BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 22 Mart, 2005 - TSİ 08:09
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
22 Mart 2005 Basın Özeti
Avrupalı maliye bakanlarının, ortak para birimini kullanan ülkelerin uyması gereken İstikrar Paktı kurallarını gevşetmesi İngiliz gazetelerinde geniş şekilde işleniyor.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Guardian, 'eski AB komisyonu başkanı Romano Prodi'nin bir zamanlar "aptalca" diye nitelediği pakt sonunda biraz daha makul bir hale geldi' diyor başyazısında.

Gazete yapılan değişikliklerin gerçekleri göz önüne aldığını ve tüm tarafları memnun edecek çözümler içerdiğini belirtiyor ama şu uyarıyı da yapmadan geçmiyor.

"Burada istisnai durumları o kadar çok ve o kadar muğlak ki, Euro bölgesini daha güvenilir ve sağlam kılacak sert kuralları sağlayıp sağlayamacağı kaygı yaratıyor."

Financial Times ise daha karamsar; kararı "İstikrar Paktı öldü" diyerek duyuruyor başyazısında.

"Bakanlar İstikrar Paktı'nı övmek değil, gömmek için toplandılar ve bunu çarpıcı bir verim göstererek başardılar. Kuralların gevşetilmesi ile pakt, o kadar zayıfladı ki değersiz hale geldi."

"Bu paktın oluşturulmasında amaç kamu finansmanında uzun vadede sürdürülebilirlik sağlamaktı. Pakt eski haliye bunu başaramamış olabilir, ama yeni haliyle bu yönde bir çaba bile içermiyor. Bunun sonucunda üye ülkeler daha yaratıcı muhasebe yöntemleri geliştirecek, aşırı açıklarını haklı çıkarmanın yollarını arayacak."

Financial Times'a göre bunların sonucunda Avrupa ekonomileri artan emeklilik yüklerinin de etkisiyle uzun vadede borçlarını ödeyememe noktasına doğru gidiyor.

Gazete bir diğer haberinde de Maliye Bakanı Gordon Brown'un açıklamasına dayanarak bu gelişmelerin İngiltere'nin ortak para birimine geçişi önünde yeni bir engel oluşturduğunu belirtiyor.

Times, "bu uzlaşma eğer üyeler arasında bir rahatlama havası yarattıysa bile bu hava, Avrupa anayasasına destek aramak üzere düzenlenen özel zirvede dağılacak" diyor.

"Çetin pazarlıklar sonunda hazırlanan anayasaya destek hızla azalıyor. İngiltere'nin bu konudaki kaygıları zaten biliniyordu ama Brüksel'de şimdi asıl endişe yaratan Fransa. Birliğin kurucu üyesi olan Fransa anayasaya hayır derse bu proje ölmüş demektir."

Daily Telegraph Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun kamuoyu anayasa aleyhine döndüğü için Fransız yönetimini sert şekilde eleştirdiğini yazıyor.

"Barroso Fransız liderlerden işlerinin gereğini yapmalarını ve Fransız seçmenlere anayasanın ne olduğunu anlatmak için çaba sarfetmelerini istedi" diyen gazete, uzak bir ihtimal olarak nitelediği Türkiye'nin üyeliği gibi meseleler nedeniyle referandum tartışmasının rayından çıkmasına Barroso'nun tepki gösterdiğini ve "kamuoyunun kafası karıştıysa suç bizde değil" dediğini aktarıyor.

BM reformu

Independent Kofi Annan'ın Birleşmiş Milletler için getirdiği reform önerilerinin 60 yıldır İkinci Dünya Savaşı'nın muzaffer cephesinin hakimiyetindeki örgütün çehresini değiştireceğine dikkat çekiyor.

Gazeteye göre Annan üstü kapalı da olsa Güvenlik Konseyi'nin bu yaz genişletilmesi yolundaki girişimlere destek vermiş oldu.

Gazeteye göre üyeleri kendi topraklarındaki insan hakları ihlallerini ört bas ettiği gerekçesiyle eleştirilere uğrayan insan hakları komisyonunun yerine yeni bir kurul oluşturulması önerisi de Amerikalıların gönlünü almak için sunulmuş bir ödün.

Independent, "BM'nin reforma ihtiyacı olduğu doğru ama bu reformun yönünü örgütün Washington'daki düşmanları tayin etmemeli" diyor ve tüm dünyayı bu saygın kuruluşu güçlendirmek için göreve çağırıyor.

Financial Times ise, "Annan Birleşmiş Milletler'i kurtarmak için daha ne kadar ileriye gidebilir ya da gitmeli" diye soruyor başyazısında...

"Annan'ın önerilerinin kaderi, Irak'a uygulanan yaptırımlarla ilgili yolsuzluk suçlamalarından kendisinin ne durumda çıkacağına ve daha da önemlisi Bush yönetiminin yapıcı bir tavır uygulayıp da kendisiyle orta yolda buluşup buluşmayacağına bağlı."

Yaşam ve ölüm çizgisi

Times'ın dış haber editörü Bronwen Maddox, bitkisel hayattaki Terri Schiavo'nun yaşam hakkı üzerindeki tartışmaları, Amerika ve Avrupa'nın ölüm ve yaşam kavramları konusunda ne kadar farklı yönlere ilerlediğinin göstergesi diye niteliyor.

"Ötanazi, kürtaj, kök hücre araştırmaları ve hepsinden önemlisi ölüm cezası konusunda iki tarafın tavrı arasındaki ayrım Irak'takilerden bile daha büyük. Schiavo tartışması Amerika'da 15 yıldır sürüyordu. Bush yönetimi yeniden Beyaz Saray'a dönene dek kimse bunun ulusal bir mesele olacağını tahmin etmezdi. Ama emeklilik reformu tepki çeker ve Irak konusunda muhalefet artarken, yönetim için dindar muhafazakarlardan faydalanmak her zamankinden daha cazip görünüyor."

"Avrupa'da ise durum pek çok açıdan daha liberal. AB anayasasına Hıristiyanlık ifadesi bile konmadı. Tabi her ülkede ötanazi hassas bir konu. Ama hiç bir yerde Amerika'da olduğu kadar etkiye ve oy getirme potansiyeline sahip değil."

İngiltere'de genetik gıdaya son mu?

Independent bir bilimsel araştırmayı bugün ön sayfasına çekmiş.

Gazete "beş yılın sonunda genetik değişime uğramış bitkilerin doğal hayata zararı kanıtlandı" diyor ve "Genetik ürünlerin sonu" diye manşet atıyor.

Araştırma sonuçları, yağ üretiminde kullanılan kolza bitkisinin genetik değişimden geçmiş tohumlarınının, doğal hayat için normal tohumlara göre daha zararlı olduğunu gösterdi.

Yani çevredeki kuşlar çiçekler ve böceklerin yaşamı da üründen olumsuz etkileniyor.

Gazete geniş alanlarda yapılan dört denemeden sadece birinin zararın az olduğunu gösterdiğini belirterek, genetik değişime uğramış gıda sektörünün tabutuna son çivi de çakıldı diyor.

BBC'de kesintiler

BBC'deki kesintiler de tüm gazetelerde yer bulan bir diğer konu. Gazeteler iki bini aşkın kişinin işten çıkarılması kararının "kuruluşun kalbinin sökülmesi" demek olduğunu aktarıyor okuyucularına...

Daily Telegraph, daha önceki 1700 kişilik işten çıkarma kararı ile düşünüldüğünde bunun her beş çalışandan birinin işinden olacağı anlamına geldiğini vurguluyor.

"Bu kereki kesintiler, haber, spor, ve program yapımı dallarından olacak. Kesintilerin ise yatırım olarak kuruma döneceği vaadediliyor."

Gazete sendikaların eylem hazırlığında olduğunu belirterek bir sendika yöneticisinin şu sözlerini aktarıyor. "Burada önemli bir sorunun yanıtı eksik. Her beş kişiden biri eksilirken, kalite nasıl korunacak?"

Orta Doğu

Guardian Lübnan Başbakanı Refik Hariri'ye yönelik suikastte ipuçlarının bombanın yeraltına yerleştirdiğini gösterdiğini bunun da olaya Suriye'nin karıştığı yolunda bir kanıt olarak yorumlandığını vurguluyor. Gazeteye göre şimdi gözler Birleşmiş Milletler'in açıklayacağı araştırma raporunda:

"Kofi Annan bu raporu önümüzdeki günlerde açıklayacak. Rapor hem saldırının nasıl olduğu hem de Lübnan makamlarının olayı ört bas etmeye çalışıp çalışmadığı konusunda resmi ağızdan ilk göstergeleri sağlayacak. Ancak Beyrut'ta yapılan diğer soruşturmada yetkililer İslami bir örgüt bağlantısını kurmaya çalışıyor ve bombanın bir araca yerleştirildiğine inanıyor."

Independent sayfalarında, "Filistinliler yeni yerleşimler barış kapısını kapatır diyor" başlığı dikkat çekiyor.

Gazete Filistinli başmüzakereci Saeb Erakat ile İsrail'in Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerini genişletme planını görüşmüş.

"Erekat, AB ve BM liderlerinin de aralarında olduğu 95 dünya liderine birer mektup göndererek, Maale Adumim yerleşimi ile Doğu Kudüs arasında 3500 yeni konut inşası planlarını durdurmasını istedi."

"Erekat'a göre bu konutlar yapılırsa barış kapısı kapanır. Bu toprakları hiç bir zaman nihai statüde İsrail'in parçası olarak kabul etmediklerinin altını çizen Erekat, bununla birlikte sözlerinin, müzakerelerin kesilmesi önerisi olarak algılanmamasını istiyor. 'Ben İsraillilerin derhal nihai statü müzakerelerine dönmesini istiyorum' diyen Erekat şöyle devam ediyor: 'Yerleşimler ve barış arasında bir seçim yapmak gerek. Kimse her ikisine birden kavuşamaz'."

Guardian ise Kudüs'te kısmen karanlık yollardan emlak satışına dair iddiaları sayfalarına taşımış.

Buna göre Kudüs'te İsrail devletinden sonra en fazla toprağa sahip olan Rum Ortodoks Kilisesi bu toprakları Yahudilere satıyordu.

İddialara göre buradaki kilisenin mali işler sorumlusu Nikolas Papadimas, Kudüs'ün eski mahallelerindeki toprakları Yahudilere el altından satıyordu. Yunanistan'da da kilise parasını zimmetine geçirmekten hakkında ayrı bir dava açılmış olan Papadimas kayıplara karışmış durumda."

"Ancak Filistinliler olayın daha yukarılara, Kudüs Başpiskoposu'na gitittiğini öne sürüyorlar. Filistin Başbakanı Ahmed Kurey'e göre, bu girişim Yahudilerin doğu Kudüs'ü yahudileştirme stratetijisinin bir parçası. Olaylar ardından Rum Ortodoks kilisesi satışları iptal etti. Yunanistan dışişleri bakanlığı da Kudüs'e olayı araştırmak üzere dün bir heyet gönderdi."

Independent gazetesi İsrail ve Filistin arasında barış için bugünlerde kendisi de bir savaşın ortasında kalan bir ismin kolları sıvadığını duyuruyor: Chelsea Futbol Kulübü'nün Portekizli Teknik Direktörü Jose Morinho.

Gazete, "Olamaz! Morinho şimdi de Orta Doğu sorununa el attı" manşetini kullanmış.

"Pazar günü, Mourinho Paskalya dolayısıyla Tel Aviv'e uçarak Filistin ve İsraillilerin karma takımlarından oluşan dört takımın karşılaşacağı iki günlük futbol festivaline katılacak. Şimon Peres'in davetlisi olan Mourinho genç takımlarından birinin teknik direktörülüğünü üstlenecek diğer çalıştırıcılara da tavsiyelerde bulunacak. Daha sonra düzenleyeceği basın toplantısında ise kendine has keskin üslubuyla futbolun çatışmaları çözümlemede oynayabileceği rolü anlatacak."

Gazete tam da bu sırada İsveçli hakem Anders Frisk'e yönelik suçlamaları nedeniyle UEFA'nın Mourinho hakkında disiplin işlemi başlattığını anımsatıp, bu zamanlamayı biraz ironik buluyor. Nitekim bu konu hemen tüm İngiliz gazetelerinde geniş şekilde işleniyor.

Mourinho depremi

Times tartışma nedeniyle en iyi ihtimalle Mourinho'nun bir veya iki maç sahaya sokulmayacağını, en kötü ihtimalle Chelsea'nin Avrupa Şampiyonası'ndan çıkarılabileceğini belirtiyor.

Guardian Mourinho'nun sert tavırları ile bu duruma kendisinin davetiye çıkardığını ve daha öncesinden de kabarık bir sicili olan teknik direktörün önce kendi sinirine karşı zafer kazanması gerektiğini belirtirken, Daily Telegraph UEFA'yı çifte standart ile suçluyor.

Gazete "Mourinho'ya ceza vermek yerden göğe kadar haklı olabilir ama futbolu temizlemek istiyorsa UEFA önce Avrupa maçlarında ırkçı hakarete uğrayan siyah oyuncular konusunda adım atmalı; Deco, Collina ve Rijkaard gibi yetkililere yönelik iddiaları araştırmalı" diyor.

İlgili haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik