|
21 Şubat 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Aşırı sağcı görüşleri ile tanınan İngiliz tarihçi David Irving'in, Yahudi soykırımını reddetmek suçundan Avusturya'da yargılanıp 3 yıl hapis cezasına çaptırılması, Avrupa basınında büyük yankı buluyor.
Avusturya'da yayımlanan Der Standard gazetesi, Yahudi soykırımının inkarını suç sayan yasaların varlığını savunuyor ve şöyle diyor: "David Irving gibiler, bu suçların gerçekten işlendiğini gayet iyi bilirler. Nasıl işlendiğini de ortaya çıkarmaları güç değildir. "Ancak amaçları, bunları inkar etmek, önemsiz göstermek ve siyaseten kabul edilebilir hale getirmektir. Milliyetçi sosyalizmi mazur göstermeye yönelik bu girişimlere göz yummak, demokrasinin sınırlarını zorlamak ve soykırım kurbanlarına ihanet olacaktır." David Irving'in aldığı mahkumiyete İngiliz basını da geniş yer ayırmış. Times başyazısında, soykırımı reddetmeyi suç sayan yasaları tartışmaya açıyor ve şöyle devam ediyor: "Soykırımı inkar etmeyi, onaylamayı, önemsiz ya da mazur göstermeyi suç saymak için, Avusturya'nın kendine özgü haklı nedenleri var. Almanya'nın da öyle." "Ancak bu çerçevede bile, söz konusu yasalar tartışmaya açıktır. Bu tür bir yasak, Nazi Almanya'sının işlediği suçlarla yüzleşme sürecinin tamamlandığı gibi bir yanlış anlamaya sebep olabilir. Oysa gerçek böyle değil." "Almanya Nazi geçmişiyle ilgili olarak ıstırap verici bir toplumsal tartışma sürecinden geçti. Avusturya'da ise, sadece 2004 yılında, soykırımı reddetme suçundan 724 mahkumiyet kararı verildi." "Ancak söz konusu yasaların, Avusturya halkının geçmişleriyle henüz tam olarak yüzleşememiş olduğu gerçeğini perdelemek için kullanıldığı kanısı bir hayli yaygın. Almanya'nın aksine, Avusturya bu yüzleşme sürecini tamamlamış değil." Independent ise olayın ifade özgürlüğü boyutuna eğiliyor. "Irving'in görüşlerinin hiçbirine katılmıyoruz, ancak bu görüşleri kamuoyuna yansıtma hakkı korunmalıdır" diyen gazete şöyle devam ediyor: "İfade özgürlüğü, sadece katıldığımız görüşlerin ifadesini savunmak ile sınırlı olmamalıdır. Ancak Muhammed Peygamber karikatürlerinde olduğu gibi, insanları incitmek için bir kalkan işlevi de görmemelidir ifade özgürlüğü." "Herkes düşündüğünü, nefret, şiddet ve cinayete teşvik boyutuna taşımadan ifade etme hakkına sahiptir. Yahudi soykırımını tartışmak da, bu kategoriye kesinlikle girmez." "Tam tersine, soykırımın inkarını suç saymak, her tür muhalif görüşün yasaklanması ile sonuçlanabilecek bir yolun başlangıcıdır." Aşılamalı mı, aşılamamalı mı? Avrupa basınında geniş yer bulan bir başka konu da, kıtada kanatlı hayvanlar arasında yayılan kuş gribi virüsüne karşı alınacak önlemler. Şu ana kadar Almanya, Fransa, İtalya, Slovenya, Avusturya ve Yunanistan'da görülen vakaları değerlendiren İsviçre gazetesi La Tribune, "Kamuoyunu yatıştırmak giderek zorlaşıyor. Zira gazete manşetleri, tehdidin gerçek boyutlarının çok ötesine geçmiş durumda" diyor. Gazete tartışılan önlemleri ise şöyle değerlendiriyor: "Tüm kanatlı hayvanları aşılamak, H5N1 virüsünün yayılma hızını düşürecek, ancak tamamen ortadan kaldırmayacaktır. Masrafı bir yana, bu önlemin en kötü sonucu, tüketiciyi tavuk ürünlerinden daha da uzaklaştıracak olmasıdır." "Zaten tavuk ürünleri, şimdiden birçok ailenin sofrasından dışlanmış durumda." Danimarka'dan Politiken gazetesi ise kuş gribi tehdidi karşısında itidal çağrısı yapıyor. Veremin her yıl Danimarka'da aldığı canların, dünyada şimdiye kadar kuş gribinden ölenlerden çok daha fazla olduğuna dikkat çeken gazete şöyle devam ediyor: "Kuş gribinin gerçek kurbanları, temel protein kaynağı tavuk ürünleri olan milyonlarca Asyalı. Eğer Avrupa ülkeleri kuş gribi karşısında paniğe kapılarak, dünyadaki tüm kanatlıların itlafını talep ederse, bunun sonuçları çok daha kötü olacaktır." "Dünya nüfusunun büyük bölümü proteinden mahrum kalacak ve bu sefer de buna bağlı ölümler baş gösterecektir." "Dolayısıyla kuş gribi önümüzdeki günlerde Danimarka'daki kanatlı hayvanlarda da görülürse, yapılacak en iyi şey sakin davranmaktır. Zira panik, H5N1'in kendisinden daha ölümcüldür." Kuş gribi henüz İngiltere'ye ulaşmadı. Ancak özellikle Fransa'da ortaya çıkan vakalar nedeniyle, yetkililer tehlikenin kapıda olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla alınacak önlemler konusunda İngiltere'de hareketli bir tartışma var. Guardian gazetesi, düşünülen önlemleri ve bunlarla ilgili kaygıları şöyle aktarıyor. "Birçok Avrupa ülkesinin, kanatlı hayvanları kapalı mekanlara almaya ve aşılamaya başlaması ile aynı önlemleri alması için İngiltere hükümeti üzerindeki baskı artıyor." "Ancak bu konuda bilimadamları ikiye bölünmüş durumda. Hükümet de, bunun bir işe yarayıp yaramayacağı konusundaki belirsizlik nedeniyle, yeterli aşı ısmarlamış değil." "Tavuk yetiştiricileri de, hükümetin, kanatlı hayvanların kapalı alanlara alınması gibi bir zorunluluk getirmesi ihtimalinden endişe ediyor. Zira birçoğunun buna elverişli tesisleri yok." Kosova'nın statüsü Avrupa basınında yer bulan bir başka konu ise Kosova. Sırp ordusunun, 1999'da NATO tarafından bölgeden çıkarılmasından bu yana Birleşmiş Milletler gözetiminde olan Kosova'nın nihai statüsüne ilişkin görüşmeler dün Avusturya'nın başkenti Viyana'da başladı. Sırbistan'da yayınlanan Danas gazetesi, bağımsızlık isteyen Kosovalı Arnavutlarla masaya oturan Sırpların hissiyatını yansıtıyor. "Uluslararası toplumun temsilcileri, görüşmelerin bağımsızlık ile sonuçlanmasının kuvvetle muhtemel olduğunu hissetiriyor. Sırbistan'da kimse bu durumdan hoşlanmıyor. Ancak siyasetçiler buna hazırlıklı olmalı." "Bir mucize olur da, daha fazlasını elde edebilirsek, bunu kamuoyuna anlatmak belki daha kolay olur. Yine de Belgrad gerçekçi olup, en acılı sonuca, yani bağımsız Kosova fikrine kendini alıştırmalı." Almanya'dan Frankfurter Rundschau ise, bölge bağımsızlığa doğru gidiyor olsa da, Viyana görüşmelerinin Kosova'nın nihai statüsü üzerinde kalıcı ve herkesin üzerinde fikir birliğine vardığı bir sonuca ulaşamayacağını savunuyor. Gazete ileride çıkabilecek sorunlar konusunda Avrupa Birliği'ni de şu sözlerle uyarıyor: "10 yıl içinde, eski Yugoslavya'nın parçası olan devletlerin tamamı Avrupa Birliği üyesi olacak. Yani, şu anda elde etmek için savaştıkları egemenliğin büyük bir kısmını Brüksel'e devretmeleri gerekecek." "Dolayısıyla Viyana'da tartışılan, Avrupa Birliği'nin bir iç meselesinin geleceğidir. Birlik bu yeni sorunla başa çıkmanın yeni yollarını bulmalıdır." | İlgili haberler 19 Şubat 2006 Basın Özeti19 Şubat, 2006 | Basın Özeti 17 Şubat 2006 Basın Özeti17 Şubat, 2006 | Basın Özeti 16 Şubat 2006 Basın Özeti16 Şubat, 2006 | Basın Özeti 15 Şubat 2006 Basın Özeti15 Şubat, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||