|
25 Mart 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa'da bugün pek çok gazete, Paskalya tatili dolayısıyla yayımlanmıyor. Ancak baskılarını sürdüren gazetelerde Kırgızistan'daki gelişmeler başlıca konu.
İngiliz Times'ta yazan Jeremy Page, "sadece iki hafta süren gösteriler ardından Cumhurbaşkanı Akayev iktidarını neredeyse hiç direniş göstermeden bıraktı" diye başlıyor yazısına... Gazete zengin kaynakları olan Kırgızistan'ın uyuşturucu kaçakçılığı için geçiş noktası ve İslami köktendinciliğin olası yetişme alanı olarak kritik önemde olduğunu belirtiyor. "Üstelik de" diyor, Çin'e sınır komşusu olan bu ülkede, Amerika ve Rusya'nın birbirine 35 kilometre mesafede askeri üsleri var." Jeremy Page şöyle devam ediyor yorumuna: "Kimileri buna limon devrimi dedi, kimileri lale devrimi... Ama sloganlarına rağmen, pek az kişi bu küçük ülkenin dağınık ve parçalanmış muhalefetinin, Ukrayna'nın ya da Gürcistan'daki devrimlerin bir benzerini tekrarlayabileceğine ihtimal veriyordu. Her şey bir yana, isim üzerinde bile anlaşamamışlardı" Guardian'da yazan Ian Traynor da "Putin'in Sovyet sonrası dönem vizyonunda bir boşluk daha" diye başlık attığı yazısında aynı noktaya dikkat çekiyor: "Ukrayna ve Gürcistan'da kararlı barışçı direnişçiler vardı. Bişkek'teki olaylar hala mirasın paylaşımı üzerinde kanlı ve çirkin bir kavgaya dönüşebilir." diyor. "Çünkü Akayev karşıtı cephede net ve üzerinde uzlaşılmış bir lider yok. Mücadele despotlarla demokratlar arasında değil, bölgesel ve aşiret temelli farklara dayanıyor. Olayların çığrından çıkmaması için uluslararası arabuluculuk gerekebilir. AGİT bu önemli göreve şimdiden talip oldu. " "Rusya açısından ise bu olay Putin'in zaafını gösteriyor. Putin Büyük Rusya'yı geri getirme vaadiyle göreve geldi ancak bölgede Rus nüfuzunun en şiddetli erozyona uğradığı döneme imza attı. Putin'in sorunu demokrasinin kazançlarını Rusya'nın kaybı olarak görmesinden kaynaklanıyor." İspanya'da El Pais, Gürcistan ve Ukrayna'dan sonra "demokrasinin dev dalgaları Sovyetler Birliği'nin en ücra köşelerine ulaşabilecek kadar ivme yakalamış gibi görünüyor" yorumunu yapmış. "Bu Moskova için bir diğer darbe. Ancak bundan sonra ülkede demokrasiye geçişi düzenleme işi sadece Kırgız vatandaşlarına düşmeli. Moskova, Washington ve Pekin bu sürece müdahale etmekten kaçınmalı." Sırada kim var? Daily Telegraph, başyazısında "Kırgızistan, Orta Asya devletlerinin kümesine salınan bir tilki oldu" yorumunu yapıyor. Bu görüşe katılan Avusturya'dan Der Standard, Askar Akayev'in devrilmesinin Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan ve Türkmenistan liderleri için de kötü haber olduğunu belirtiyor. "Hatta bu, bu ülkelerin vatandaşları için daha da kötü bir haber. Çünkü liderleri şimdi sınırlı özgürlüklerin bile kendi sonlarını hazırlayacağından çekinerek daha sert bir baskı politikası uygulamaya girişebilirler. "Peki sırada neresi var?" diye soruyor İngiliz Independent ve bölge ülkelerinde durum değerlendirmesi yapıyor. "Türkmenistan'da halk henüz böyle bir devrimin olduğunu, liderleri Saparmurat Niyazov ülkeyi son dört yıldır dış dünyaya kapattığı için bilmiyor. Kırgızistan ile sınırını takviye eden ve istikrarsızlığın yayılabileceği uyarılarında bulunan Tacikistan'da, geçen ay yapılan seçimler AGİT tarafından eleştirildi ancak burada henüz bir huzursuzluk belirtisi yok." "Kırgızistan'ın bazı açılardan örnek aldığı Kazakistan'da, siyasi açından pek çok benzerlik olsa da petrol zenginliği halka biraz daha fazla yansıyor. Kırgızistan sınırını kapatan Özbekistan'da ise İslam Kerimov muhtemelen kaygıya kapıldı. Ancak ülkesi Orta Asya'nın en güçlü ordusuna sahip ve bir polis devleti gibi yönetiliyor." Times'ın tahminleri ise farklı. Gazete Azerbaycan ve Ermenistan'ı "devrim öncesindeki diğer ülkeler" olarak niteliyor. Fransa'da Liberation gelecekteki adımlar için dikkatli olunması uyarısında bulunuyor. "Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği açısından bu demokratik hareketleri desteklemekten daha doğal bir şey olamaz. Ama batının eliyle dikilip sulanan demokrasi çiçeklerine dikkatli bakılması gerek." "Aksi halde yeni rejimler de eskilerinin yola sapabilir. Yolsuzluk, adam kayırmacılık, kaos ve baskı bu rejimlerin Amerika ve müttefiklerine faydalı olabileceği düşüncesiyle hoşgörülmemeli. Aksi halde demokratik kıvılcımların bu istikrarsız ve patlamaya hazır bölgede bir yangına yol açması riski var ki, bu da ancak radikal İslam'ın işine gelir." Irak'a savaş açmak yasal mıydı? Irak'a savaş açılmasının yasallığı hakkında savaş öncesinde hükümete sunulan hukuki mütalaanın içeriği ve son anda değiştirildiği suçlamaları, tüm İngiliz gazetelerinin başlıca gündem maddelerinden olmaya bugün de devam ediyor. Independent bu konuya manşetini ve dokuz sayfasını birden ayırmış. Başbakan Blair'e belgeyi açıklaması için seslenen gazete "Yayınlamazsanız, yanarsınız" diye manşet atıyor. "Şimdi İngiliz hükümeti önünde zorlu bir gelecek ihtimali var. Irak'ta savaşa gitmenin temelini oluşturan hukuki belgeyi açıklamazsa, hükümetin ülkeyi yasadışı bir savaşa sürüklediği izlenimi güçlenecek. Bu açmazı Tony Blair tamamen kendi elleriyle yarattı." "Dün dışişleri bakanı Straw, belgenin gizliliğini savundu ancak Lord Goldsmith'in tavsiyesinin savaşın hemen öncesindeki haftalarda değiştiğini de kabul etti. Gündeme gelen sorular ancak belgenin tamamen açıklanmasıyla yanıt bulabilir. Parlamento bu yönde bir talepte bulunablir, Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası'nın takibinden sorumlu komisyon üyesi bu talebi getirebilir. Şimdi her ikisi de harekete geçmeli. Bu, emsal tartışmalarıyla bir kenara atılamayacak kadar önemli bir konu." Daily Telegraph da Blair'in istemese de sunulan belgeyi açıklanmaya zorlanmasının teknik olarak mümkün olduğunu anlatıyor ve bu konuda yasal yetkisi olan Enformasyon Komisyonu sorumlusunun, şikayetleri araştırmaya başladığını duyuruyor. Eski dışişleri bakanı Robin Cook, Guardian'daki yazısında, "Blair, en kötü kabuslarında bile Irak konusunun iki yıl sonra peşini bırakmayacağını düşünemezdi" diyor: "Hukuk işlerinden sorumlu devlet bakanını suçlu değil, kurban olarak görmek mümkün. Savaşın yasallığı hakkında sunduğu son açıklama, Saddam Hüseyin'in hayal ürünü kitle imha silahlarını bırakmayı reddettiği varsayımına dayanıyordu." "Lord Goldsmith görüşünü sunmadan önce Başbakan'dan Irak'ın yükümlülüklerini ihlal ettiği konusunda şüpheye yer bırakmayan bir teminat aldı. Butler Soruşturması'nın sonradan ortaya çıkardığı gibi, istihbaratın zayıf, gevşek ve yoruma dayalı olduğunu bilse, bu görüşü sunmayabilirdi." Gazeteler, Goldsmith'in Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmeler ardından fikir değiştirdiğini savunuyor. Guardian'da bu yorumdan hareket eden karikatürde, ABD Başkanı Bush silahlı bir goril, Başbakan Blair de maskeli bir sorgulayıcı olarak resmedilmiş. Bush'un ayaklarından tutup ters çevirerek salladığı Lord Goldsmith haykırıyor: "Evet, evet! Şimdi anlıyorum, bu durum yasal!" Brown'dan Müslümanlara övgü İngiltere basınındaki seçim tartışmaları bağlamında, Maliye Bakanı Gordon Brown'un bir konuşması da Daily Telegraph sayfalarında yer buluyor. Bir rahibin oğlu olan Brown, katıldığı bir toplantıda Müslümanları 'modern çağın kahramanları' olarak niteledi, 'Müslümanlar İngiltere'ye umut ve idealizm getirdi' dedi. "Maliye Bakanı, İslam sosyal adaleti, dürüstlüğü ve eşitliği savunduğu için Müslümanların İngiltere'ye manevi ve ekonomik olarak katkıda bulunduğunu söyledi. 'İslam hepimizin bir ahlak evreninin parçası olduğumuz öğretiyor, bundan hepimiz ders alabiliriz' dedi. İngiltere'deki 1,5 milyon Müslümanın büyük bölümü Irak savaşına dek İşçi Partisi'ni destekliyordu. Parti şimdi bu seçmenleri geri kazanmak için vargücüyle çalışıyor." Brüksel zirvesi ardından Times, Başbakan Tony Blair'in, Brüksel zirvesinde AB reformunu sekteye uğrattığını söylediği Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'a misilleme hazırlığında olduğunu öne sürüyor. "Blair istihdam kurallarında reform planlarına karşı zafer kazandığını savunan Chirac'a cevaben, Fransa'nın sonunda oylamayı kaybedip yenilgiye uğrayacağını savundu. İngiltere diğer pek çok ülkenin getiridği öneriyi desteklediğini ve nihai kararın nitelikli çoğunluk yöntemiyle alınacağını vurguluyor." "Chirac Brüksel'de zaferini ilan etmeden önce tüm liderlerin gitmesini beklemiş, İngiltere'nin aldığı teşviklerin de artık haklı gerekçesi olmadığını söylemişti. Blair de Fransa'yı Avrupa'nın modernleşmesine direnenler arasında anarak Chirac'tan intikam aldı. Kimilerine göre Blair'in Fransa'ya eleştirileri, bu ülkede anayasaya 'hayır' cephesini güçlendirerek, İngiltere'yi Avrupa anayasasını referanduma götürmekten kurtarmayı hedefliyor. " Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Mayıs'taki Avrupa anayasası konusunda kısa süre içinde halka hitaben bir konuşma yapacağını açıklamıştı. Le Nouvel Observateur'ün bu konuşma için Cumhurbaşkanı'na bazı tavsiyeleri var: "Öncelikle Fransızlara bu referandumun iç siyaset değil Avrupa konusunda olduğunu söylemenin hiç bir anlamı yok" diye başlayan gazete şöyle devam ediyor: "İster beğenin ister beğenmeyin, seçmenlerin yüzde 59'u toplumsal durumun tercihlerini etkileyeceğini söylüyor. Bu nedenle referandumun siyasi, daha da önemlisi toplumsal bir konu haline geldiği ortada." "Fransızlar 29 Mayıs'ta işlerini kaybetme korkusu ve tek güvenceleri olan sosyal güvenlik imkanlarını yitirme kaygısıyla oy verecekler." İngiliz Daily Telegraph ise İngiltere Merkez Bankası Başkanı'nın euro hakkındaki uyarılarına yer veriyor: "İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mervyn King, Avrupa İstikrar ve Büyüme Paktı'nda yapılan reformlar ardından Euro'nun bir çöküşe gidebileceği uyarısında bulundu. Milletvekillerine hitaben bir konuşma yapan King "Gerçekten bütünlüklü bir mali disiplin olmadan, para birliğinin uzun vadede başarılı olacağına inanmak güç" diye konuştu. "King'e göre, merkez bankası mensupları bu gelişmeler karşısında ciddi şekilde kaygılı, hatta yılgınlığa düşmüş durumdalar." Hırvatistan için görev gücü Avusturya'da Die Presse, Avrupa Birliği'nin Hırvatistan'ın Lahey'deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'yle işbirliğini değerlendirmek üzere bir görev gücü kurmasını memnuniyetle karşılıyor. Savaş suçu zanlısı bir generali iade etmemesi, geçen hafta Hırvatistan'ın AB ile üyelik müzakerelerine son anda başlayamamasına yol açmıştı. Gazete görev gücünün Avrupa Birliği'ne aradığı çıkış stratejisini sunduğunu belirtiyor. "Avrupa Birliği'nin bu konuda sadece mahkemenin savcısı Carla del Ponte'nin görüşlerine dayanarak hareket etmesi ne adil, ne de akıllıcaydı. Bu, adil değildi çünkü, kısa süre önce Türkiye, insan hakları ihlallerine rağmen Birlik'ten çok daha dostane bir muamele gördü. Akıllıca değildi; çünkü müzakereler ertelenirken bir çıkış stratejisi düşünülmeden hareket edildi. Şimdi ise Hırvatistan "dürüstlüğünü kanıtlaması için iyi bir fırsata kavuşuyor." BM askerlerinin utancı İngiltere'de Guardian, ilk sayfasının büyük bölümünü Birleşmiş Milletler barış gücü askerlerinin gerçekleştirdiği cinsel taciz suçlarına ayırıyor. Gazete "bu suçlar mutlaka cezalandırılmalı" görüşünü savunuyor. "Hazırlanan iç raporda ortaya konanlar, barış güçlerinin itibarına aşağılayıcı bir darbe indirdi. Haiti, Sierra Leone, Bosna, Kamboçya, Doğu Timor ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi yerlerde, meselenin ciddi bir siyasi sorun haline geldiği anlaşılıyor." "Kongo'da askerlerin yetim çocuklara cinsel ilişki karşılığı iki yumurta vermeyi vaadettiği belirtiliyor. Birleşmiş Milletler'in parçalanmış bir topluma yardım için bu ülkelere gittiği ama halkın güvenini suistimal ettiği kaydediliyor." Gazeteye göre önerilen çözümler ise, bu gibi suçlar için olayın yaşandığı ülkede askeri mahkemeler kurulması, yerel halkla askerler arasında cinsel ilişkiye yasak getirilmesi ve DNA örnekleri alınarak babalık testleri yapılması ile, askerlerin çocuklara mali destek sağlaması. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||