|
27 Mart 2008 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de bugün gündeme hakim olan konu Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin ziyareti.
Başlıca gazetelerin istisnasız hepsinin ilk sayfasında, İngilizleri şıklığı ile etkilediği anlaşılan Bayan Sarkozy'nin fotoğrafları var. Guardian'ın ağır giyimi ve hostes kepi şeklindeki şapkasıyla "iki ölçü Jacqueline Kennedy, bir ölçü liseli kız" diye nitelediği Carla Bruni-Sarkozy'nin, ne giydiği ve nasıl hareket ettiğine dair yorumların, gezinin gündemi kadar geniş şekilde tartışıldığını söylemek fazla abartılı olmaz. Hatta Financial Times, "İmparatoriçe Josephine'den bu yana hiç bir Fransız first lady'si bu kadar ilgiyle izlenmedi" diyor. Independent, ilk sayfasını otururken bir balerini andırır şekilde parmak uçlarında duran Bayan Carla Bruni-Sarkozy'nin fotoğrafı ile kaplarken manşetini şöyle atmış: "Fransa 1 - İngiltere 0. (Ama bu dün akşamki futbol maçının sonucu değil: Madam Bruni-Sarkozy'nin kalabalıkları büyülemek için başvurduğu şık ayak manevralarının kaydettiği skor.)" Daha çok, eşinin boyuna erişmek için kullandığı yüksek topuklu ayakkabıları ile fotoğraflanan Nicolas Sarkozy'nin bıraktığı izlenimse farklı şekillerde yorumlanmış. Guardian'dan Simon Hoggart'ın üslubu alaycı: "Bizi seviyor. Bize tapıyor. Bize hürmet ediyor! Nicolas Sarkozy’nin dün parlamentodaki konuşmasını dinlemek bir itfaiye hortumundan fışkırtılan krem şantiye tutulmak gibiydi. Seleflerinin aksine Fransa'yı İkinci Dünya Savaşı'nda kurtardığımız için bize teşekkür bile etti!" Hoggart, bu şekilde uzayıp giden konuşmasıyla Sarkozy'nin parlamentoda umduğu gibi, ayakta alkışlanmayı başardığını söylüyor. Aynı gazetede yazan Timothy Garton-Ash, Fransa ile tarihi bir uzlaşmanın tam da ülkenin ihtiyaç duyduğu şey olduğunu savunuyor. "Biz İngilizler, karşı kıyıdan hiç bu kadar cazip bir öneri almamıştık. İngiliz-sever bir Fransa Cumhurbaşkanı, İngiltere’yi Alman-Fransız eksenine dahil etme kararlılığında; üstelik de kendisi Amerikan yanlısı ve ülkesini NATO askeri yapılarına yakınlaştırmak; pek çok alanda İngiltere ile ortak siyasetler geliştirmek istiyor. İngiltere'nin bu öneriye iki elle sarılmamak için deli olması gerek". Independent'ta yazan Adrian Hamilton Sarkozy'nin emsalsiz bir Fransız cumhurbaşkanı olduğu kanısında: "Tutkuyla İngiliz yanlısı olan Fransız Cumhurbaşkanının eşsiz kılan şey, Fransa'nın geleceği için güneye ya da doğuya değil, batıya bakıyor olması. Sarkozy'nin Amerika'yı idolleştirişi, Fransa ve Avrupa'yı Anglo-Sakson tarzı kapitalizm çizgisine getirme kararlılığı, ve uluslararası kuruluşlarda reform konusundaki heyecanı, onu Brown'un gözünde bir ruh eşi yapmalı... Ancak İngiliz-Fransız işbirliği konusundaki tüm konuşma ve yazılara rağmen, aklı başında olan hiç kimse bunun başarılacağına inanmıyor. Bu da kısmen Brown'un Avrupa'ya yaklaşımının, daha doğrusu yaklaşmamasının bir sonucu. Times'ın dış haber editörü Bronwen Maddox ise daha çok Sarkozy'nin sözlerini tutmasının zor olduğunu düşünüyor: "Sarkozy NATO'ya yeniden entegrasyon önerisini, Avrupa savunma işbirliğinde yakınlaşmayla eşliyor. Bu Amerika bir yana, İngiltere için bile nefret uyandıran bir fikir. "Cazip bir öneriyi imkânsız bir öneriye bağlamak, hiç bir şey vaat etmemekle aynı şey. "Sarkozy'nin ekonomi konusunda ortak zemin sözlerine gelince; ulusal devleri destekleme şeklindeki korumacı söylemleri Brown'un hissiyatına uymuyor. Üstelik bir yıllık Sarkozy iktidarı da pek önemli bir sonuç kaydedemedi. Dolayısıyla sözlerini kolayca gerçekleştirmesi de zor görünüyor" Daily Telegraph da benzer bir kanıda: "Sarkozy’nin bu yılın ikinci yarısında üstleneceği AB dönem başkanlığı gündemi son derece iddialı. Öncelikleri arasında Avrupa Birliği için bir dışişleri bakanı ve daimi başkan belirlemek, bir Avrupa ordusunun temellerini atmak var. Sarkozy'nin Akdeniz Birliği çağrıları şimdiden Berlin’de rahatsızlık yarattı. Savunma, göç ve ortak tarım politikası alanlarında düşündükleri Londra üzerinde benzer bir etki yapabilir. Dolayısıyla Sarkozylerin ziyaretinin yarattığı heyecan, yakında yerini eski görüş ayrılıklarının teyidine bırakacak." Irak'ta Şiiler birbirine mi düşüyor? Independent Irak'taki çatışmaları iç savaşta yeni bir cephe olarak niteliyor. "Şimdi de Şii çoğunluk birbirine düştü" diye başlık atan gazete şu satırlara yer veriyor: "Sadr yandaşları, hükümetin bu yıl yapılacak ve kazanmaları beklenen seçimlerden önce kendilerini saf dışı etmeye çalıştığına inanıyor. Basra'daki militanların hükümetin talebi doğrultusunda silah bırakması pek olası değil. Aynı zamanda Sadr'ın 29 Ağustos'ta ilan ettiği ateşkesi sürdürmeye istekli olduğu da açık... Maliki'ye elçiler gönderip askerleri çekme ve sorunları diyalog yoluyla çözme çağrısı yaptı..." Times ise gelişmeleri "topyekûn savaş" olarak niteliyor. "Irak'ın en büyük iki kenti dün adeta birer hayalet kasabaydı. Milyonlarca kişi, hükümetin en büyük kumarının yani başıbozuk Şii militanlara karşı topyekün savaşın; ülkeye istikrar mı getireceği yoksa tüm ülkeyi şiddete mi sürükleyeceği görülene dek evlerine kapanmıştı." Times, gelişmeleri ABD Başkanı George Bush ile değerlendirmiş: "Başkan Bush, Basra çevresindeki çatışmaların artışını İngiltere'nin askerlerini çekmesine bağlamayı reddetti. Bush, Times'a açıklamasında Irak hükümetinin kuvvetli müdahalesinin süreçte olumlu bir nokta olduğunu, egemen bir ülkenin kanun dışı unsurlara müdahale etme istekliliğini gösterdiğini, ancak Irak'taki hassas durum karşısında hala kuvvetli bir Amerikan varlığı gerektiğini söyledi." Bush'a yöneltilen sorular arasında, ABD'de seçim ortamına yaklaşılırken Irak'taki 140 bin askerin çekilmesi çağrıları da var: "Bush kararların 'en yüksek sesle bağıranlar doğrultusunda ve siyasi hesaplarla' alınmayacağını söyledi. 'Durumu göz önüne almaksızın çekilmemizi isteyenler olduğunu biliyorum, ama ben başkomutan oldukça böyle bir şey olmayacak' dedi." Pakistan'da ABD'ye tavır değişiyor mu? Guardian, Pakistan'daki yeni hükümetin Amerika'ya karşı mesafeli hatta soğuk bir yaklaşım benimsediğine dikkat çekiyor. "Üst düzey Amerikalı diplomatlar John Negroponte ve Richard Boucher, ülkede soğuk bir şekilde karşılandılar. Salı günü koalisyon ortağı Navaz Şerif, Amerikalıları Pakistan'ı bir ölüm tarlası olarak kullandıkları gerekçesiyle kamuoyu önünde eleştirdi. "Dün yeni Başbakan Yusuf Rıza Gilani, Başkan Bush ile yaptığı telefon konuşmasında İslamcı aşırı unsurlara karşı mücadelede silah kadar diyaloğa da başvurmak istediğini söyledi. "Bu alanda kalkınmayı da içeren kapsamlı siyasi bir yaklaşım gerekiyor" dedi. "2001'den bu yana Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref ile yakın ilişkilerine büyük önem veren Amerika Birleşik Devletleri şimdi kendisini elinin tersiyle ittiği siyasetçilerle karşı karşıya buldu." Litvinenko'nun eşi soruşturma istiyor Times gazetesinde 2006 yılında Londra'da esrarengiz şekilde radyoaktif maddeyle zehirlenerek öldürülen eski Rus ajan Aleksander Litvinenko'nun eşi Marina; eşinin ölümü konusunda adli bir soruşturma açılmasını talep ettiğini ilan ediyor. "Bunu, kanıtları bir soruşturmada kamuoyu önüne sürmenin başlıca zanlı Aleksandr Lugovoy'un iadesi girişimlerini zorlaştıracağını söyleyen Scotland Yard ve Dışişleri Bakanı David Miliband'in isteklerine karşı çıkarak yapıyorum." diyor. "Eski KGB ajanı ve şimdiki milletvekili Lugovoy'un asla iade edilmeyeceğine inanıyorum. Dolayısıyla bence ancak tüm kanıtların bağımsız bir mahkeme önünde açıkça gözden geçirilmesi gerçekleri ortaya çıkaracak." Banka denetiminde özeleştiri İngiliz Mali Hizmetler İdaresi'nin Northern Rock bankasının yaşadığı krizle ilgili raporu da bugün geniş şekilde irdeleniyor. Raporda, denetim kurumunun kriz konusunda uyarıda bulunmayı sağlayacak bir denetim yapmayı başaramadığı sonucuna varılıyor. Independent, "Rapor daha fazla denetim gerektirdiğini apaçık şekilde gösterdi" diyor. Times, idarenin denetim görevini yapmamış olduğunu ve böylece güveni sarstığını kaydediyor: Daily Telegraph'ın yorumu ise daha da sert: "Mali denetçimiz iş başında uyuyormuş." "Mali hizmetler İdaresi Northern Rock olayı konusundaki değerlendirmesine takdire şayan şekilde açık sözlü ve kapsamlı yaklaşmış. Keşke görevini yapmak konusunda da bu kadar titiz olsaydı. "İç denetim birimlerindeki gözden geçirme, kabul edilemez ölçüde beceriksizlik ve dikkatsizliğe işaret ediyor. Özel sektör ve kamu sektöründeki denetimlerde genel standart buysa hepimizin başı dertte demektir. Çünkü rapor, denetimlerin oldukça gevşek olduğunu gösteriyor." İzlanda'nın dış yatırımlardaki değişkenlik etkisiyle istikrarsızlığa açık hale geldiği uyarıları bugün de tartışılmaya devam ediliyor. Türkiye'ye dikkat çekiliyor Financial Times'a ek olarak Daily Telegraph da bugün konuyu ele almış. Gazetenin uluslararası ekonomi editörü Ambrose Evans-Pritchard "İzlanda salgını her yere yayılabilir" diyor: "İzlanda giderse, Baltıklar, Balkanlar, Macaristan Türkiye ve belki Güney Afrika da gidecek. Tüm bu ülkeler, gelirlerinin mümkün kıldığının ötesinde bir yaşam sürüp hesaplarındaki muazzam açıkları dış finansman akışıyla kapatıyorlar. "Capital Economics'ten Doğu Avrupa uzmanı Neil Schering Türkiye'nin herhangi bir sınavda ilk gösterge olacağını söylüyor. 'Ben paramı Türk lirasında tutmak istemezdim: Nasıl bunca zaman bu kadar yüksek kaldığı zaten bir muamma. Ülke ekonomisinde muazzam dengesizlikler var. Cari açık gayrı safi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 8'i ve başsavcı iktidar partisini kapatmaya çalışıyor' diyor." "Türkiye'nin dış borçları 276 milyar dolar. Yapı Kredi Bankası Türk şirketlerinin bu yıl hedefledikleri 48 milyar dolarlık taze krediyi bulmakta zorlanabileceklerini söylüyor. Şimdiye dek ülke yen cinsinden 'carry trade'in gözdesiydi. "Japon yatırımcı ordusuna karşı konulmaz karlar sunuyordu. Ancak son haftalarda yenin yükselişi bu akışları allak bullak etti. Yen pozisyonlarının çözülmesi İzlanda'da bu hafta yaşanan para çıkışında da şüphesiz kilit unsur oldu." Bilgisayar oyunlarına sınırlama Tüm gazetelerde yer alan bir diğer haber İngiltere'de bilgisayar oyunlarının şiddet içerikleri nedeniyle tabi tutulacağı yeni sınırlamalar: Bu konuyu manşetine taşıyan gazetelerden Times'a göre, "Video oyunları sigara paketlerindeki gibi sağlık uyarıları taşıyacak; sinema filmleri gibi yaşa göre sınıflandırma yapılacak. "Başbakan için hazırlanan rapora göre, oyunları kutusunun üzerinde belirtilen yaşın altındaki çocuklara satanlar da yüklü bir para cezası veya 5 yıla kadar hapisle yargılanacak". "Klinik Psikolog Tanya Byron tarafından hazırlanan rapor, ayrıca internette zararlı olabilecek içeriğe ulaşımın önüne geçmek için kapsamlı bir halk eğitim kampanyasını öngörüyor. Byron, 'çocuğunuzu yüzme bilmeden havuza göndermezsiniz. O zaman neden riskler konusunda uyarmadan ekranın önüne geçmelerine izin veresiniz ki? diye soruyor. " Gözetimi artırmak için bilgisayarların yatak odalarından salonlara taşınması; çocuklara pornografi ve sohbet odalarında kimliklerini gizleyen sübyancılar gibi risklerin anlatılması da öneriler arasında yer alıyor. | İlgili haberler 26 Mart 2008 Basın Özeti26 Mart, 2008 | Basın Özeti 25 Mart 2008 Basın Özeti25 Mart, 2008 | Basın Özeti 24 Mart 2008 Basın Özeti24 Mart, 2008 | Basın Özeti 23 Mart 2008 Basın Özeti23 Mart, 2008 | Basın Özeti 21 Mart 2008 Basın Özeti21 Mart, 2008 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||