|
Fransız 'hayır'ının yan etkileri | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa Birliği'nin kurucularından hiç biri daha önce bir AB anlaşmasına ret oyu vermemişti.
Pazar günü düzenlenen referandum sonunda Fransa'dan yükselen hayır, AB'yi daha önce benzeri görülmemiş bir krize sürükleyebilir. Anayasaya karşı çıkanların çoğunluğu oluşturduğu bu sonuç, aslında pek çok unsurun birleşiminin sonucu:
Ancak neden her ne olursa olsun, Fransa'dan yükselen "hayır", Avrupa'da entegrasyon sürecine bir kurucunun ilk kez doğrudan karşı çıkması anlamına geliyor. Şimdiye dek tüm üye hükümetlerin imzaladığı bir belgenin onay alamadığı bir durum yaşanmamıştı. Ancak Pazar günkü referandumdan sonra, şimdi bu da ihtimallerden biri. Fransa'nın "hayır"ı aynı zamanda, anayasanın temel hedeflerinden birinde, "AB'yi halklara yaklaştırmak konusunda" başarısızlığa uğradığını da gösteriyor. AB ve Fransa'yı şimdi zor bir siyasi seçim bekliyor: 'Bugünün Avrupa'sına bu şekilde karşı çıkan Fransız kamuoyu belgenin şimdiki haline destek vermeye nasıl ikna edilecek? Ya da yeni bir belge mi hazırlanması mı gerekecek? Diğer oylamalar ne olacak? AB liderleri ilk aşamada, başka ülkelerde onay sürecine devam edilmeli mi buna karar vermeli. Daha önce Danimarka ve İrlanda AB oylamalarına hayır dediğinde süreç yine de devam etmişti. Ancak bu kez yaklaşımlar arasında büyük farklar var. Haziran sonunda AB dönem başkanlığını devralmaya hazırlanan İngiltere, anayasanın onaylanamadığını ilan edip, 2006'da yapılması öngörülen kendi referandum sürecinden sıyrılmaya istekli görünüyor. Ancak diğer üyelerin çoğu onay sürecine devam etmekten yana. Varşova'daki Unia & Polska Vakfı'ndan Krzystof Bobinski, "pek çok küçük üye, 'neden Fransa herkes adına karar vermiş olsun ki?' diye soruyor" diyor. Bobinski, Polonya'da pek çoklarının da anayasa sayfasının kapandığını görmekten memnun olacağını belirtmekle birlikte, "tüm krizlerin anası" olarak nitelediği böyle bir durumun birliğe zararlı olacağını düşünüyor. Bobinski, "Polonya'nın güvenli bir limana ihtiyacı var, Polonya demir atar atmaz Fransızların söküp dağıttığı bir limana değil." diyor. Onay sürecinin devam edip etmeyeceğini belirlemede yine Fransa'nın büyük payı olacak. Öncelikle Danimarkalılar ve İrlandalılar gibi, Fransızların da ikinci bir oylama yapılması halinde evet deme şansı var mı, buna karar vermek gerekiyor. Ancak yeni bir oylama şimdilik pek olası görülmüyor. "Çekirdek Avrupa" Kimilerine göre, bu noktadan sonra Fransa ve Almanya, uzun süredir gündemlerinde olan bir "çekirdek Avrupa" yaratma planlarını uygulamak üzere harekete geçecek.
Böylece İngiltere ve siyasi bütünleşmeye şüpheyle yaklaşan diğer üyeler dışarıda bırakılacak. Ancak "çekirdek Avrupa" planlarını, siyasi dinamizmin sonucu olarak değil de kriz karşısında umutsuzluğa kapılmamak için devreye sokmak, başarı şansını baştan baltalayabilir. Çekirdek Avrupa'nın nasıl işleyeceği ve kaç üyeli olabileceğine konularına şu anda belirsizlik hakim. Avrupa kilitlenir mi? Kısa vadede Fransa, kamuoyunun desteğini birlik hizmetine sunamadığı için AB içinde siyasi sermayesinden kayba uğrayabilir. Paris'in buna karşılık savı ise AB'nin Fransız seçmenden destek almak için onların kaygılarını daha fazla göz önüne alması olacaktır. Oysa başka ülkelerin de seçmenlerinden aynı şekilde destek alması gerektiği unutulmamalı. AB'nin bir kriz içine sürüklenmesi ve atılan adımları birlik genelinde bir uzlaşma zemini yerine ulusal kaygıların belirlemesi, bütçe düzenlemelerinden gelecekteki genişleme adımlarına dek pek çok konuda karar alma sürecini de zorlaştırır. Böylece içe dönük ve kilitlenmiş bir AB ile karşı karşıya kalabiliriz. Türkiye sınav olacak Birliğin karara bağlaması gereken bir diğer kilit konu Türkiye. Sonbaharda Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanacak mı yoksa birlik uluslararası siyaset açısından önemli bir vaadinden dönmüş mü olacak bunu göreceğiz. 25 üyeli AB'nin bugüne dek aldığı en önemli iki karar anayasa üzerinde uzlaşmak ve Türkiye ile müzakereler konusunda anlaşmak oldu. Birlik bu alanların her ikisinde birden başarısız olursa, karne ortalaması hemen hemen sıfıra düşecek. Kimileri bu noktada AB'nin anayasanın bazı temel başlıklarını ayrıca alıp bunları ayrıca yürürlüğe sokmasını öneriyor. Mesela yeni bir AB dışişleri bakanı atanması, yeni oylama prosedürü ve Avrupa Konseyi başkanlığı bu başlıklardan bir kaçı. Oysa bu maddeler anayasanın tam da kalbini oluşturduğu için, metnin reddedilip bunların onaylanması da garip görünecektir. Üstelik bu durumda varolan AB yapılarını daha basit açık ve verimli hale getirmeyi amaçlayan çabanın tüm meyveleri dışarıda bırakılmış olacak. Masanın başına dönüp, daha anlaşılır bir metni baştan kaleme almak en iyi sonuç olabilir. Ama bu, şimdilik en az olası seçenek olarak görülüyor. Kirsty Hughes Brüksel'deki Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi'nin (CEPS) eski araştırma görevlilerindendi |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||