönderme taahhüdünde bulunacak ama buna karşılık NATO'nun Napoli'deki Güney Avrupa Kanadının komutanlığını isteyecek. Kısa adı AFSOUTH olan bu kanat ittifakın Türkiye ve Yunanistan'ı da kapsayan bölümünü oluşturuyor. "Bu görev şimdiye dek hep dört yıldızlı bir Amerikalı general tarafından üstlenildi. yardımcıları, İtalyan ve İngiliz oldu. Bu makamı elde etme girişimi, Sarkozy'nin ittifakın entegre askeri kanadına dönme girişiminin bir parçası. Buna karşılık, Amerika'nın Avrupa Birliği'nin savunma siyasetinin NATO ile bağlantılandırılması ısrarından vazgeçmesini istiyor." Buna karşılık Financial Times, Fransa'nın İngiltere ile Avrupa ortak savunma politikası konusunda uzlaşma sinyalleri verdiğini, Avrupa savunma gücünün NATO'dan ayrı; kendisine ait tam teşekküllü bir karargâhı olması ısrarından vazgeçtiğini kaydediyor. Gazete Sarkozy'nin ülkesini Charles De Gaulle'ün 42 yıl önce çekildiği NATO'nun askeri kanadına yeniden dahil etmeye sıcak baktığını da ekliyor. Dini kuruluşlar denetimindeki okullarda eğitim İngiltere gündeminde en yoğun tartışılan konulardan birisi Ulusal Öğretmenler Sendikasının dini kurumlar denetimindeki okullar konusunda önerdiği değişiklikler... Halihazırda ülkedeki eğitim kurumlarının üçte birini oluşturan, kiliseler ve diğer dini konsey ve temsilcilikler denetimindeki yedi bin okulda 1 milyon 700 bin öğrenci eğitim görüyor. Ancak gazeteler öneriler dizisinin farklı yönlerini öne çıkarıyorlar. Guardian, okulların öğrencilerini dinlerine göre seçme yetkisinin ellerinden alınması ve tüm okullarda tüm dinlerin öğretilmesi olarak aktarıyor bunu... Times, "sendikanın radikal önerileri, Müslüman ve diğer dini grupların daha fazla dini okul açılması talebini karşılarken, çocukları kopuk ortamlarda eğitmenin olumsuz etkilerinden kaçınmaya yönelik bir kumar" diyor. Sendikanın genel sekreteri Steve Sinott, dini okulların yayılmasının toplum içi ilişkileri baltalama tehdidi yarattığı uyarısında bulunuyor. Bulvar gazetelerinden Daily Star bunu 'okullarda Kuran okutulacak' diye duyururken, Daily Express 'okullarda Kuran okutma planı öfkeyle karşılandı' manşetini atmış, Daily Telegraph, "okullarımızda Müslüman din adamları ders verecek" diyor. Peki öneriler aslında ne öngörüyor? Özetle, tüm okulların farklı dinleri öğretmek için imamları hahamları ya da rahipleri konuk etmesi, öğrencilerin bireysel inancına bakılmaksızın seçtiği okula girmesi ve girdiği okulda ibadeti için imkanlar bulması, okulların tüm dinlerin kutsal günlerini tanıması, üniforma ve yiyeceklerin farklı dini ihtiyaçlara da hizmet edecek şekilde düzenlenmesi... Ancak tüm bunlar zaten birer tavsiye niteliğinde... Bu arada Daily Telegraph, ilk sayfadan yer verdiği bir araştırmaya göre, 2020'de ülkede camilere giden Müslüman sayısının kiliseye giden Hıristiyan sayısından daha fazla olacağını duyuruyor. Gazeteye göre bu da ülkede İslam'ın İngiliz kültürü üzerinde artan etkisinin bir göstergesi. Biyo-yakıt kotalarına eleştiri Guardian'ın manşetinde ise biyolojik yakıtlar konusu dikkat çekiyor. Gazete Hükümetin çevre konusundaki en üst düzey bilimsel danışmanı Bob Watson'ın, biyo-yakıtlara yönelmekte aceleci olunmaması uyarısına dikkat çekiyor. Watson, biyo-yakıt kullanımı konusunda zorunlu kotalar getirmeden önce, bu yakıtların çevreye etkilerinin iyice incelenmesinden yana... Guardian'a göre bu tavır İngiltere ve Avrupa Birliği'ni karşı karşıya getirebilir. "Başbakan Gordon Brown, hükümetin en üst düzey danışmanlarından birisinin biyo-yakıtların iklim değişimi ile mücadeledense bunu hızlandırmaya yol açabileceği uyarısı ardından bu konuda Avrupa Birliği ile savaşmaya hazırlanıyor. "İngiltere'de 1 Nisan'dan itibaren, benzin istasyonlarına stoklarının yüzde 2,5'i oranında biyo-yakıt bulundurma zorunluluğu getiriliyor. Birlik bu kotayı 2020'de yüzde 10'a yükseltmeye hazırlanıyor. Brown'un bu planın karşısında durma niyetinde olduğu anlaşılıyor. Ancak İngiltere bu mücadelede dikkatli hareket edecek çünkü yüzde 10 hedefinin başlıca savunucusu, Avrupa Komisyonunun başkanı Jose Manuel Barroso." Beşinci Beatle: Aspinall Beatles'ın beşinci üyesi diye nitelenen Neil Aspinall'ın 66 yaşında ölümü de tüm gazetelerde karşımıza çıkıyor. Grubu 1 sterlin karşılığı minibüsünde konserlerine getirip götürmekten, tüm hesaplarının sorumlusu olmaya kadar kariyerlerinin her noktasında yanlarında bulunan Aspinall için, Independent şu satırları kullanmış: "Beatles'ın müzik şirketi Apple Records'ı yönetti, Yellow Submarine şarkısının nakarat kısmını söyledi ve müzik sanayinde hakiki beşinci Beatle olarak tanındı. Dünyanın en ünlü grubu hakkında pek az kişi Neil Aspinall kadar çok şey biliyordu. Paul Mc Cartney ve George Harrison'ın liseden arkadaşı olan Aspinall, muhasebeci olmaktan vazgeçip grubun işlerine koşan yardımcısı oldu. Grubun plak markasını 40 yıl yönetti. Asıl hüneri ise grup dağıldıktan sonra Beatles markasının başarısını sürdürmesini sağlamak oldu." Guardian'da yazan Hunter Davies ise, Aspinall'ın grubun pek çok mahrem sırrını bildiğine ancak bunların hepsini kendisiyle beraber mezara götürdüğüne dikkat çekiyor. | İlgili haberler 24 Mart 2008 Basın Özeti24 Mart, 2008 | Basın Özeti 23 Mart 2008 Basın Özeti23 Mart, 2008 | Basın Özeti 21 Mart 2008 Basın Özeti21 Mart, 2008 | Basın Özeti 20 Mart 2008 Basın Özeti20 Mart, 2008 | Basın Özeti 19 Mart 2008 Basın Özeti19 Mart, 2008 | Basın Özeti 18 Mart 2008 Basın Özeti18 Mart, 2008 | Basın Özeti 17 Mart 2008 Basın Özeti17 Mart, 2008 | Basın Özeti 16 Mart 2008 Basın Özeti16 Mart, 2008 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||