|
Türkiye'ye ihtiyaç var mı? | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin tartışmalar, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim günü yaklaştıkça ivme kazanıyor. Türkiye'nin üyeliğine ekonomik, siyasi ve kültürel nedenlerle karşı çıkanların sayısı bir hayli fazla. Ancak üyeliği destekleyenler de hemen hemen aynı gerekçeleri öne sürüyor. Fransız parlamenter Pierre Lequiller ile Avrupa Dostları adlı düşünce kuruluşunun başkanı Giles Merritt'e sorduk: Türkiye'nin AB üyeliği konusunda ne düşünüyorsunuz? PIERRE LEQUILLER - HAYIR Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmasına karşıyım, asla da desteklemedim. Siyaseten güçlü bir Avrupa istiyorum. Dünyaya karşı tek bir ağızdan konuşabilecek bir Avrupa istiyorum ve Türkiye Avrupalı olursa bunun mümkün olacağını sanmıyorum.
Avrupa Birliği yalnızca bir serbest ticaret bölgesi olamaz. Uluslararası arenada etkili bir siyasi birlik olmalı. Bu nedenle, sınırlarını çizmeli. Bulgaristan, Romanya ve Batı Balkanların ötesi için bir üyelik politikasına değil, komşuluk stratejisine ihtiyacımız var. Türkiye'nin AB'ye entegrasyonuna karşı çıkmak, Avrupa'nın özünde bir Hıristiyan kulübü olduğu anlamına gelmez. Müslüman bir ülke olan Bosna da, zamanı geldiğinde katılacaktır. Ben ayrıca Türkiye'yle ticari anlaşmalara ve gümrük birliğine de karşı değilim. Türkiye'ye 'imtiyazlı ortaklık' önermemiz gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir ortaklık, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında varolan güçlü ilişkileri daha da sağlamlaştıracaktır. Türkiye'yle müzakereler 3 Ekim'de başlıyor. Bu süreç, hem çok uzun hem de zorlu bir süreç olacaktır. Bugün hiç kimse, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım için gereken tüm reformları yapıp yapamayacağını söyleyemez. Bunun için ülkede öncelikle derin bir zihniyet değişimi gerekiyor. Pierre Lequiller, Fransa meclisinin Avrupa Komisyonu Başkanı, Avrupa Parlamentosu'ndaki Avrupa Halk Partileri grubunun Başkan Yardımcısı, Fransa'da iktidardaki Halk Hareketi Birliği'nin üyesi. GILES MERRITT - EVET 1980'lerin ortasında, Türkiye'nin Avrupa kulübüne katılması fikrine karşıydım. Ancak Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra görüşlerim tamamen değişti.
Komünizmin yıkılmasıyla başlayan belirsizlik döneminde, Batı Avrupa'nın güvenliği ve refahının, eski Sovyet uydu devletlerini AB'ye almaya ve buralarda istikrar sağlamaya bağlı olduğuna ikna oldum. Bu yeni durum ayrıca Türkiye'nin Avrupa bloğuna alınmasını acil bir hale getirdi. Türkiye, istikrarsız Kafkas cumhuriyetleri ve Orta Asya'daki sıcak bölgelere ve tabii Orta Doğu'ya yakın bir coğrafyada yer alıyor. Önde gelen bir bölgesel güç ve komşusu olduğu coğrafyada istikrar sağlayıcı bir etkisi var. Bu nedenle AB'ye sıkı sıkıya bağlanması uzun vadede birliğin çıkarına. Bundan 20 yıl önce başlıca sorun, Jacques Delors'un ifadesiyle, Türkiye'yi 'Hıristiyan klübümüze' alamayacak olmamızdı. Bu tür önyargılar hala var. Ama konuya gerçekçi yaklaşanlar, din meselesini artık çok farklı görüyor. Türkiye'nin üyeliği, Avrupa ile İslam dünyası arasında bir köprü kurabilir. İşaret etmek istediğim bir nokta da, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne sağlayacağı ekonomik avantajlar konusudur. Türkiye'nin resmen üye olacağı dönemde, diyelim 2020 civarında, Avrupa'da nüfusun yarısından azı çalışıyor olacak. Oysa aynı dönemde Türkiye'de aktif işgücü, nüfusun üçte ikisini oluşturacak. Biz Türkiye'nin giderek daha iyi eğitilen işçilerine muhtacız. Ayrıca, yakın zamanda Almanya'nın nüfusuna sahip olacak Türkiye'nin giderek gelişen ekonomi ve sanayi gücünden yararlanabiliriz. Türkiye katıldığında Avrupa Birliği'nin eskisi gibi olmayacağını düşünenler, mazide kalan bir çağda yaşıyor. Dünya hızla değişiyor. Biz de onunla birlikte değişmeliyiz. Giles Merritt, Avrupa Dostları adlı düşünce kuruluşunun genel sekreteri ve Avrupa Dünyası dergisinin genel yayın yönetmeni. |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||