Orta Doğu'da eksen arayışlarının merkezi Suriye

Kaynak, Getty Images
- Yazan, Fehim Taştekin
- Unvan, Gazeteci-Yazar
Orta Doğu'da eksen arayışlarında en ilginç denemeler Suriye sahnesinde yaşanıyor. Katar-Türkiye eksenine hasım olan Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ikilisi, hem Kürtlerin öncülüğünde şekillenen Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu ile ilgileniyor hem de Suriye lideri Beşar Esad'la yeniden el sıkışmanın koşullarını yaratmaya çalışıyor.
Türkiye'de iktidar çevreleri Suudi-Emirlik ikilisinin Fırat'ın doğusuyla ilgilenmesini "Doğrudan Türkiye'ye düşmanlık" olarak okuyor.
Suriyeli Kürt kaynaklar ise desteğin doğrudan Halk Koruma Birlikleri'ne (YPG) olmadığını savunup bu ilgiyi iki nedene indirgiyor: Birincisi, ABD'nin Suriye'de yükü paylaştırmak için Körfez'deki ortaklarını Fırat'ın doğusundaki sürece katma siyaseti. İkincisi, Suud'un Rakka, Deyr el Zor ve Haseke'deki Arap aşiretleriyle tarihsel bağlarını kullanarak nüfuzunu artırma çabası.
Bu ilgi dar bir yorumla Türkiye'nin Katar ve Müslüman Kardeşler'e desteğinin rövanşı ya da Ankara'nın elini zayıflatma girişimi gibi algılanabilir. Daha genel çerçevede ise bu yönelim ABD'nin İran'ı bölgede geriletme planının bir uzantısı gibi duruyor.
Suudiler Suriye'de ne yapıyor?
Suudi yetkililerin bölgeyle temasları Rakka'nın Irak-Şam İslam Devleti'nden (IŞİD) temizlenmesinin ardından belirgin hale geldi.
İlk olarak Körfez İşleri Bakanı Semir el Sabhan, 17 Ekim 2017'de Amerikalı özel temsilci Brett McGurk ile birlikte Rakka'ya bağlı Ayn İsa'yı ziyaret etti. Dışarıya yansıtılan gündem "Rakka'nın yeniden inşası" idi. Fakat çerçeve bundan daha genişti. Suriye Kürt Demokratik Partisi (El-Parti) temsilcisi Azad Barazi'ye göre, Suudi Bakan Sabhan, Menbiç, Rakka ve Deyr el Zor'u içine alan bir 'Sunni Arap Federasyonu' kurma önerisini tartışmaya açtı.
Daha dikkat çekici bir diğer ziyaret 30 Mayıs 2018'de gerçekleşti. Suudi Arabistan, BAE ve Ürdün'den askeri bir heyet, Kobani'nin güneyinde Harap Işk köyündeki Amerikan üssünde bazı görüşmelerde bulundu. Görüşmeye Şemmar aşiretine bağlı Senadid Güçleri, Suudilerin adamı Ahmed el Carba'nın kurduğu El Nukhba Güçleri ve Rakka Devrimcileri katıldı.
İddiaya göre görüşmelerde Rakka'nın yanı sıra ülkenin doğu ve kuzeyinde konuşlanmak üzere bir Sunni Arap gücünün oluşturulması gündeme getirildi. Oluşacak güç önce Rakka'ya, ardından doğu ve kuzeye konuşlanacak, buna paralel olarak da ABD çekilecekti. Hatta Anadolu Ajansı yeni orduya katılacaklara 200 dolar maaş vaat edildiğini ve gönüllü toplamak için Haseke ve Kamışlı'da irtibat noktalarının kurulduğunu öne sürdü. Kürtler ise görünüşe göre hem bu projeye hem de hariçten bir Arap gücünün konuşlandırılmasına sıcak bakmıyordu.

Kaynak, Getty Images
Kobani'ye üçlü ziyaret, ABD'nin Suriye'de IŞİD'den kurtarılan bölgelere hariçten Arap gücü konuşlandırma planının bir parçası olarak da okundu. Ziyaret öncesinde, ABD Başkanı Donald Trump, "Suriye'den çıkmak, askerlerimi eve getirmek istiyorum" açıklamasını yapmış, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman da "ABD'nin bir süre daha kalması gerekir" demişti.
Bunun üzerine Trump Amerikan askeri kalacaksa Körfez'deki müttefiklerin ödeme yapması gerektiğini söylemişti. Trump, Aralık 2017'de Suudi Kralı ile telefonda görüşmesinde IŞİD'den kurtarılan bölgeler için 4 milyar dolar istemiş ama bu konuda bir ilerleme olmamıştı. Wall Street Journal'a göre Trump, Suudi Arabistan, BAE ve Katar'a "Sadece para değil asker de vereceksiniz" dedi.
Mısırsız Arap gücü olamayacağı için de Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil'i arayıp plana katkı istemişti. Suudi Dışişleri Bakanı Adil el Cubeyr, 17 Nisan'daki açıklamasında Suriye'ye asker gönderme meselesini ABD ile müzakere ettiklerini ve bunu yapmaya hazır olduklarını söylemişti.
Konuşmalar ciddiydi ama her nedense Suudi Arabistan, IŞİD'den kurtarılan bölgeler için vaat ettiği 100 milyon doların ödemesini bile sürüncemede bıraktı. Vaat edilen çek, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Kaşıkçı cinayetiyle ilgili orta yol bulmak üzere Riyad'a indiği 16 Ekim günü Amerikan hesabına geçti. BAE'nin 50 milyon dolar taahhüdünün akıbeti ise meçhul.
Fırat'ın doğusuna yönelik trafiğe geçen Kasım'da daha heyecan yaratan bir halka daha eklendi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne göre bir Arap ülkesi, Deyr el Zor'a asker gönderdi. Türk medyası da çatışma bölgesinde Suud ve BAE askerlerinin görüntülendiğini iddia etti. Ayrıca Suudi Bakan Sebhan'ın başkanlığında bir Suud-BAE heyeti, Kasım'da Haseke'de McGurk ile yeniden bir araya geldi.

Kaynak, Getty Images
Güya öngörülen Arap gücü hem IŞİD'in yenildiği yerlerde tekrar nüksetmesini önleyecek hem de Irak-Suriye sınırını İran'ın yayılmacı emellerine karşı bir sete dönüştürecekti. Ortada somut bir ilerlemenin olduğunu söylemek zor.
Heyetler gelip gidebilir, yardım gönderilebilir, bunun üzerine senaryolar çizilebilir ama Mısır ve Ürdün'ün de içinde olduğu bir Arap gücünün teşekkül etmesi ve Suriye'de konuşlanması çok düşük bir ihtimal. Mısır ve Ürdün Suudilere minnet borçlarından dolayı belli projelere isteksizce ortak olsalar da Suriye'de askeri macera değil bir an önce siyasi normalleşme istiyor. Yemen'de hiçbir sonuç alamayan Suudi-Emirlik koalisyonunun kifayetsiz ordularıyla Suriye'de ayaklarına yer açması da imkânsız gibi bir şey. Amerikan güçlerinin yerini almak değil ancak Amerikan askeri varlığına eşlik edebilirler.
Suudiler ve Emirlikler'in Şam'la diyalog denemeleri
Siyasi alanda ise çok farklı bir yönelim var. Askeri planlardaki isteksizlik, belirsizlik ve çapsızlıklara bağlı olarak Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn'in Şam'la temaslarının önü açıldı. Suudilerin kanatları altında yaşayan Bahreyn'in Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed'in geçen Eylül'de BM Genel Kurulu sırasında Suriyeli mevkidaşı Velid el Muallim'le samimi kucaklaşması "Araplar Şam'la barışıyor" yorumlarına yol açmıştı.
Eylül'den sonra Körfez-Şam hattı somut gelişmelere sahne oldu. Nezavisimaya Gazeta'nın 12 Kasım 2018 tarihli haberine göre halihazırda Şam'da daimi olarak bir diplomat bulunduran BAE son zamanlarda müzakereler için heyetler gönderdi. Suudilerden ziyade BAE'in Şam'la diyalogu ilerlettiği görülüyor. Yerel kaynaklara göre Şam'daki elçiliğin açılması için gerekli tadilat ve hazırlıklar yapıldı.
BAE, Suriye krizinde Suudi Arabistan ve Katar gibi Şam'da devrim peşinde koşan bir heyecana kapılmamıştı. Hatta Emirates, Şam'a uçuşları durdursa da Şarika-Şam seferleri devam etti. Suudilerin Şam'la diyalogunun alt yapısını da Abu Dabi Emirliği yapıyor. Riyad'dan bir heyet de gizlice Şam'a gitti. Suudiler için Şam'la el sıkışmanın tek şartı İran askeri unsurları ve bağlantılı milis güçlerinin tamamen çekilmesi. İran eksenli koşullar yüzünden Suriye kapısının hala Riyad'a kapalı olduğu belirtiliyor.
İran, BAE için de sorun ama bölge politikalarını şekillendiren en önemli mesele İran değil. ABD'nin baskısı nedeniyle Tahran'a karşı yaptırımlara tamamen uysa da BAE'nin İran'la ticari ilişkileri fena sayılmaz. İranlı işadamları ambargoları delmek için BAE'de, özellikle de Dubai'de çok aktifti. İran'ın BAE ile petrol ticareti de geçen yıl 16.8 milyar doları buldu. Emirlik için Şam'la yeni bir başlangıçta katalizör varsa o da şu: "Emirlikler Müslüman Kardeşler'i tamamen yok edilmesi gereken düşman olarak görüyor; Suriye de Müslüman Kardeşler'le savaşıyor."
Ürdün zaten epey zamandır Şam'la diyalog halindeydi. Geçen Mayıs'ta Amman bağlantılı Güney Cephesi'nin ipinin çekilmesi sonrasında Ürdün-Suriye arasındaki Nasip-Caber sınır kapısının açılması yeni sayfaya giriş sayılır. ABD'den yeşil ışık yaktığında birkaç güne kalmaz Ürdün elçiliğinin kapılarını açar. Fakat ABD sahada istediğini alıncaya kadar Arapların Şam'la diplomatik normalleşmesini önleyebilir. Türkiye ve Katar Şam'la barışmadan Suriye ile ilişkileri normalleştirmek rakip cephe için öncelik olabilir.

Kaynak, AFP
Katar da Şam'a selam söylüyor
BAE gibi Katar da farklı nedenlerle Şam'la yeniden barışmanın hesaplarını yapıyor. Fakat Katar, İran'dan gördüğü buz kırıcı hamleyi Suriye'den bulamıyor. Özel kaynaklar, Suriye'nin silahlı isyanın baş finansörü ve El Cezire aracılığıyla küresel sözcüsü Katar'ı "affetmeye kesinlikle hazır olmadığını" söylüyor. Ancak Doha-Şam barışı ancak Suriye sahnesinde Türkiye, İran ve Rusya arasında sağlanacak büyük bir uzlaşı sayesinde olabilir.
İran geçmişi unutup Şam-Doha yakınlaşmasına sıcak bakıyor. Fakat İranlıların olumlu mesajlarına rağmen Hamas'ın nedametinin Suriye'de karşılık bulmaması örneğinde olduğu gibi Katar-Suriye yakınlaşmasında da İran'ın etkisi sınırlı. Hatta Şam yönetimi yeniden inşa sürecinde yeni siyasal bedellerden kaçınmak için Körfez ülkelerinin tamamen dışlanmasından yana.
Özetle Suriye'de nihai çözüm ve uzlaşı sağlanmadan Katar'ın içinde yer alabileceği daha geniş bir bölgesel eksenin ciddiyeti tartışma götürür. Bu açıdan Katarlı bakanın Bağdat'ta dile getirdiği Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Katar beşlisi bir fantezinden öteye geçemez. Ama halihazırda net bir eksen varsa o da Katar ve Türkiye'ye karşı Suudi Arabistan, BAE ve Mısır ortaklığıdır. Suud liderliğindeki eksenint tasavvur ettiği ortak Arap gücü de realiteden uzak.
Yine bu eksenin İran'ı denklem dışına iten Körfez-Suriye ortaklığı önerisi de ciddi açmazlar barındırıyor. Arap dünyasına dönerek "İran yükünden" kurtulmak Şam'ın işine gelebilir ama 7 yıldır ayakta kalmasını borçlu olduğu İran'a kolayca kapıyı gösteremez. Şam'ın son 40 yıllık siyasi sicili de bunu yapamayacağını söylüyor. Yine de İran'ın daha az görünür hale geldiği bir durum aranan normalleşmenin kapısını aralayabilir.








