|
10 Ağustos 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Daily Telegraph, nükleer faaliyetlerine yeniden başlama kararı alan İran'ın durdurulması gerektiğini savunuyor.
Gazete başyazısında, konunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne havale edilerek ekonomik yaptırımların gündeme getirilmesinin, milyonlarca gencine iş bulmayan İran'ı kararından döndürebileceğini yazıyor. Times gazetesinin dış haberler editörü Bronwen Maddox ise konunun Birleşmiş Milletler'e havale edilmesi durumunda Güvenlik Konseyi'nin veto hakkı bulunan beş daimi üyesinden birisi olan Çin'in Tahran'a ekonomik yaptırım uygulanmasını engelleyebileceğini belirtiyor. 'Çin engelleyebilir' Maddox, yazısında şöyle diyor: "Krizin Güvenlik Konseyi'ne havale edilmesi, Tahran'la Avrupa Birliği arasında iki yıldan uzun bir süredir devam eden görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlandığı anlamına gelmez. Zira Avrupa Birliği hem zaman kazandı hem de uluslararası destek topladı. "Ama bu uluslararası desteğin en zayıf halkasını, petrol kaynaklarını kaybetmek istemeyen Çin oluşturuyor. Çin'in giderek artan enerji ihtiyacı İran karşısında Batı'nın elini zayıflatıyor." Financial Times gazetesi de, Çin'in enerji ihtiyacını konu alan bir haberinde Avustralya'nın elektrik enerjisi üretiminde kullanılması koşuluyla Pekin'e uranyum satmayı planladığını aktarıyor. Gazetenin haberi özetle şöyle: "Uranyum satışı, ABD ile Çin arasında 1985 yılında imzalanan ve bu maddenin nükleer silah üretiminde kullanılmayacağı taahhüdünü içeren sözleşmeye uygun olarak yapılacak. Çin'in 9 nükleer reaktörü var ve 2020 yılına kadar nükleer enerji kapasitesini dört katına çıkarmayı hedefliyor. Almanya'da yayımlanan Sueddeutsche Zeitung, Alman anayasa mahkemesinin, erken seçim kararına karşı çıkan iki milletvekilinin itirazını görüşmeye başlamasıyla ilgili haberinde 18 Eylül'de yapılması planlanan seçimin iptalinin mümkün olduğunu belirtiyor. Gazetenin yorumu şöyle: "Baştan söylemek lazım. Seçimler garanti değil. Anayasa mahkemesi yargıçları, Başbakan Schroeder'in erken seçim kapısını aralamak için teknik gereklilik yüzünden kasıtlı bir şekilde güvenoylamasını kaybetmesini sorguluyor. Schroeder anayasaya aykırı davranmasına rağmen erken seçim konusunda hem meclisin hem de cumhurbaşkanının onayını almayı başardı. "Bu durumda mahkemenin önünde iki seçenek var. Ya bunun bir istisna olması gerektiği uyarısında bulunarak erken seçime yeşil ışık yakacak ya da oylamanın anayasaya aykırı olduğuna hükmedecek." Frankfurter Allgemeine ise "Almanya parlamenter demokrasi mi Başbakanlık demokrasisi mi?" diye soruyor. Gazete şu yorumu yapıyor: "Anayasa mahkemesi sırf bu nedenle, Schroeder'in kasıtlı olarak yarattığı ve anayasayal ilkeleri yutan siyasi tsunaminin dalgalarına kendini kaptırmamalı" İngiltere gazetelerinde 7 Temmuz saldırılarından sonra gündeme gelen terörle mücadele önlemleriyle ilgili haber ve yorumlar ağırlığını koruyor. Independent gazetesi, Birleşmiş Milletler'in İngiltere Hükümeti'ne bu konudaki uyarısını aktarıyor. Gazeteye göre, Birleşmiş Milletler'in işkence raportörü Manfred Novak, terör zanlıların işkence sicilleri bulunan ülkelere iadesinin, insan haklarını düzenleyen uluslararası sözleşmeleri ihlal edeceği uyarısında bulunuyor. Novak, İngiltere Hükümeti'nin iade edilecek zanlılara işkence uygulanmayacağı konusunda güvence almaya çalıştığını anımsatarak "İsveç, daha önce böyle bir güvence alarak bir zanlıyı Mısır'a iade etti. "Ama Mısır verdiği sözü tutmadı ve zanlıya işkence yaptı. Sistemli bir şekilde işkence uygulayan bir ülke işkence yaptığını tabi ki kabul etmez" diyor. Howard'dan yargıya uyarı Muhafazakar Parti lideri Michael Howard ise Daily Telegraph gazetesindeki yazısında, yargıdan, alınacak terörle mücadele önlemlerine müdahale etmemesini istiyor. Howard yazısında şöyle diyor: "Terör tehdidini ortadan kaldırmak için herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. İktidarın da muhalefetin de. Büyük bir bölümü yazılı olmasa da İngiltere anayasası kuvvetler ayrılığına dayanıyor. Halka karşı sorumlu olan, hesap vermesi gerekenler, seçilmişlerdir, parlamentodur. Yargıçların parlamentonun iradesine saygılı olması gerekir. Teröre karşı mücadeleyle, özgürlüklerden hangi ölçüde feragat edilebileceği arasında bir denge kurmalıyız. Bunu parlamento yapmalı. Mevcut insan hakları yasası bu ülkede, hırsızın, evini soyduğu kişiye dava açmasına izin verdi. Yine aynı şekilde, seri cinayetten hüküm giymiş bir katile, bilgiye ulaşma ve ifade özgürlüğü var diye hapishanede porno film getirildi. Hem de halkın ödediği vergilerle. Yargıçların gereğinden fazla faal davranarak parlamentonun önüne geçmesi, sadece halkın yargının tarafsızlığına olan güvenini sarsmakla kalmayacak güvenliğimizi ve hukukçuların korumaya çalıştığı özgürlükleri de tehlikeye atacak." 'Blair, İslamcı militanlara yumuşak davranıyor' Times gazetesinde, Suudi Arabistan'ın görev süresi dolan ve Washington büyükelçiliğine geçmesi beklenen Londra Büyükelçisi Prens Türki el Faysal'la yapılmış bir mülakat yer alıyor. Faysal demecinde İngiltere Hükümeti'ni ülkedeki radikal İslamcılara karşı yumuşak davranmakla suçluyor. Suudi Büyükelçi, İslamcı militanlara karşı iki-buçuk yıldır yaptıkları uyarıların Blair hükümeti tarafından dikkate alınmadığından yakınıyor. Financial Times "Brüksel müzakereler konusunda Türkiye'nin kaygılarını gidermeye çalışıyor" başlıklı haberinde şöyle diyor: "Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu yetkilisi Ollie Rehn, Fransa'nın veto kartını kullanacağından endişe eden Ankara'nın planlandığı gibi 3 Ekim'de müzakerelere başlayacağına inandığını söyledi. Fransa'yı Türkiye'ye karşı koşullar getirmemesi konusunda uyaran Rehn, 'Avrupa'nın istikrarlı, demokratik ve refah seviyesi yükselen bir Türkiye'ye ihtiyacı var. Stratejik çıkarlarımız bunu gerektiriyor. Müzakereler, bizi bu hedefe götürecek bir araçtır. Bu yolculuk, gidilecek yer kadar önemlidir' diyor." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||